
İşte yine bir kurban
bayramı daha gelmişti, az birazcık üzgündü bu sen kurban kesememişti
borçlarından dolayı. Malından kazancından fazlalık olarak bir kenara
biriktirecek anı bulamamış paylaşmanın, Allah’a kurban hediye etmenin
mutluluğunu takvasını yaşamamıştı. Allah’a yaklaştıran
kurban ibadetini yapamadığı için üzgündü. Kurban ibadetinde asıl olan “takvadır:
“Allah için kesilen kurbanların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır; O’na
sizden takva ulaşır… Güzellikte bulunanlara müjde ver. (22/Hac, 37)ayetine
icabet edememenin yüreğinde karanlık bir sıkıntısı vardı. Eşine ve çocuklarına
belli etmemek için gayret sarf ediyordu. Titrek çıkan sesini duyulmasın diye
bahçeye çıktı. Kurban keserek kulluk vazifesinin sıcaklığını içinde duymamanın
pişmanlığı üzgün izi yüreğini yakıyordu. Ellerini semaya kaldırdı sessiz bir
yakarışla yüce Rahmandan af diledi. Borç yüzünden veya peşini bırakmayan
ihtiyaçlar ya da bilinçsiz harcamalarının pişmanlığını şimdi derinden
hissetmişti. Gözlerinde iki damla yaş aktı. Dua ile akan Ilık bu gözyaşı bahar
mevsimimin sıcaklığı ile üzgün olan yüreğini rahatlatmış ferahlığın rüzgârını
estirmişti. Belki seneye kurban keser paylaşmanın ve kulluğun yerine getirmenin
sıcaklığını içimde hissederim dedi.
Kara gözlü kınalı koyunların
Allah’a kurban edenlerin sevinci ve neşesini görünce artık üzülmüyordu, belki
seneye keserim Yüce Rahmanın izni ile dedi. Yürekten Allah’a teslim olmuştu
zaten samimi itirafı ve pişmanlığı ile, içeriye girdi yüzündeki sıkıntı sevince
dönmüştü. Ailesi ile bayramlaştılar. Kapı çalındı yan komşusu Ramazan Efendi
kurban kesmiş bir parça getirmişti.” Allah kabul etsin” diyerekten kurban etini
aldı. Hanımına kurban etini uzatarak pişirmesini istedi,yutkunarak.Eşi Kurban
etini alırken gözleri doldu eşi Hüseyin'e gözleri nemli nemli.
-Hayatım ,küçük kızımız
zehra kurban etini ne kadar çok severdi, şimdi yanımızda yok ben bunu pişireyim,
bugün bayram günü mezarlıkta çocuklar vardır sen götür mezarı başında çocuklara
dağıt istersen.
-Tamam hayatım, zaten
bende aynı şeyi düşünmüştüm sen oğlumuza bir parça ayır ben diğerlerini
götürürüm mezarı başında çocuklara dağıtırım.
2
Ağlamaklı bir Kurban
bayramının sabahında yetimliğin çığlık sızısı ile uyandı Elif. Düşe kalka
hayata devam ederken her bayramda aynı anne babasızlığın sızısı yüreğini
yakıyordu. Her bayram sabahı titreyerek anne baba hasreti ile uyanır kalabalık
şehrin mahallenin içinde kaybolup gidiyordu.
Bayram sabahları hiç
uykudan uyanmak istemiyordu küçük elif, ama nedense arife günü ve bayram
sabahına kadar gözüne uyku girmiyordu. Yetim hanenin koğuşunda karanlık bir köşede
soğuk betona oturarak sabahı zor ederdi. Zamanın sessizliğinde yetimliği feryat
eder, bu kimsesizliğini kimse görmesin diye saklanacak bir oda bulamazdı.
Zamana yalvaran
gözlerle bakarak anne ve babasını bir daha görmek ve bayramlarda geri getirmesi
için yüce Allah’a dua ederdi.
Bayram süresince anne
ve babasının ismi dilinde düşmediği gibi gözünde yaşlarda döküle döküle gözleri
kan çanağına dönüşürdü.
Hasretlik ile yanan
yüreği vuslatı arar iken, annesi ve babası ile mutlu günlerini düşler bir an mutlu
olurdu yetim elif.
Defalarca yetimliğin
resmini çizmişti, çizdiği resimde iki damla gözyaşı vardı. Ah ağlayacak bir
omuza ne kadar hasretti, sevgi ile sımsıcak bakacak bir çift göze ne kadar
muhtaçtı ama yoktu. Ağlayan bir çift göz teselli verecek omuzdan mahrum bir
yetim elif.
Güz yaprakları gibi
hayalleri solmuştu anne ve babasını kaybedince. Hangi köşeye baksa gülümseyen
annesi kendine kollarını açmış bekleyen anne ve babasını görüyordu. Koskocaman
şehirde yurtta sahte gülücüklerden başka hiçbir şey yoktu.
Hayalleri vardı
yarınları için okuyarak anne ve babasına hayırlı bir evlat olacaktı ama olmadı…
Bu duygular içinde sabah ezanı okunurken oturduğu soğuk betonun üstünde
kalkarak dışarıya çıktı.
Pırıl pırıl bir bayram
sabahı vardı. Yetim hanenin bahçesinde yürümeye başladı.
Elif bahçede yürür iken
az ilerde bank da oturan hafiften ağlayarak oturan Hüseyin’in yanına yaklaştı.
-Amca sen neden
ağlıyorsun benim gibi?
Hüseyin irkildi, elifi
karşısında görünce acele ile gözlerindeki yaşı sildi
-Minik kızım gel otur
yanıma senin adın nedir?
-Benim adım elif amca,
şeninde mi anne baban yok benim gibi ağlıyorsun?
-Sen nelerde biliyorsun
böyle, yaşın kaç elif çiğim
Elif parmağını saydı ve
Hüseyin’e uzatarak
-İşte bu kadar yedi
-Sen ne tatlısın elif
çiğim, gel seni yanağından öpeyim.
Hüseyin elifi kucağına
aldı canı gönülden yanağından öptü. Elif garip bir mutluluk ile gülümsedi
-Amca sen ne kadar
güzel öptün beni tıpkı babam gibi
Hüseyin’in gözlerinde
yaşlar akmaya başladı
-Amca yine ağlıyorsun
sen!
-Yok, kızım sevinçten
ağlıyorum, benimde senin yaşında bir kızım vardı. Onu kaybettim yıllar önce
aklıma geldi seni öpünce onu öpmüş gibi oldum o nedenle sevinçten ağlıyorum.
-Senin kızında mı vardı
amca benim yaşımda? İsmi ne idi?
-İsmi lale idi kızım, âmâ
bundan sonra sende benim kızımsın artık, beni baba olarak kabul eder misin?
Elif şaşırdı, Hüseyin
in göğsüne yaslandı.
-Evet, sen benim
babamsın, seni çok sevdim amca
-Bugün bize gidelim mi,
müdürden izin alalım bize gidelim gelir misin?
Elif sevinç çığlıkları
içinde
-Yaşasın yaşasın
-Evde Hacer annende
seni çok sevecek
-Hacer anne kim?
-Benim eşim da benim
gibi bu bayram sabahı üzgün. Seni ona götüreyim ona anneciğim der misin?
-Tabi derim babacığım!
Elif sevinç içinde
bahçe de koşmaya başladı. Yıllar önce ölen küçük kızının hasretini çeken
Hüseyin her yıl buraya gelir çocukları severek evlat hasretini giderirdi. Ama
bu bayram daha da neşeli idi candan tatlı elif ile tanışmış, evladı gibi
bağrına basmıştı. Şimdi de müdür beyden izin alarak yıllardır gözyaşı döken
eşine götürerek yüreğindeki evlat hasretini dindirecekti. Çok ama çok mutlu
idi.
Mehmet Aluç
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!