M. NİHAT MALKOÇ
 
Yazmak inadına var olmaktır aslında. Suskunluğa soylu bir direniştir yazmak… Hayatı kelimelerle çepeçevre kuşatmaktır bir anlamda da. Duygu ve düşüncelerini içine hapsetmemek, onları geniş kitlelerle paylaşmaktır yazmak… Fakat akıl verircesine değil, bir dost sohbeti kıvamında… Sıkmadan, kırıp dökmeden… Bazıları her ne kadar şiir ve diğer türlerde yazmanın doğuştan gelen bir meziyet ve ilham olduğunu söylese de bence yazmak denemeyle ve tecrübeyle geliştirilen bir eylemdir. İlham, siyah inci değil ki söz olup beyaz sayfalara dökülsün. Her iş gibi, yazmak da üstün bir gayretin ve inancın neticesidir.
 
Yazmak eylemini hayatın gayesi olarak görenler az değildir. Onlar Fransız romancısı Jules Renard’ın “Yazmak için yaşamalı, yaşamak için yazmamalı.” anlayışını kendilerine şiar edinmişlerdir. İyi yazmak için hayatı ve insanları iyi anlamak, farklı düşüncelerden insanların yazdıkları da dâhil olmak üzere çok okumak başta gelenlerdir. Wang Chung’un “İyi yazılar, anlaşılması kolay, yazılması zor olan yazılardır.” sözü aslında iyi yazının ve iyi yazarın nasıl olması gerektiğini çok güzel ifade ediyor. Böyle yazarlar, okuyucun gönlünü fethedenlerdir.
 
Yazarlar hayata değişik pencerelerden bakmamızı sağlıyorlar. Bakış açımızı ve çerçevemizi genişletiyorlar. Güzel ülkemin güzel yazarları da olmasa hayat ne kadar da çekilmez olurdu. O güzel insanlar hayata renk ve ahenk katıyorlar. Onların varlığını düşününce yalnız ve güçsüz olmadığımızı anlıyoruz. Onlar hayatın vazgeçilmez denge unsurlarıdır.  Sadece düşüncede ve edebiyatta değil, her sahada var böyle güzel insanlar... İyi ki de varlar her geçen gün yozlaşan dünyamızda. Bu mümtaz şahsiyetler tarihten edebiyata, felsefeden pozitif bilimlere kadar her alanda alın teriyle ve göz nuruyla yoğrulmuş eserler ortaya koyuyorlar. Bu eserler puslanan zihinleri berraklaştırıyor. Bu güzel insanlardan biri de bir şair, bir yazar, bir eğitimci ve bir araştırmacı olan velut kalem sahibi dost insan Mustafa Özçelik’tir. Onun bu sınırlı sayfalara sığdıramayacağımız nice güzel sıfatları daha vardır.
 
Mustafa Özçelik sessiz ve derinden giden bir değerli kalem erbabı… Eskişehir’de yaşıyor ama yazı ve şiirleri bütün Türkiye’yi baştanbaşa dolaşıyor. Her ay birkaç yazısı, şiiri ve röportajı kültür, sanat ve edebiyat dergilerinde yayınlanıyor. Şahsen tanışmadığım, internet ortamında konuşup yazıştığım bu kıymetli insan; kültür, sanat ve edebiyatımıza üstün hizmetlerde bulunuyor; ama çalışmalarından belki geniş kitleler yeterince haberdar olamıyor.
 
Edebiyatın hemen her sahasında kalem oynatan ve birbirinden başarılı eserlere imza atan Mustafa Özçelik’in en çok da bizden biri oluşu beni cezbediyor. ‘Bizden biri’ derken yerli kültürden ilham aldığını, Türk-İslam medeniyetinden beslendiğini belirtmek istiyorum.
 
Çağımızın şiir burçlarında Türkçenin söz bayrağını dalgalandıran Özçelik, muhayyile kabını ecnebilerin kirli çeşmelerinden doldurmadı, bizim berrak kültür pınarlarımızdan kana kana içti. Mürekkebine imanın nurunu karıştırdı. Söz hamurunu yoğururken bizden olanları kattı içine. Faruk Nafiz’in “Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek/ Bizim diyarımız da bin bir baharı saklar!” “ dizelerini düstur edindi. Onu farklı mecralara çekmek isteyenlere hiç yüz vermedi ve yine Çamlıbel’in dizeleriyle şamar gibi cevap verdi: “Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken/Yazılmamış bir destan gibi Anadolu’muz/Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken/Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz” Yazdıkça bu kararlılığı gösterdi hep…
 
Çok ve özgün eserler üreten bir yazardır Mustafa Özçelik… Fakat savruk değil; kılı kırk yaran, titiz bir anlayışla yazar yazı ve şiirlerini.  Yazmak hayatının bir parçasıdır adeta. Yazarak soluklanmaktadır dersek yeridir. Şiir ve yazı çalışmaları başta Mavera, Yedi İklim, Kayıtlar ve Düşçınarı olmak üzere Edebiyat Ortamı, Yönelişler, Dergâh, İslâm, İlim Sanat, Çınar, Kitap, Yörünge, Kalem ve Onur, Güneysu, Bu Meydan, Martı, Hazan, Kubbealtı Akademi, Taşra Edebiyat, Yitik Düşler, Bizim Külliye, Yansıma, Bir Nokta, Vuslat, Kültür Dünyası, Yolcu, Yeni Dünya, Mor Taka, Keşkül, Berceste, Diyanet, Diyanet Avrupa, Kültür, Somuncu Baba, Sarmaşık, Gül Çocuk, Kırağı, Ardıç gibi dergilerde yayımlandı.
 
Mustafa Özçelik Türk edebiyatında önemli bir boşluğu dolduran bir kalem erbabıdır. İlk şiiri 1975’te Gelişme dergisinde, ilk yazısı 1978’de Mavera dergisinde yayımlanan değerli şair, yazar ve araştırmacı Mustafa Özçelik, çok değerli kitaplar ve yazılar kazandırdı kültür ve edebiyat hayatımıza. Onun birbirinden kıymetli eserlerinin listesi bir hayli kabarık…
 
Mustafa Özçelik bugüne kadar pek çok ödülle onurlandırıldı. Fakat bence aldıklarından daha fazlasını hak etti. Aldığı ödüller arasında 1984 Suffe Yayınları Şiir Ödülü, 1997 Gençlik Dergisi Şiir Ödülü, 2004 Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği Çocuk Romanı Ödülü, 2006 Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü sayılabilir. En son olarak da Eskişehir Sanat Derneği tarafından ‘Yunus Emre Araştırma Ödülü’ne layık görüldü.
 
Şiir, inceleme, biyografi, deneme alanlarında birbirinden değerli eserler yazan Özçelik, Türkiye’de çocuk edebiyatı denince ilk akla gelen isimlerdendir. O, büyüklerin yanında geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın sağlam kaynaklardan, yerli kültür değerlerinden beslenmesi gerektiğini düşünerek ve bunu önemseyerek birbirinden güzel hikâyeler ve masallar yazmıştır çocuklar için. Çocuklara yönelik 22 tane kitabı var. Bunların yanında MEB’in belirlediği 100 Temel Eser’in bir kısmını yeniden düzenleyerek yayına hazırlamıştır.
 
Mustafa Özçelik’in kültür ve edebiyat araştırmacılığı, deneme ve makale yazarlığı ön planda görülse de o, aslında öncelikle güçlü bir şairdir. “İfşa”, “Güle, Yağmura ve Bahara Selam”, “Güneş ve Ayna”, “Serenat”, “Dünyanın Tenhasında”, “Diriliş Türküsü”, “Gül ve Hançer”, “Aşk ve Niyaz”  şiir alanındaki eserleridir. O, şiirlerini söz gergefinde büyük bir özenle ve sabırla işleyerek yaldızlar. Onu bu yüzyılın mazbut dervişi olarak görüyorum ben…
 
Kelimelere dilediği gibi hükmeden Mustafa Özçelik, iyi bir biyografi yazarıdır aynı zamanda. Onun Yunus Emre, Samiha Ayverdi, Sunullah Gaybî, Mehmet Akif İnan, Mehmet Atilla Maraş ve Nasreddin Hoca biyografileri kupkuru malumatları ifşa etmekten öte, şiir tadındadır. Özellikle Nasreddin Hoca ve Yunus Emre ile ilgili kitapları sahalarında eşsizdir.
 
Ben en çok denemelerini severim Mustafa Özçelik’in… Hepsi de özgün ve şiir tadındadır. Son yılların en kıymetli denemeleri onun kaleminden çıkmıştır kanaatimce. “Gece Işıltısı”, “Şiir İklimi”, “Nun ve Kalem”, “Eylül Irmakları” adlarını taşıyan bu deneme kitapları öyle kolay kolay elden bırakılamaz. Bir kere okumakla yetinmezsiniz, döner bir daha okursunuz bu birbirinden güzel, su gibi berrak ve saf denemeleri. O, aynı zamanda iyi bir şair olduğu için imge zenginliği ve soyutlama yeteneği denemelerine de fazlasıyla yansımıştır.
 
Mustafa Özçelik edebiyat sahasında bir deryadır. O aynı zamanda iyi bir hatiptir. Dinleyiciyi kendine çeken ve konuları vukufiyetle kuşatan konuşma üslubu onu bu alanda da üste çıkarmıştır. Eskişehir’de ikamet etmesine rağmen o, hemen her ay Türkiye’yi baştanbaşa dolaşır. Belediyelerin, derneklerin, vakıfların ve sivil toplum kuruluşlarının davetiyle okurlarına şiirden, edebiyattan ve hayattan doyumsuz sohbetler sunar. Bir tevazu abidesi olan Özçelik, hiçbir zaman ‘en iyisini ben biliyorum’ havasında olmamıştır. Dinleyicilerine konferans tarzında değil de, sohbet tarzında seslenerek onlarla bir anlamda dertleşmektedir.
 
Takdir edersiniz ki pek çok şeyin olduğu gibi kültür, sanat ve edebiyatın da merkezi İstanbul’dur. Anadolu’da da güzel çalışmalar olmasına rağmen edebiyat daha çok İstanbul’da soluklanmaktadır. Onun içindir ki şairler ve yazarlar genellikle İstanbul’da yaşamayı tercih etmektedir. Zira bu şehirdeki imkânlar ve potansiyel Anadolu’yla kıyaslanamayacak kadar fazladır. Gençliğini Anadolu’da geçiren şair ve yazarlar bir yaştan sonra İstanbul’a taşınıp kalan ömürlerini burada geçirmektedirler. Bilindiği gibi değerli yazarlarımızdan Ahmet Turan Alkan da sonunda Sivas’tan İstanbul’un Üsküdar semtine taşınarak bundan sonraki hayatını burada devam ettirmeye başladı. Demek ki İstanbul şair ve yazarları içine çekiyor.
 
 Bence Mustafa Özçelik, İstanbul’da yaşasa daha faydalı olabilecek, edebiyat havasını daha çok soluklanabilecektir. Düşünüyorum da Anadolu’dan hayata ve edebiyata bakan bu duygulu yürek, İstanbul’da otursa durum ne olurdu? İnanıyorum ki o da bir gün İstanbul’da yaşamaya mecbur hissedecektir kendini. O zaman daha geniş kitlelere ulaşabilecektir. Yazı hayatımda örnek aldığım güzel insan Mustafa Özçelik’e uzun ve bereketli bir ömür diliyorum