Başında kasketi, elinde bastonu durağa doğru ilerliyordu Murat dede. Yeni aldığı emekli maaşı ve alacaklarının yazılı olduğu listeyle yeğeninin Bayrampaşa'daki marketinden alışveriş yapmak için yola koyulmuştu. Çok severdi akrabalarını ve bilhassa yeğenlerini. Onlar kazansın isterdi. Onların marketinden alışveriş yaparken heyecanla listesini çıkarır ve alınacakları sıralardı: Salça, pirinç, bulgur, peynir, zeytin...
       Alışveriş ve biraz da tatlı bir muhabbet. Murat dede alışverişini tamamladıktan sonra evinin yolunu tutardı. Bazen bir de orada oturan akrabalarına uğrar, onların hal ve hatırını sorardı. Bütün bunlar onun için keyifli uğraşlardı. Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak, evlerine gelenlere ikramda bulunmak onu mutlu ederdi. Vakit namazları için çoğu zaman oturdukları sokağın mescidine giderdi. Namaza koşar adımlarla gider, ardından birkaç arkadaşıyla tatlı tatlı sohbetler edip evinin yolunu tutardı. Hanımı ve bekar iki çocuğuyla yaşıyordu. Onlarla mutluydu. Torunlarına da ayrı bir sevgisi vardı. Onları usul usul izler, sevgisini büyüklerinden nasıl görmüşse öyle gösterirdi. Gösterişsiz, sade ve çok içten bir şekilde severdi onları. Şöyle soğanlı bir yumurta yapıp yere serdiği bir gazete parçasına çömelir ve iştahla yerdi.Torunlarına da seslenirdi:
        - Burak, Mert gelin oturun. Hadi siz de yiyin.
         Çocuklara da değişik gelirdi bu sade sofra ve içten çağrı. Dedelerinin yanına çömelip birkaç lokma yerlerdi soğanlı yumurtadan. Anneannelerinin karınca gibi durmadan bir şeylerle meşguliyeti, yoğun sevgisi ve dedelerinin tatlı takılmaları onları mutlu ediyordu. Onların yanlarındayken farklı bir huzur içindeydiler. Dedelerinin sesli bir şekilde gazete okuması, sorduğu değişik matematik soruları onların ilgisini çekiyordu. Murat dede iyi bir insandı. Doğaldı, son derece içtendi. Dinini tüm sadeliğiyle yaşamaya çalışıyordu. Sesi de gürdü. Bazı sözcüklere dili dönmezdi ama söyleyişi hoştu. Kendince bakardı her şeye. Hayata, insanlara, olan bitenlere...
         Çoğu zaman çok sevdiği kanepesine keyiflice uzanıp sevdiği kanallardaki dini programları heyecanla izlerdi. Haberleri de kaçırmazdı hiç. Kanalı değiştirdiklerinde biraz kızardı:
          - "Habarları açın. Bakalım ne olmuş?"
         Siyasetle, dinle, günlük olaylarla yakından ilgilenirdi. Bazı günler memleketlilerinin derneğine gider orada vakit geçirirdi. Tanıdklarının cenaze namazlarına, hayır işlerine önem verirdi. Cömertti. Bir şey beklemeden verirdi. Vermek mutlu ederdi onu. Yine derneğe gittiği bir gün, öğlen namazı çıkışında, bir dilenci yanına yaklaşmıştı. O da onu boş çevirmek istememişti. Cebinden çıkardığı parayı uzattı dilenciye. Ne verdiğine bile dikkat etmedi. Eve döndüğünde cebindeki paradan elli liranın eksik olduğunu fark etti. Bir yerde düşürmüş olabileceğini düşündü. Sonra pek üzerinde durmadı. 
           Bir hafta sonra tekrar derneğe gitmişti. Her ne hikmetse, inanılır gibi değil belki ama aynı dilenci yanına yaklaştı ve geçen hafta kendisine elli lira verdiğini söyledi. Parayı iade etmek istedi. Ama Murat dede itiraz etti ve dilencinin uzattığı parayı iterek: 
            -Kalsın. Bu senin kısmetinmiş. Helal ettim sana. 
            Dilenci ve Murat dede helalleşip ayrıldılar. Murat dedenin gözü gönlü toktu. Onun için 'kısmet' denilen şey önemliydi. Cömertti ama asla cömertliği gösterişe kaçarak yerine getirmezdi. İyi insandı, sade insandı Murat dede.  
            Bir kasım günü hanımı vefat etti ve hayatından önemli bir parça eksildi. Pek ağlamayan, duygularını belli etmeyen Murat dede, hanımının ardından usul usul gözyaşı döktü. Dini vecibeleri yerine getirmek için çok titiz davrandı. Artık, çocukları ve torunlarıyla mutlu olmaya çalışıyordu. Her ne kadar bazen hanımıyla atışsa da uyuşmadıkları meseleler olsa da severdi onu. Zaten son günlerde daha iyiydi araları. Helalleşmek de nasip olmuştu onlara.
            Beş sene sonra Murat dede de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Onun vefatından sonra sanki evin bereketi de eksildi. Soğanlı yumurtanın tadı da eskisi gibi değildi. Market alışverişleri eski coşkusunu yitirmişti. Kızları, oğulları, torunları ve bütün sevenleri onların boşluğunu çok duydular. Heyecanla mescidin yolunu tutan, yaptığı alışverişlerle eve bolluk bereket getiren Murat dedenin çok sevdiği kanepesi de boştu. Zaten son birkaç yıldır gözleri de pek görmüyordu eskisi gibi. Televizyon izleyemiyor, gazete okuyamıyordu. Sanki son günleri yaklaşmış gibiydi. Eski gücü kuvveti de kalmamıştı. Daha iyi görürüm umuduyla olduğu katarakt ameliyatının ardından gelişen ciddi sağlık problemleri onu hızla bir sona hazırlamıştı. Hastahanede pek yatmayan Murat dede son nefesini hastahanede vermişti. 
           İyi insan Murat dede artık cömertliğiyle, namaz sevgisiyle, gür sesiyle, çok sevdiği soğanlı yumurtasını iştahla yemesiyle, gazeteyi sesli okuyuşuyla ve doğallığıyla anılıyordu. "Olduğu gibi görünen" o güzel insan, o iyi insan, dünya hayatına veda etmişti.