KİTAP OKUMAYA DAİR
“Kitaplar bir odanın olduğu
gibi, bir kafanın süsü olmaktan ibaret değildir, onlar uygar her insanın günlük
ekmeği, ruhun gıdasıdır.”
Suut Kemal Yetkin
Bir ya da birkaç kitap okumuş
kimsenin bile kitap okumanın kendisine bir nebze olsun bir şeyler kattığını
söyleyeceğini düşünüyorum. Belki farkında değildir ama büyük olasılıkla bir iz
bırakmıştır onda. En azından bir ya da birkaç kitabı okumanın deneyimine
sahiptir.
"Kitap okumayı sevmiyorum" diyenler için şöyle de
düşünebiliriz. En azından denemiş ama kalbini çalacak; fikrini, ruhunu
kanatlandıracak kitaplara denk gelmemiş olabilir. Bir de şöyle bakmak gerekir
belki de bu kitap okuma mevzuuna. Herkes sevmeyebilir, sevemeyebilir okumayı.
Bu da bir tercih meselesi. Zorla olmaz. Kitap okuyup okumamak da bireysel bir
özgürlük, bir zevk, bir tercih meselesidir.
Kitapla aranızda bir bağ kuramamışsanız bu
sadece sizin sorununuz değil. Tabii ayrıca bunu bir sorun olarak da görmeli
miyiz? Bu da bir bakış açısı. Benim çevremde olduğu gibi sizin de çevrenizde
kitap okumaya zaman ayırmayan, belki de gerçekten ayıramayan kişiler vardır
büyük olasılıkla. Gerçekçi olmalıyız. Gönül ister ki okumayı sevenler çok
olsun, çoğalsın ama buna fikren, ruhen ve duygusal manada ihtiyaç duymalısınız.
Kimisi için kitap okumak, susamak, acıkmak gibidir
adeta. Günlük hayatının önemli bir parçasıdır. Okumadan kendisini iyi
hissetmez. Ekmek gibidir, su gibidir kitap. Mutsuzluğuna ilaçtır adeta.
Sıkıntılı zamanlarında bile ona nefestir, can yoldaşıdır, arkadaştır.
"Okumayı sevmek" diye bir şey vardır onların lügatinde. Sevmeyenler
veya kitap okumayı hiç hayatlarının gündemine almayanlar için ne kadar uzaktır
bu iki kelimenin yan yana gelmesi. Aslında onları da yargılamak istemem.
Saygı duyarım! Tabii yeri geldiğinde de birkaç kelâm ettiğim olur.
Dedim ya, kitap okumak da bir tercih, bir zevk olduğu
kadar bir imkân meselesidir de. Ama şunu da eklemeliyim: O sevginin yeşerdiği
ve de kökleştiği yüreklerde, zihinlerde hiçbir şey engel değildir okumaya. Ne
zorluklar ne yoğunluk ne de başka bir şey. Kitapla arkadaşlığı bir hayat
arkadaşlığı gibidir. Bahanesi yoktur çünkü her kitap onun için sofrasındaki
ekmek, su gibidir. Zaten önemli olan da bu değil midir? İsteyerek, severek ve
okumanın manevi dünyamız için bir ihtiyaç olduğunun farkında olarak okumak.
Kimi zaman görüyoruz ya! Koyunlarını otlatan bir çobanın tutkusu olabiliyor okumak.
Bazen dağda, bayırda bazen loş bir ışıkta sevgiyle alır kitabını. Bazen bir teyzemiz okuma aşkı ve bilinciyle etkiler bizleri. Zorla değil,
sevdayla, merakla okur. Yepyeni dünyaların, fikirlerin kapılarını aralar.
Bazen kimileri her türlü imkâna
sahipken uzak olur böyle bir farkındalığa. Kimileri de bir şeylerin, mesela
zamanın, maddi imkânların yokluğunu sürerken, engin bir farkındalığa sahiptir.
Keşfetmiştir okumanın tılsımını, ışıltısını, heyecanını... Belki hiç
"oku" diyen de olmamıştır yakınında ama o keşfetmiştir bir kere
okumanın zenginliğini, zevkini.
Okumak, bir zevk, bir tercih, bir özgürlüktür.
Tabii siz siz olun yine de "kitap okumayı sevmiyorum" diyenlere-
tabii eğer siz de onlardan biri değilseniz- seyirci kalmayın ama saygı duymayı
da aklınızdan çıkarmayın! Unutmayalım ki her birimizin hayat şartları da karakteri de
farklı. Tabii kitaplarla olan arkadaşlığı da...
Sözü kitaplara dair bir sözle noktalamak isterim. Ne
de olsa kitap sevdalısı çok ve nice güzel sözler sarf edilmiş kitaplara dair.
Her biri bir gerçeğe işaret ediyor ve bizlere ışık tutuyor. Bu ışığın, fikir ve
gönül dünyanızı, hayat yolunuzu aydınlatması dileğiyle!
“Kitap beni her zaman
eğlendiren, avutan bir arkadaş, bana akıl öğreten bir dost olmuştur.” George Sand