Mecburum sadece kendime: ihya etmekse yüreği kürediğim düşlerden ibaretim ve kardığım yalnızlık elbet dokunulmazlığı aşkın bakracında göğün maviden mintanı gecenin ve içimde ukde kalan öksüz sözcüklerin çoktan bağlanmışken basireti.
Hüzündür delici olan o güç
Ömürse tüketilen
Sözüm ona türetmiştim ben sevgi dolu varlığını bilinmezin
Artık bilindik ne kaldıysa elimde
Dikenlerime mahcup bir gülümseme ile teessüf ettiğim
Yerli yersiz kendime söylendiğim.
Hüzün bakracıydı mevsim
Hüzünsüz geçmezdi gün ve gecem.
Issız bir rıhtımdı gidip geldiğim
İstanbul’un köftehor kalabalığı
Lakin şehir bendim
İçimde şerit değiştiren ne çok vasıta
Aklın ırmağında yüzdüğüm düşe kalka.
Bir geçitse geceden firar eden yıldızlar
Düş gücüme sadık ve mahcup bir gölge gibi
Düştüğüm peşine duyguların
Duygu sandalında içre dolan imgelerdi belki
Sallanmaksa sağa sola
Aşktı sağ küreğim
Solumda saklı bir terennüm
Orta yolu bulamadan yaşadığım günbegün.
Kayboldu zaman
Kayboldum milyon kere.
Bulmaksa umudum kayıp ruhumu
Her tefe
Konduğum yine de yılmadım
Sadece layığıyla yaşamak ve yaşatmaktı hayatı
Azalmadan dirayetim.
Uzundu yolum
Uzundu öyküm
Ah, öykündüğüm dünüm
Öldüremediğim nice hayalet
Sancılı bir doğumdan sonrası rivayet
Mutluluksa olmalıydı yalnızlığın kâbusu.
Miskin gölgeler
Mis kokan sevdalı çiçekler
Miadı dolan sevginin her katresi
Saklı tutulası umudun sarkacı
Ah, asılı kaldığım göğün pervazı
Pervane olan yüreğim her yeni güne
Günden öte geceydi meskenim.
Meali yoktu hislerin
Yaza yaza düştüm yola
Bata çıka açtım gonca gonca
En çok diklendiğim
Aralıksız direndiğim
Amaçsızca sevdiğim
Yalnızlığın sireni fısıldarken kulağıma
Hala, sabırdı ve şükür sığınağım
Elbet korunduğum sadece Rabbin nezdinde.