Anlam ve zaman karmaşası. Var olan dünya ile aslında sonunda gideceğimiz dünya arasındaki paralel ve kesişen çizgiler. Sorgulamak kelimesi bir kelimeden daha ziyade, bir deyim, bir söyleyiş, bir haykırış halini bu noktada alıyor zannımca. Zira bir köşe başında, sessizce düşünmekteyken zihnimden geçirdiğim şu cümle beni ziyadesiyle sorgulamaya teşvik etti: ''bu Dünyada yaşıyorum ve varlığından emin bile olmadığım bir dünya için var olduğum dünyada çabalanmam isteniyor, bu nereden bakarsan bak çok mantıksız geliyor''. Daha sonra enine boyuna düşünme telaşesine girmişken, aklımdan devamı niteliğinde sözler geçmeye başladı.''Fakat bu dünya bir fragman ise, asıl dizi varlığından emin olmadığımı söylediğim o dünya ise? Kim ister ki fragmanı hoşuna giden bir diziyi izlememeyi?'' Evet sahiden de böyle olabilirdi. Çünkü bu Dünya'da her şeyin en güzeline sahip olsam dahi, hep bir şeyler eksik kalıyordu. Acaba eksik mi kalıyordu? Yoksa zaten dünya her şeyin tamamen yaşanacağı bir yer değil miydi? Yoksa zaten dünya fragmana benzer bir yapıya sahip olduğu için, güzelliklerin sadece güz(geçici) kısmını göstermek için mi varoluşsal bir sancı içerisindeydi?. Cümleler ve sorular ardı ardına geliyordu zihnimde. Kanaatimce, günlerden bir gün HZ. İbrahim için Kur'an-ı Kerim'de geçen, Allah varlığını düşünme vakasına benzer bir vaka ile karşı karşıyaydım. Fakat bir fark vardı. Ben Allah'ın varlığını sorgulamıyordum. Zira, dünya genelinde dahi düzene baktığımda varlığı inkar edilemeyecek bir hal alıyordu yüce yâradan. Benim zihnimde gezinen, haşa beni inkâra ve ikrâra götüren şey, çok başkaydı. Ve bu başkalık beni, bugün bu yazıyı yazmaya itti. Ve tekrardan günün sonunda varlığını dahi bilmediğimi söylediğim o dünyanın var olduğuna beni ikna eden detaylar; tekdüze, tamamen yalınsal, yaşamın belirli bir noktada tıkılıp kaldığı bu dünya'nın bir yaşam amacına karşılık olarak yetersiz kalması oldu.