Kabâ  ( Zengin Kaftanı )
 
Sözlüklerdeki manası: Üste giyilen elbise, cübbe, kaftan, önü düğmesiz, uyluklara kadar uzayan kaftan şeklindedir.
 
Eski devirlerde kabâ zenginlerin giydiği bir kaftandır. Eski devirlerde çok çeşitli kabâlar yapılmış, hatta kabâlar yapıldığı kumaşın cinsine göre bir statü göstergesi de olmuştur. Kaftanlar, padişahların, vezirlerin, beylerbeylerinin, yüksek düzeyde memurların ve tüccarların giydiği kaftanlar olarak da sıralanabilir.
 
Câme-i gül-reng ile dirler saña gülgûn kabâ
Hâk-i pâyüñ çeşm-i câna tûtiyâ gülgûn kabâ
‘Îd irişdi kıl bizümle merhabâ gülgûn kabâ
Mülk-i hüsnüñ pâdişâhı bî-vefâ gülgûn kabâ      Ravzi ( Balıkesir- Edincik- 16. Yy ) Şiirleri
 
Örneğin, altın işlemeli, altın veya gümüş tellerle dokunmuş seraser, zerbaf, serenk atlas kumaşlardan yapılmış kabâlar sadece hanedan üyeleri tarafından giyilebilirdi.  Vezirler ve beylerbeyleri padişah tarafından hediye edilmişse bu tip kaftanları giyebiliyordu. ( bkz Abalı ile Dibâlı , Üryani ile Kabâlı )
Samur kürklü kabâlar da vardı ve samur kürkleri de anck vezirler ve beylerbeyleri kullanabiliyordu.
 
Divân şiirinde âşığın yaralı bedeni, renk ve desenlerinden dolayı gül işlemeli kabâ'lara benzetilirdi. Kabâ dünyanın süsü, nimeti, nefse hoş gelen bir ziynet, olarak görülürdü.  Bu bakımdan
kabâ,  dervişlerin giymekten kaçındıkları, dünyalığa meyleden gönüllerin ve kişilerin süsü olarak görülürdü. Bu nedenle dervişler süslü ve değerli kaftanlar giymeyi bir zül olarak görmüşler, kabâ giyenleri dünya nimetlerine meftun insanlar olarak kabul etmişler, kabânın aksine en değersiz kumaşlardan yapılmış veya örülmüş abalar veya hırkalar giymişlerdir.
 
Ey gönül tâvûslayın zeyn-i kabâdan geçmedin
Kendi aybın görmedin medh ü senâdan geçmedin [1]  Şemseddîn Ahmed Sivâsî, Kara Şems Şiirleri
 
Abdâllaruz n’eyleyelüm tâc ü kabâyı
Dervîşlerüñ tâcı fenâ  başı kabâdur               Baki'nin Şiirleri
 
Tasavvufta dervişin hırkalar veya abalar dervişler için kabâ nazarında görülmüş ve kabâyı  "varlık, dünya süsü" yerine kullanmışlardır.
 
Tâc ü kabâyı terk idüb uryân olayım bir zaman
Gurbetde seyrân eyleyüb pûyân olayım bir zaman[2]     Harimi Şehzade Korkut Şiirleri
 
Gönül o gül-ruh ile teng bir kabâda degül
Nesîm gibi anunçün karâr-dâde degül          Semerkândî-i Âmidî Âgâh Şiirleri
 
Şâh-ı iklîm-i bekâ olmaz fenâdan geçmeyen
Fakr ile fahr idemez tâc u kabâdan geçmeyen  Ravzi ( Balıkesir- Edincik- 16. Yy ) Şiirleri
 
 
 Bazı şairlerimiz gökyüzü çini bir kabâya benzetmişler, kabâ ile sevgilinin güzelliği, sevgilinin nazı, âşığın kanlı gözyaşları ile de alakalar kurmuşlardır.
 
Kabâ-yı mâ’î içre sanmanuz ol âfet-i cândur
Sipihr-i tâli‘ümden kevkeb-i bahtum dırahşândur  Semerkândî-i Âmidî Âgâh Şiirleri

Görmege zerrîn kabâsın ol kamer ruhsârumuñ
Mihr ü meh kuyıñ tolanur rûz u şeb dildârumuñ       Gelibolulu Sun'î Şiirleri
 
Çıksa kûyından semendile giyüp la‘lîn kabâ
Berg-i güldür kim götürmüşdür gülistândan sabâ   Behiştî Ramazan
 
İtse tañ mı kâ'inâtı pür-ziyâ gülgûn kabâ
Oldı zîrâ matla‘-ı subh-ı safâ gülgûn kabâ          Ravzi ( Balıkesir- Edincik- 16. Yy ) Şiirleri
 
Kabâ'lar önü açık vücudu uyluklara kadar örten uzun giysilerdi. Bu tür kaftanların önleri açık olup önlerinde düğmeleri bulunmazdı.  
 
Kabâdan vazgeldi dil bekâyiçün ‘abâ ister
Kalender olmada göñli anuñçün ol fenâ ister   Gelibolulu Sun’î (1486- 1534) Hayatı..
 
Şâh-ı iklîm-i bekâ olmaz fenâdan geçmeyen
Fakr ile fahr idemez tâc u kabâdan geçmeyen    Ravzi Hayatı ve Edebi Yönü ( Edincik- 16. Yy )