HUZUREVİNDE AKIP GİDEN HAYAT
Huzurevi dediğimiz kurumlarda, adı huzurevi olsa da beyaz melekler onlarla yakından ilgilenip her türlü ihtiyaçlarını karşılasalar da hep bir şeyler eksik. Asıl ihtiyaç duydukları yakınları, evlatları, kardeşleri yanlarında olmadığı için olsa gerek tam bir huzur hissi duyamıyorsunuz.
Hiçbir yakını hayatta değilse söylenecek fazla bir şey yok. Allah yalnızlıklarını hafifletsin. Sahip olduklarıyla mutlu olmaya ve yaşamaya çalışacaklar. Oysaki çocukları veya başka yakınları tarafından bu tür kurumlara emanet edilmek, bırakılmak veya terk edilmek durumuyla karşılaşanlar için olay değişiyor. Kimseyi yargılamak gibi bir düşüncem yok. Herkesin yaşam koşulları farklı. O kişiler, kendilerine göre sorumlulukları ve zorunlulukları olduğunu söyleyecekler belki de. Daha acı olanı, o yakınının kendisi için bir "ayak bağı " olduğunu düşünmesidir. Onu büyüten, koruyan ve onun için fedakârlıklar yapan annesini veya babasını, onlara bakılsın diye huzurevi dediğimiz kurumlara bırakmıştır. Acaba huzura kavuşuyor mu oraya bırakılan kişi? Yoksa karnı doysa sırtı pek olsa da bir hüznü saklıyor mu yüreğinde.
Bakışlarında mı saklı yalnızlığın ve terk edilmişliğin yoğun kederi? Karnı doysa da yüreği aç mı yakınlarının sevgisine, ilgisine? Aslında cevabı yüzlerinden okunuyor. Yatakları rahat olsa da gönülleri rahat değildir. Özlemleri vardır sevdiklerine. Kimisi evladının yüzüne, sesine, sevgisine, kimisi de kaybettiği yakınlarına... Özlemleri ince ince işlemiştir yüreklerine. Uzaklara dalan bakışlarına... Vefa, merhamet daha birçok güzel duyguya hasret olduklarını okursunuz gözlerinden. Kimi torununun kucaklayışına kimi de ailece oturulan sofralara ve bir ailenin sıcaklığına hasret duyar. Görevlilerin ilgisi, merhameti belki bir nebze hafifletiyordur yalnızlıklarını. Ne hikâyeler saklı her birinin yüreklerinde! Evladın hayırsızlığı, sevdiklerinin vefasızlığı, hiç kimsesinin artık hayatta olmayışı, hastalıklarla mücadele etme...Birçoğu o huzurevinde hayatının son demlerini yaşıyordur.
Peki hiç mi huzur yok huzurevlerinde vb. kurumlarda. Fedakâr, sevgi dolu ve vicdanlı çalışanlar yok mu? Elbette vardır. Hepsinin de emeklerinin çok özel ve çok da zor olduğunu düşünüyorum. Bu kurumlar olmamalı mı? Hayır ne acıdır ki bu kurumlara ihtiyaç var ve olacaktır da. Ya bu yerlerde kalıp da bir de hastalıklarla mücadele edenlerin zorluğunu düşünün. Lütfen ziyaret edin bu tür kurumların sakinlerini. Onları dinleyin ve içten sevginizi sunmaya çalışın! Kendi hayatımız dışındaki hayatların kapısını aralayalım. Hayatın akışına kapılıp birbirimizi unutmayalım. Çok zor değil. Bayramlarda veya uygun olduğumuz bir zamanda yalnız olmadıklarını ve bu toplumun, bu hayatın bir parçası olduklarını hissettirip hatırlatalım.
Bir gazete haberine yer vererek noktalamak istiyorum yazımı. Bu haber her şeyi özetliyor sanırım.
Ömür geçer
ANNELİK
GEÇMEZ
"İngiltere'nin Liverpool kentinde huzurevinde yasayan 80 yaşındaki Tom Keating hastalanıp bakıma muhtaç olunca yardımına annesi Ada koştu. 98 yaşındaki anne Ada, 'Tom benim yanımda olmak için hiç evlenmedi hep benimle ilgilendi. Şimdi sıra bende' dedi. Tom ise 'Annem hiç huzurevinde yaşamak istemedi. Sırf ben hastalandığım için yanıma taşındı. İlerlemiş yaşına rağmen her akşam üstümü örtüp karnımı doyuruyor' diyerek hâlâ annesinin kanatları altında olmaktan dolayı mutlu olduğunu söyledi."
( 30 Ekim 2017 Pazartesi, Star)
HUZUREVİNDE AKIP GİDEN HAYAT
♡