KARADENİZİN DOĞUSUNDAN GÜNEY DOĞUYA KARDEŞLİK KÖPRÜSÜ (4)
Batman'da Dördüncü günümüz.
Bu gün çok erken kalktık, çünkü yolumuz uzun, taa Mardin’e gideceğiz.
Bir otobüs, iki minibüsle yola çıkıyoruz sabah erkenden. Yine aynı manzaralar eşliğinde, yaklaşık kırk beş dakika, yol alıyoruz ufak bir tepeyi aşınca Şahin Mutlu hocamız alıyor mikrofonu, “Arkadaşlar” diyor “Sağ tarafımızda gördüğünüz muhteşem yerler Hasankeyf...ilk gördüğünüz kümbet Zeynel Abidin kümbeti, hemen yakınındaki eser tarihi hamam, “ Az daha gidince Dicle nehrinin boz bulanık suları üzerine kurulmuş, zamanının en modern üç ayaklı ve açılıp kapana bilen köprü kalıntılarını görüyoruz. Muhteşem bir tarihi eser, hemen sağ tarafında Selçuklu eseri minare, az daha sağ tarafında tek parça kaya üzerindeki Sultansarayı ve daha niceleri... Akşam dönüşü gezeceğimiz için, sadece otobüsün camından izleyerek geçiyoruz.
Yol boyu Mardin ve Midyat’a özgü taş evleri ve yola yakın yerlere konuşlanmış çadırları, o çadırlarda yaşayan sürü çobanlarını izleyerek Mardin’e varıyoruz.
Mardin Kalesi ilk göze çarpan eserdi. İlk durağımız KASIMİYE MEDRESESİ; Medreseye giderken yol kenarında, elleri ile işledikleri boncuk bileklik ve kolyeleri satan 13-14 yaşlarında kız çocuklarının malum satıcı bağırışlarını dinleye dinleye varıyoruz medreseye. İl merkezinin güneybatısında yer alan tarihi yapı, güneyde Mezopotamya Ovası'na açık bir cepheye sahip olan medrese, Mardin yapılarının en büyüklerindendir. Yapı kompleksi medrese, cami ve bir zaviyeden oluşmaktadır. kitabesi bulunmayan bu medresenin yapımına Artukoğulları döneminde başlandığı ve Akkoyunlular döneminde, Sultan Kasım tarafından 1487-1502 yılları arasında tamamlandığı kabul edilmektedir. Kasımiye Medresesi açık avlulu, tek veya iki eyvanlı şemaya bağlı olarak inşa edilmiş iki katlı, kesme taş ve tuğlanın bir arada kullanıldığı bir yapıdır. Medresenin avlusunda bulunan çeşme ve önüne yapılan yalakların insan ömrünü tasvir ettiğini öğreniyoruz mihmandardan. Doğum, çocukluk, gençlik , orta yaş ve ihtiyarlığı temsil eden havuzlardan akan su, en nihayet mezarı temsil eden yerde gözden kayboluyor. Bir özelliği de yandaki duvarlara serpilen su ile duvardaki kan lekelerinin daha da belirgin hale gelmesi imiş, bu medresenin.
Mardin'deki ikinci durağımız eski Mardin şehri... önce hakim bir tepe üzerinde kurulan Büyük Mardin Oteli önünden izliyoruz, resim çekiyoruz, sonra içerisini geziyoruz.
Ana cadde boyunca tarihi Mardin taş evlerini ve o inci gibi işlenmiş taş işçiliklerini hayranlıkla izleyerek, takdirlerimizle selamlayarak müzeye kadar gidiyoruz. Müzeyi de Mardin ve yöresinin geçmişi hakkında bilgiler ve görseller eşliğinde geziyoruz.
Üçüncü durağımız Mardin'de, güzel bir lokanta... yöresel yemek, garnitür, kebaplardan oluşan menü gerçekten mükemmeldi.
Dönüş için tekrar yola çıkıyoruz, bu seferki rotamız Midyat’ta bulunan SÜRYANİ kilisesi .
Bu kilise aynı zamanda Süryaniler'in ve orta doğu Ortodoksları'nın EKÜMENLİĞİ imiş. Bilgi veren RAHİP 394 yılında inşa edildiğini, yıllar içerisinde bazı yıkılmalar ve tamirler gördüğünü anlatırken en az üç defa TİMURLENG'in yağma yaptığını söyledi. (Bu anlatımdan anladığım kadarı ile içlerinde hala kin ve nefret var, durup durup yağmadan bahsetmesinin başka bir izahı olamaz…) Halbuki her yeri tertemiz ve ilk yapıldığı gibi yepyeni, bu bakım ve tamir DEVLETİMİZ tarafından yapılmış, bu hizmeti görmeyip asırlar önceki yağmayı dillendirmenin başka bir izahı olamaz.
Rahibin anlattığına göre gördüğümüz mezarlıklarda tam 12000 kişi yatıyormuş ( Yatmıyor dikiliyormuş) Dikiliyormuş! çünkü sadece süryani ortodoksları ölen rahipleri yatay değil dikey olarak gömerlermiş. Sebebi ise şu imiş... Kıyamet kopup herkes arasat meydanında toplanınca bu rahipler Hz İsa peygamberi hazır ayakta karşılamak için miş. bınu da bir bilgi olarak öğrenmiş oluyoruz.
Oradan da ayrılıp MİDYAT merkeze geliyoruz. Tam bir kültür mozaiği ile karşılaşıyoruz… Bir yanda Camii, Bir yanda Kilise, Bir yanda Havra, en ortada Güzelliği dillere destan bir Saat Kulesi ve Kapalı Çarşı'yı aratmayan çarşısı...
Arkadaşların bazıları altın ve gümüş alış verişi için iniyorlar çarşıya , biz de çaylarımızı yudumluyoruz taş evlerin o nadide işlemelerini izleyerek. Nihayetinde dönüş yolu ve Hasankeyf... lakin hava kararıyor Hasankeyf’e varınca çok kısa bir çarşı yürüyüşünden sonra tekrar yola çıkıyoruz. Batman'a saat sekiz gibi varıyoruz, bizi bir sürprizle karşılıyor İl Kültür Müdürü, meğer TRT sanatçısı bir arkadaşımızı çağırmışlar, bize TÜRKÜ okuması için... gecemizi, 11 e kadar Türküler ve şiirler eşliğinde yediğimiz yemek, içtiğimiz çaylarla geçiriyoruz.
23 Nisan Batman'da son gün.
Bugün bazı arkadaşlarımız ayrıldılar aramızdan… Kalanlarla bir seyahat daha yapıyoruz bu defaki yolumuz MALABADİ KÖPRÜSÜ'Nde bitiyor, bu eserimizi de görüp hakkında bilgi aldıktan sonra, Batman' terk etme vakti geliyor yavaş yavaş.
Geçirdiğimiz beş gün boyunca sıcak ve açık olan hava, bizim gidişimizle hüzünlenmiş olacak ki, UÇAĞIN camına vuran yağmur damları, bizim ardımızdan ağlayan Batman'ın göz yaşları gibi içliydi.
HOŞÇA KALIN DOSTLAR, DAHA NİCE ETKİNLİKLERDE BULUŞMAK ÜMİDİYLE...