Herkes özel mülke sahip olma hayaliyle (büyük ikramiyeye -El 'in takdiri olacak piyangoya sahip olma hayaliyle) bu tür hilece tasarım üzerine ortaklaşa söylemlerle ekleme yapacak; anlam yükleyebilecekti. Böylece El herkesin tartışıp anlam bindirişleri yapacağı konu ve özelleştirmenin bencildi tamahı olacaktı.

 

Doğa alanı kimsenin değildi. Burada kovalanıp az ötede faaliyet yapmak dışında hiç kimse de doğaya benim mülküm demiyordu. Böyle olunca kolektif alan içinde mülk sahipli bir El 'in somutu yoktu.

 

Mülk sahipliği olmamasına karşın kolektif alan içinde kendisini belli eden herkesle herkesin olan düzenli bir kolektif etki vardı. İşte buluşçu ve hileci kişiler bu etkiye mülkün sahibi olan El adını verecek yorum ve anlamlarla buluşlarını yapacaklardı.

 

Zaten El mana anlayışına, kolektif güç üzerinde ben merkezli hayalleri olan kişi tamahı bencillik neden olmuştu. Kolektif etkiyi El 'in gücü olarak tarif eden buluşçu ve hileci enfeksiyon; El 'in gücüne mülk sahipliği tescilini yapıştırmıştı.

 

Kolektif gücü ve kolektif etkiyi özelleştiren kişi tamahı bencillikler El 'i kendi özneleri içinde kendilerinin mülk sahibi oluşuyla gizleyip, herkese göre vaat ve rızk olarak tarif ediyorlardı. El 'in somutlaşmış şekli olarak kendi mülk sahipliklerinin hayalini El 'in üzerinde kendilerine bindirişler içinde yansımalar olarak görüyorlardı.

 

Bu kanıya sahip çıkan herkes sessizlikle biliyordu ki somut alan içinde mülk sahibi El, büyük ikramiyenin kendisine isabetiyle kendisi olacaktı. İşte İbrahim bu gizli ajanda içinde mülk sahibi olmakla El in kendisine mülk vermesini anlatan söylemi hikâye eden anlatıcılar mülk ile şereflenme karşısında İbrahim için "El güldü" diyorlardı.

 

Özetlersek, El 'in ilk tasım yapan kişinin El 'e izafe ettiği ve herkesle ortaklaşmadıkları yüklemelerle; El 'i ortaya koydu. İşte El tasavvuru olan asıl kişisi tuzaklar; herkesin alenen El 'e kendi mülk sahibi olması üzerinde ortaklaşa bir anlam yüklemesi altında gizlendi.

 

Bu tür içte başka çeşit hesabı gizlemenin revaç bulmasında genel eğilime dönüşen kabul içinde İbrahim ve Nemrut; El 'e izafe edilen mülkün vekâletçe sahipleriydi. Böylece mülkün sahibi olan El tasımı; İbrahim ve Nemrut anlayışlarıyla su yüzüne vurulmuştu. El de vekâlet edende aynı kişilerdi.

 

Anlatılırken vekâlet veren de vekâlet eden de ayrı ayrı imge sel imajlardı. Vekâlet veren soyuttu. Vekil tayin eden güç soyuttu. Vekâlet eden müjdeci, kurtarıcı, mesajcı korkutucular somuttu. Gerçekteyse soyut vekâlet edende somutlaşıyordu.

 

El tasımı, kişisi tamahların soyutlanmış im ve imgelerdi. Hiçbir zaman El 'in mülk sahibi olmasıyla gerçekleşmemişti. Mülk sahibi bir El ben mülk sahibiyim diye hiç bir zaman kendisini göstermemişti.

 

El, en azında bir yerçekimi yasası gibi, elektro manyetik çekim yasası gibi, nükleer çekimi yasası gibi "bir yasal güç" olarak bile kendisini göstermemişti. Eserde müyesser söylemi de, "enerji ve varoluş için" içi kof bir söylemdi.

 

Aynı anda bir saniye içinde 10 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 desilyon çeşit olgu olay belirme belirsizlik olan durum içindeki sahipsizlikle evrensel durumu anlamadıkça; evreni anlamanız olanaksızdır.

 

Bu kadar tür çeşit durum mikro dünya girişmesi içinde taban mı tavanın sahibi, tavan mı tabanın sahibi. Yoksa duvarlar mı taban ya da tavanın sahibi türünden böylesi bir ilişileme olanaksızdır.

 

Enerjiye dalga mı frekans mı; frekans mı dalga mı, salınım mı, renk mi, spin mi, ışık mı, kuant mı, çekim mi elektron mu vs. türü eserden (etkiden) müyesseri (etkilenen var oluşa) sahiplik söylemek beyhudedir. Enerji bunların tümüdür. Tümüyle aynı andadır.

 

Makro dünyayı tetikleyip ateşleyen de mikro dünyadır. Ancak makro dünyada eser müyesser ilişkisi kurulursa da bu söylem de görecedir. Kolektif inşa kişinin değil kolektif gücün eseridir. Kolektif güç kişide yoktur. Şu halde kişi değil kolektif güç inşacıdır. İnşacısı olmadığınız ve sizin dışınızda olan kuvvetten ötürü siz de inşanın sahibi değilsiniz.

 

El 'in mülk sahipliği referansı İbrahim ve Nemrut’un mülk sahibi olmasıyla gerçekleşti. İbrahim her hangi bir El iken; Nemrut ta başka bir mülk sahibi her hangi bir El olmanın çekişmesi içindeydiler.

 

El, kolektif özneli özgeci sisteme karşı, kişi sahipli sömüren benci özne gücün mantığıdır. Nasıl totemi mana gücü çevresel ve kişinin korunum yasalarından kaynaklı girişmelerden doğmuşsa; El de kolektif emekle ortaya konan kolektif zenginliğin ligin kişi sahipli etkisi olarak; kişi sahipli anlayış içine doğdurmakla ortaya konmuş aldatış ve aldanıştı.

 

El kolektif zenginliğin içine sokulup kimi kişilerin sahipliğine meşruiyet kazandıran mana anlayışıydı. El kolektif etiklerle kolektif zenginliğin içine geçişme olup, kolektif gücü El 'in gücü olarak tarif eder. Kolektif zenginliği bu mantıkla rızk olarak kurgulayıp, istediğine (kendisine) verdiren söylem sel belirmelerle ortaya konur.

 

El, tarihte Ortadoğu’da "Ben El Şadday. Şadday dağlarını sahibi olanım" demekle ifadesini bulmuştu. El dağların sahibi olunca kimsenin olmayıp orada çobanlık yapan kolektif gücün ve kolektif zenginliklerin de sahibi oluyordu. El çobanlar için önem arz eden o dağdaki ve o dağın eteğindeki otlakların da sahibiydi.

 

Doğada kendilikten biten otlaklar olan alan ile kendilikten biten meyvelere, kolektif emekle üretilenlere rızk veren sahiplik diye yükleme yapılan soyut manaydı. El bu tür giydirişlerle kişisi tamahın imgesel imajından mana anlayışıydı.

El sahiplikte sınır tanımıyordu. El 'in enerjisi, kolektif gücü üzerine zimmetlemekten doğan sahiplik tasarrufundan ileri geliyordu. Bu doymazlığın kontrol etme ihtiyacıyla El "hayatın temel düzlem sağlamalarına" da sahip çıkmıştı. Bu çarpıtmayla artık peş peşe çarpıtmalar ortaya konacaktı. Bir çarpıtma artık diğer birçok rasgele çarpıtmalarlaydı.

 

Kolektif emeği hiç anmadan; otlağın bize sürülerle birlikte sürüler yetiştirmek için verilen bir rızk olduğu, söylendi. Rızk verildiğine göre, bir rızk veren vardı. Ve rızk veren rızkı dilediğine de verecekti. El 'in malı ve mülkü kişilere verilmekle rızk anlamı içeriyordu. Yani rızktan El 'in sahipliğini şıp diye anlamalıydık.

 

El, "mülkümü dilediğime verdim" demekle, Şadday dağlarındaki çoban kültü kolektif zenginlikleri seçilmiş kişi olmakla Nemrut 'a, İbrahim’e verecek olan "bencilliği okşamakla al benci olup, enfeksiyonlu bir anlayıştı. Herkes İbrahim gibi, Nemrut gibi Karun gibi sahipler olmayı beklerken, of sayıda düşmüşlerdi.

 

El; kolektif gücün yerine geçti. Öznel dünya içinde kolektif bir alan etkisi kazandı. Kolektif yaptırım gücü oldu. Kolektif alanı padişah gibi mülkü veren yapıya dönüştü. Kolektif alanla mülkü ihale eden siyasi hükümetler eliyle mülkü devlet, devleti de kimi kişilere dağıtılan mülk yapmıştı.

 

El böylesi soyut meşruiyet zemininkiyle kurgu ve tartışmaydı. El bu anlayışla kimi kişilere mülk vermekle tarihin ilk kişi tanrısı- kişi rabbi-kişi Baali olan KİŞİ TANRIYDI. Varlık (zenginlik) yoklukla (yoksullukla) var olup sürdürülür.

 

Kolektif alanın zenginliğinden veya yoksulluğundan söz etmek olanaksızdır. Kolektif alan kolektif etki nedenle olanaklar alanıydı. Kolektif olanaklar kimi kişilere ihale edilmekle ihalesiz kalan kişiler yoksullar olarak belirdi.

Zenginlik yokuşun başı olan en çok enerji potansiyeli iken yoksulluk göreceli ve yokuşun tabanı olan en az enerji durumuyla acizlik güçsüzlüktü. Teorik olarak kolektif toplum sayısı kadar El vardı. Ve El kolektif toplum sayısı kadar az kişiye mülk vermekle kişisi tanrıydı.

 

Mülk veren tanrı karşısında; "kır zambaklarına bakın; ne yün eğirirler, ne ip dokurlar; baba onları giydirip doyurur diyen İsa'nın yoksulluğu öven, dilenciliği patlatan El ilah tasımı gibi tasımlar da yoksulluğu dağıtmakla yoksulların Tanrısıydı. Kişiyi fakir bulup onu zenginleştiren tanrı da zenginleştirdiği kişinin kişi tanrısıydı (El 'iydi).

 

İman eden ahdiler; yoksulların fakirliğine merhamet eden, acıyan, ama mülkten onlara pay vermeyen yoksulluk tanrısına ve kaderlerine kanaat getiren mutmainlerdi. Fakirler, yoksulluklarına mutmain olurlarken aynı zamanda da İbrahim'i zengin eden İbrahim’in tanrısı olan El 'e iman ediyorlardı. Hem de "şüphesiz ki o İbrahim'e hitap eden kaderimiz elinde tutan EL 'dir" diyorlardı.

 

Mülksüz olup ta çalışacak olan, yani emek nesnesinden mahrum kalan yoksullar, El' e teslim olmakla İbrahim'in ilahı olan El 'e teveccüh ediyorlardı. İbrahim’i mülke boğan El 'e eğilim ediyorlardı. Köleci koşullar içindeki yoksulluk sonrası zenginleşmeyi; "O seni yoksul bulup zengin etmedi mi?" diyenle, kendi tarihselliğini dışa vuran El, aynı El 'di.

 

Mülkün sahibi olan, Mülk El Malik veya Mülk El İlah olan güç; oligarşi temsilcisi milletlerle konuşup pazarlık yapmazdan önce ve arzı mevutu milletlere vaat etmezden önce de El kişilerle konuşuyordu. Ut Napiştim duvar gerisinde tanrısı Ea ile konuşuyordu. Yine Ut Napiştim rüyasında Ea 'dan mesajlar alıyordu.

 

El zamanın şartlarına göre kişilerle de milletlerle de anlaşma yapıyordu. "Atanız İbrahim'e verdiğim sözü tutacağım" diyerek kişileri İbrahim'e ve İbrahim’in El 'ine ikna ediyorlardı. Teslimiyet vaat edileni ummaktan doğmuştu.

 

Kişiler İbrahim 'in El 'inde mülk istemiyle ve yardım istemiyle: "Ey İbrahim’in El 'i olan Rab. Şüphesiz ki mülkün ve bizim de sahibimiz olansın. Mülkünden bizi de gör bize de yardım et"; "medet ya sahip El imdat" diye dualar ediyordular.

 

Böylece kişiler İbrahim'in Nemrut'un El ile kaybettiği kolektif zenginliği, yine İbrahim 'in Nemrut’un El ile bulmak istiyordu! El 'in yoksullara vermediği ama yoksullara da vermeyi vaat ettiği yanıyla insanlar yoksulluktan kurtulmak için El 'in şefaatini umuyordular.