Dıştan içe doğru olan mana çok ve groteskiydi, geneldi. İçten dışa doğru olan mana kişilik ve kişi oluşla yansırken özeldi. Totem alan seçme ayıklaması, özel mana olanın üzerinde; kişinin totem alan içindeki diğer kişilerle birlikte hareket etmesinin anlamca uygunluğunu oluşturdu. İşte gelecekteki dinler, bu özel alan üzerinde kendi özel koşulu içinde olmakla senkronlanabilen bu groteski, totemi anlamalarıyla birlikte içerilecektiler.
Ama özel alan hep özel kalma, eğimliydi. Bu groteski mana bencilliğin yorumlayışıydı. Groteski mana ile kişisi mana, totem alan içinde totem alanlı etki manaya yaslanmakla modüle edilen anlamalardı. Modüle, modülasyon ya da kipleme yapmaktır. Bir taşıyıcı sinyal ile bilgi taşıyan sinyali birleştirmek ve elektronik dalga oluşla uzaya salmaktır.
Mana algısı içinde, elem ve haz verici; bayağılıkla yüceliğin birlikte algılanıp bunların kendi çevrelerinde egemen olduklarının düşünülmesi, salt groteski mana anlamasıdır. Yardımlaşan iki, üç kişinin birlikte davranıcı olan mana tutumlarından sonuçlar çıkarıp bunların bir etki alanı içinde yeniden ve yeniden çevrimlerini yapmalarıyla, bunları bir inşanın kuralı haline getirilmeleri de totemi mana anlamasıydı.
Dıştan içe doğru olan girişme ve mana groteski yansımalar verirken: sizlerden, sizlerin dışlarınıza doğru olan manda yansıma, meşruiyetlerle olur, zorunlu bir yönelimdir. Her ikisi de oluşturduğu akis sizin dışınızdaki nedenlerden ötürüdürler.
Organizma ya da bencillik; sizin dışınızdaki nedenle oluşur. Yani sizin içinizde olan bencillik; nesnel olanın basıncıyla oluşur. Daha önce seçme ayıklaması yapılmış olan bu izole veya tecrit olmuş bencilliğin içinde düzenli olmakla birbirine dönüşen enerji akışını veren mekanizmalarından oluşur. Mekanizmalar birleşmesi, değerlendirmedir.
Biz öncelikle bu bencilliğe tabiydik. Bunun yol gösterici olan değerlendirme yönelimini meşru yaptık. Bencilliğin çevrede karşılanmasını aramakla, çevrenin buna denk gelen karşılıkları bizdeki mana ilkesinin kaynağıdırlar. Mana ilkesi groteski yansımaz. Bizler mana ilkesini de groteski yansıtmalarla ortaya koyarız.
Bizler özne sentezli, mana girişmeli değerlendirmeler nedenle de biz; salt bencillikten olandan fazla olur bir şeydik. Bencilliğin kendisinin de bir mana olduğunu unutmayınız. Özne-nesne veya nesne-mana olan etki yansımalar; öznel alan içinde birbirine dönüşlü kavramlardır. Yansıttığınız yere bağlıdırlar.
Yansıttığınız yere bağlı olan nedenlerden birisi de sizin başka kişilere ait bencilliklerle birlikte sağlama yapar olmanızdır. Birlikte sağlama yapar olmanızdan ötürü sizlerde oluşan duygusal mana yansımaları vardır. Duygusal olan bu mana içinde yansıttığınız groteski unsurlarda vardır.
Ki groteski unsur sağlanır olanla, sağlama olan üzerinde çıkardığınız anlamdırlar. Groteski olanlarla yapılan çıkarımlar içindeki yabancılaştırmalar, tabu ilkesini ve büyücü oluşu ortaya koyacaktır. Groteski oluş algısı bir büyülenme ve birden bire oluş gibi gelen algılarıyla büyü oluşun algısıdır. Büyü oluş algısıyla, sonradan yapılan büyücülük karıştırılmasın
Ortaklaştıran iletime mana ile iletime olanın; her ikisi karışımlı manasından çıkarılacak olan groteskilik, farklı olan iki değer ölçüsünün çatışmalarını da sizlerin elinize vermiş olacaktır.
Güneş’in ya da gezegenlerin kendi etraflarındaki uzay zamanı bükmesi gibi insanın düşünce ve hayalleri de kendi çevresindeki uzay zamanı bükerler. Ya da totem alan, ön ittifakı alan, köleci sistem, kapitalist sistem gibi yapıların içindeki kişi sel düşünceler; de ortamlarındaki uzay zamanı bükerler.
Bu sosyo toplumsa baskı ve basınç etrafındaki bükülmeler içinde merkezin ortaklayım yaptıran ana eğimli senkronlatan düşüncelerinin yaptığı bükülen alan içindeki eğimlerle oluşun çekim, çok daha büyük oluşuyla belirgin ve belirleyici bir çekim oluştur.
Kişiler senkronlu olan bu bükülmeler nedeniyle kişiler totemi özeğe, ilahi özeğe ya da sosyo toplumsa özeğe doğru çekilişli olurlar. Özeğin çevresindeki senkronlar nedeniyle bükülen sosyo toplum sal çevreli uzayın çekim etkisine; alan etkisi diyorduk.
Öznel anlayışlar da sistemin kendilerine özgü olan bu tür büken, bükülen mana anlayışlarını yani sistemin alan etkisini de yer yer çarpıtırlar. Sistemdi olan tüzeldi bencilliğe ilişkin düşüncelerle ve kişisi bencilliğe ilişkin bakış tarzları, nedeniyle alan etkisi çarpıtılır. Burada groteski algılar nedenle tüzeli olana yabancılaşma vardır. Köleci sistemde ise ilaveten insana ve insanın emeğine yabancılaşma oluşlar da vardır.
Totem alan kişi ve kişiler girişmeli bir ortam alandır. Totem etkili alan içinde bencilliğin doyurulması süreci ortamın kişi-kişiler arası olur yardımlaşmalarıyla karşılanır. Bu kabil yardımlaşmanın sonrası içindeki kişi ve kişiler bencilliğinin doyurulması, hemen değil de biraz geciktiren totem alan ya da sosyo toplumsa alan içinde olmakla karşılandılar.
Geciken karşılanma alan içi sirkülasyonlu dirençler nedeniyle oluşur. Bencilliğin sağlama karşılanması; girişen, giriştirilen nesneldi bağıntılar üzerinde ortaya konan geciken manalar hep; alan içinde öznelce düzenletil yasaları olmakla önümüze çıktılar.
Önümüze konan bu öznelce yasalar ilk aşamalar itibarıyla ve zorunlu oluşla kölece değil, özgecil oluşlarıyla önümüze kondular. Birbirine bağımlı olan bu özne düzenci yasalar ya da failli olan yasalar da, ilkte; ortaklaşma olanların paylaşılmasıydılar.
Köleci sistem belki pek çok alanıyla ortaklaşan bir uygulama açısında değil ama maddi kültür açısından ve manevi kültür açısından da bir uygarlıktı. Köleci sistemlerin kendi öncesi, zorunlu bir ortaklaşmaydı. Bunun nedeni doğa baskısı karşısında direnç olacak başka teknik ve teknolojileri bilmemeleridir. Üreten ilişkiler içinde olmamalarıdır.
Köleci sistem öncesinin üreten ilişkiler içinde olmaları da, ortaklaşmayı hemen tart etmeyecekti. Üreten ilişki içinde ortaklaşma hala bir süre devam edecekti. Bunun nedeni de üreten ilişkilerin bir süre doğum sonrası bakım koruması içinde olmasıydı.
Bu aşamadaki üreten ilişki düzeyinin gelişen teknik teknolojik ve bilgi birikim düzeyi özel sahiplenişle durumu sürdürecek yetkinlikte değildi. Böyle bir girişme kişinin elinde patlardı. Bu nedenle bu aşamalar itibarıyla üreten ilişki içinde ortaklaşma olan devam etmişti.
Bu aşamalar içindeki üreten ilişki muktedirliği ve üreten ilişkilere dek zenginlik birikimleri öyle noktaya gelmekle öyle şeyler düşündüren yansımasını vermekle eldeki zenginlik bu düşünülenleri uygulamaya koymak için yetti de arttı bile. Tüm sorun ortaklaşma olana karşın, ortaklaşa olmayan duruma gösterilecek direnç ve travmaların sosyal yapıya hazmettirilmesi nasıl olacaktı? Basitti. Minareyi çalan kılıfı hazırlardı.
Ortaklaşan totem ilişkiler üreten ilişkileri vermekle, üreten ilişkiler kendi üzerinde pek çok yansımalarını yapmıştı. Bu yansımalardan birisi de kısmen ortaklaşa olmayan yansımaların da inşasıydı.
Köleci uygarlığın, kendi öncesi içindeki sistemin içinde ortaklaşan sistem onca kendi yansımalarını vermişti. Buna karşılık, köleci sistem bu yansımaların sadece bir çeşit yansıması üzerine bina olmakla bir inşaydı.
Köleci sistem kendi öncesindeki totemi ve ilahi dönmeler olan bu her iki sistemin de doğal ve zorunlu oluşuyla, mirasçısıydı. Bu miraslar üzerinden köleci sürece bakmaz iseniz süreci anlayamaz olmakla kalmazsınız; sürece yabancılaşır; groteski fanteziler olan kölece düşünceleriniz harekete geçmekle, dıştan arayışla umutlara düşersiniz.
Köleci sistemin elindekiler, kendi öncesinin yaşam geleneklerinden ve üreten ilişki tarzlarından oluşmaktaydı. Bunlar köleci sistemin yeni şekli içinde değişip dönüşecek eğilip bükülme eğimlerini oluşacak yeni mana anlamasına uygun, zorunlu ön veriydiler.
Bu veriler içindeki köleci sistemin işi; ortaklaşa olanı, ortaklaşa olmayana dönüşmekti. Bu veriler içinde köleci sistemin işi; üreten emeğe, emeğinin karşılığını vermek değildi. Yine köleci sistemin işi; farklı kullanım değeri elde etmek için, bir grubun kendi bildiği totem mesleklerini yapması ile karşı grupların totem mesleği olan ürünlerini değişmesi değildi.
Çalışılma ve gelir; mülkü olanın, “mülk hakkıydı!”. Kölelerin de, mülk sahibi tarafından bir lütuf; bir inayet; bir kayraca tutum içinde olmaları nedeniyle boğazları doyurulacaktı. Kölelik ve himmet vardı. İşte bu anlayış devlet olmak ve devletli olmaktı. Yani mülkü olmaktan ötürü, mülk sahibinin sağa sola ihsanda ya da bağışta bulunmasıydı.
Kölelik ve himmet zihniyeti kişiyi kendisine ve sosyo toplumuna yabancılaştıran groteski oluştu. Karşılığı olmadan kölece çalışıp sırf yarın yeniden çalışsın diye karnı doyurulan köleci anlayışla; mülk sahibinin yarın çalışması için mecburen köle karnını doyurması köleye himmet eder gösterilmesi tam bir aldatmaydı.
Bu himmetçe zihniyet, devletli olma düşüncesi gibi anlayışlar sistemin kendi mana anlayışına özgü groteski kavramlardılar. Nesnel olanla öznenin arasına köleci sistem; groteski olanı module etmişti. Yeni şartlarda yeniden çalışması için olan nesnel ve zorunlu doyurulma eylemi, himmet oluşla algılatılıp; nesnel olan görünmez kılınmıştı.
Köleci sistem hem geçmişin he de şimdiki somutluğun üzerini; himmet, rızk verme, lütufta bulunma, iltifatı şahaneyle takdim edilme, hidayete erme gibi asılsız manaca kavramlarla örtüyordu. Bu nedenle asıl olup bitene karşı asılsız olan mana anlamaları insanları sisteme yabancılaşan ve yabancılaştıran mana anlamaları oluyorlardı.
Bu tür kişiyi kişiye ve kişiyi sosyo toplumuna yabancılaşır olan mana anlamaları; köleci sistemde üzerine oturduğu sosyo toplumun özne nesnelce olur asıl yasalarının üzerini, örtüyordular. Kişi yarın yeniden çalışması için doyurulup yaşatıldığına değil de yapılan himmet nedeniyle yaşadığına inanıp, himmete! şükür ediyordu. Artık himmetçe olan mana anlaması, öznelce olan düzenletil olmanın mana yasaları; devletli olup, ihsanda bulunacaktı. Köleler de bu ihsana, bin bir şükürle âmin diyeceklerdi.
Ön ittifaklar; her biri bir totem alandan gelen kültürlerinin, kendi iç sentezini vermişti. Ve yine ön ittifaklar kült merkezli çoklu iradelerinin ortalaması olan düşünceyi paylaşırdılar. Kurul kararları içinde tartışılan çoklu totem iradeli düşüncelerin sentezi; kült merkezinin kararı oluşla, ön ittifakı senkronlaşan tekil iradeydiler.
Senkron yasası çokluğu özek salınımlı osilasyon içinde birler ve kiplerdi (modüle ederdi). Ve senkron yasası (kiplenme oluşla birlikte gidenlerin uyumu olan yasa) bir arada oluşu birleten çokluğu yine; kendi senkronu içinde bulup, gören; alıcısına göre alıcılar bu senkronu çoklu yansıtabilecektiler. Dünya özgün şartlarıyla birdi. Ama çoklu çevrim çelişkileriyle süreçline ve birlik oluyordu.
Kişi, kişilerle bir araya gelip; çoğullaşmıştılar. Bu çokluk dıştaki alan etkisinin izolesi içine kendisinin yeni bir organikçe olan çokluk alan etkisi olmasını ortaya koymuştu. Bu çokluk totem grup oluşla hem tekillik algısıydı. Hem de birlik gücü ekseninde kişilerine düşen sağlama ve paylaşma yapması, çokluğun tekil alan etkisinin parçalanmasıydı.
Ön ittifaklarda totem gruplar çokluğu ve totem gruplar çelişkisi olmakla çokluktu. Ama ön ittifaklı kült merkezli ilahi temsilcilik içinde de tekillikti. Ha keza köleci sistemde öyle. Köleci sistem mülklü mülksüz ya da efendi köle ekseninde çelişkin birçokluktu.
Ama köleci takdirin himmet ve rızk öğretisi imanı içinde Mamon anlayışla teklikti. Yani köleci sistem rızk dağıtan bir takdirce şartlar içinde türlü türlü niceli ve nitelikçe bulunur olmakla pek çok olup, çokluktular. Ama bu tür çeşit çeşit takdiri eden ise; tekildi.
Kült merkezi, bu tür senkron yasalarına aykırı olamazdı. Kült merkezi çokluğu tekil ve ittifaka göre genel yapmak zorundaydı. Ve tekil olanı kurumları eliyle yeniden çoğul kılıp; önce gruba, sonrada grupları eliyle tekilce olanı paylaşıp kişiler olan herkese göre yapmak zorundaydı. Bu nedenle kült merkezi aynı zamanda senkronlayıcı (birlikte gidenle), birlikte gidenden ayrıştırıcı olanların dönüştürücüsüydü.
Tekil olan kült merkezinin iradesi totem grup düzeyinde tüketilirken, grup tüzelinli özel iradeler durumu düzeyine geçişiyle, kişinin kendisine göre yaşantılaşması oluyordu. Kült merkezi, çoklu tartışma yapmasının sonrası içindeki sentezle tekil irade oluyordu. Tekil irade, ittifak içine gönderilirken yine tekil irade oluyordu. Ve tekil olan irade üretim, tüketimdeki ortaklaşmacı olmanın alan yasaları gereği nedenle, çokluk olmakla da yine tekillik olucu iradenin yasalarıydılar.
Fakat köleci sistem bu verileri kullanırken sanki bu ön süreçler hiç yaşanmamış gibi davrandı. Köleci sistem, ön ittifaklı ön veriler üzerinde ön ittifakça söylenen sözleri, kendi özel mülkiyetçi anlayışlarına uygun olmakla eğip büktü. Eğip büktüğü bu yeni ilişkiler ağı üzerine ön ittifaktaki anlatımların tersi olur mana anlamalarını yükledi.
Köleci sistem ön ittifaklı veriler içinde olan mananın zıtlarını söylemekle kendisine özgü kendi konularını açıyordular. Kendi öncesi, köleci sisteme göre hiç yaşamamış gibiydi. Köleci sistem giderekten söylemleriyle kendi öncesini tam bir hayalete dönüştürüyordu.
Köleci sistemin özel mülkiyet yararı için ortaya konduğu her bir kavram ön ittifak içinde olan kavramların zıttı olmakla da bu hayaletten yansıyordu. İşte Mamonlar, ilahi manalı bir kudret olmaları kadar da zıt bir kavramla, bir hayalet görünümlü olmayı tam da bu nedenle taşımaktadırlar. Mamonlar; ilahlardaki köleci sisteme göre görünmez olan ve takdirce yaptıran olan ilahi mana gücü olmalarının her iki özelliğini birlikte taşıyordular.
Köleci inşanın ilk başında Mamonlar, ilahi dönem değerlerine bire bir eşlenmekle canlı kanlı eşletilmeydiler. Mamonlar ilahtan eşletilen ilah zıttı anlamlar olmaları nedeniyle ön ittifaktan dönüşme arifesi içinde ön ittifakla birlikte bir ara ön ittifakla iç içe olup ön ittifak ilahıyla bir arada görünüp didiştiler.
İşte ilahlarla, mamonların bu bir arada olan didişen somutluğu; giderek ortadan kalkan ön ittifaklar nedeniyle işlevi biten ilahlar da görünmez olacaktılar.
Ama görünmez olan ilahi manalı nedenler yani Mamon'u olduran nesnel verili ve ilahtı düşünceler zıt karşılıklarıyla Mamonlar içinde kodlanmıştı.
Mamon’un söylemleri, kendisinden önceki tutum ve mana oluşlara birer karşılık oluşla söylendiler. Böylece İlahi mana, Mamon’un kendisini olduran zıt bir şeye karşılık oluşla Mamon vaazlarında göründüler.
Mamon ortaklığa karşı oluşunu söylüyorsa, İlahlar ortaklaşan bir yaşamın mana anlayışıydı. Mamon; malı, mülkü ben keyfime göre kişilere özel kıldım diyorsa; ilahlar malı mülkü özel değil genel bir yararlanma içinde tutuyorlar demektir.
Mamon ben baban Yakup’un, İshak’ın ve İbrahim’in rabbiyim diye kişisel devirle kişisel mirası söylüyorsa; İlahlar kişilerin sahipliği olmayıp genelin mana anlayışına dönük olmakla genelden genele (ittifaktan ittifaka) devredilen bir mana anlaması olduğu pek açıktır.
Bu kodları çözemezsek; ön ittifakın ortaklığına karşı, köleci dönemin ortak tanımaz olup ortaklığı şirk sayan mana anlayışı olan bu zıt kavramları nedenle mamon ilerlemiş köleci dönemin şimdisi içinde olmayan bir şeye karşı konuşuyor olmakla hayalete karşı konuşuyor gibidir. Böylece Mamon hayaleti çekimli olmakla hayalette yansır olacaktır.
Mamon’un sanki karşısında biri varmış gibi didişen hayaletle kavga eden özelliklerinin fark edilmesi için; Mamon’un karşı olduğu şeylerin azıtıp sapıtılmış olma sayılması için henüz bir iki neslin geçmesi gerekecekti.
Oysa henüz ön ittifaklarla özel mülk edinmenin iç içe bir arada yaşanıp sürecin Habil Kabil kavgası içinde veya Gılgamış-Enkidum kavgası içinde sembolik değerlerle verilişi sırasında; gerçekten de Mamon’un karşısındaki, birileri olan; o ön ittifaklı ilahlar vardı.
Minareyi çalan kılıfı hazırlıyordu. Kılıf ta, minare de manaca zorunluydu. Ve Yakup’un, İshak’ın, İbrahim’in ve daha nicelerinin şeriatı olduğunu söylemekle; yeni olan apilular kendilerinin bir öncesiyle, geri beslenmeli iletişimleriyle; kendilerini meşrulaşıyordular.