ST.GALLEN
VE MEZARLIK ZİYARETİ
4
temmuz 2014 Cuma Saat 09.30 da, Suzi, ben ve dayım Taufener St 95 A da ki evden
çıkıp bina önündeki duraktan otobüse binerek, St Gallen bonof’unun ve otobüs
duraklarının bulunduğu meydana indik. Bu meydanı çevreleyen binalar, taş
yapılardan oluşan çok eski binalarla çevrili. Yeni modern bir tek bina var oda
St Gallen kantonunun yönetim binası. Binanın her tarafı Camla kaplı ve 16 kat.
Bu binayı koruyan ne bir polis nede bir güvenlik görevlisi var. Burada polis
yok zaten. Polise ihtiyaç duyulduğunda, telefon edilip çağrılıyor. Polisin
olaya müdahale etme süresi toplam 5 dakika. Saat 10.00 ile 12.00 arası St
Gallen sokaklarında ve ana caddelerde otobüsle bir gezinti yaptık. Burada
Temmuz ayının izin ayı olduğu için, şehirdeki fabrikaların çoğunluğu bakım ve
onarımdalar. Bundan dolayı da cadde ve sokaklar bomboş. Trafik yok denecek
kadar az çalışıyor. Böyle olmasına rağmen trafik kurallarına uyma yüzde yüz
tam. Ben burada kendi adıma, bu şehre, bu şehrin insanlarına ve burada yaşayan
her canlıya, hayranlığımı gizleyerek saygı duyduğumu söylüyorum.
Şimdi
öğle yemeği için eve dönme zamanı. Şehir turundan sonra tekrar St.Galen otobüs
duraklarındayız. 5 numaranın gelmesine 5 dakikamız var. Beş dakika sonra otobüs
geldi ve eve döndük. Öğle yemeği faslından sonra, gideceğimiz yeri tespit
ettik. Gideceğimiz yer, oshßeritof
(oşsseritof) Mezarlığı olacak. Buraya gitmemizin sebebi, dayımın
İsviçre’ye geldiği yıllarda, dayımla beraber olan, desteğini ve yardımını
gördüğü Berty Peter Kalifmann 1920 – 1996 ve Suzi Tobler’in annesi İda Tobler
Beerle’nin 1913 – 1998 Mezarlarını ziyaret edeceğiz. St.Gallen şehir
merkezinden o istikamete doğru giden otobüse bindik. Otobüsün seyir güzergahı
bulunduğumuz yerden doğuya doğru gidiyordu. Gidiş güzergahı geniş bir caddeydi.
Bu cadde üzerinde Türk marketleri ile döner salonları vardı. Burada marketler
harıl harıl çalışıyorlar. Döner salonlarına gelince iş değişiyor. Hepsi boş
oturuyorlar. Burada satılan dönerlerin tamamı, Almanya’da imal edilip, ( bunlar
Almanya da Türklerin kurduğu royal döner şirketi)buraya getirilerek İsviçre’nin
geneline dağıtım yapıyorlar. Türkiye’deki dönerciler gibi herkes kendi dönerini
kendisi hazırlamıyor.
Şehrin
işlek caddesini geçip Katedral’e doğru yaklaştığımızda yolun sağında ve solunda
bulunan iki adet büyük bir parkın yanından geçiyoruz. Bu parkta çok büyük ve
iki üç kişinin bedenini sarabileceği devasa kalın ağaçlar mevcut. Dayım bak bu
parkta oturanların hepsi uyuşturucu müptelası, buraya Stat Park deniyor ve
yanında okul var. Diğer parkta uyuşturucu satanların sık sık ziyaret ettikleri bir
park. öğrenciler de teneffüsler de bu parkı kullanıyorlar. Dedi. Nasıl olur?
dedim. İsviçre hükümetine göre okul çocukları bunlardan ders alsın ve böyle
durumlara düşmesinler diye, ibret almaları içinmiş. Devlet bu kişiler için,
gündüzleri şehirde gezmesin ve diğer insanları rahatsız etmesinler diye, parka
sandalyeler ve masalar koymuş ve bu parkın tam karşısında yolun sol tarafında
devlete ait bir büro var. Bu büro bu parka yaşayan ve bu büroya kayıtlı
olanlara uyuşturucu temini ve hizmeti vermektedir. Uyuşturucu bağımlılarına
burada devlet bakıyor. Bunlara ev veriyor, kirasını devlet ödüyor. Bunların
geçimini sağlamaları için belli bir oranda maaş bağlıyor, eğer köpeği varsa,
köpeği için de 500 Fr bir köpek için, iki köpeği varsa 1000 Fr. veriyor. Bu tür
insanların tamamında da en az bir köpek var. Bu şahıslar burada arkadaşlarıyla
birlikte sigaranın her türlüsünü içerek yerlere atarlar, bira ve şarapta içerek
şişelerini de park içerisinde kırarlar. Akşam oldumu park boşalıyor.Köpeklerini
yanlarına alan otobüslere binerek evlerine gidiyorlarmış. Yarın sabah tekrar
buraya dönmek üzere. Bu parkın temizliği ise gece belediye görevlilerince
yapılıyormuş. Park ve devasa kilise (katedral) binasını geçip yokuşu çıkmaya
başladığımızda mezarlığın bir ucu görünmüştü. Mezarlık giriş kapısına yakın
yerde ki durakta indik. Mezarlık kapısından içeriye girdiğimizde sanki park ve
mesire alanına giriyoruz zannettim. Bu Mezarlığın bakımı ve onarımı kantona
ait, çok eski bir mezarlık, belki 250 yıllık. Bu mezarlık karma bir mezarlık
oluyor. Mezarlık kapısından içeriye girdiğimizde gidiş ve geliş yönü yolların
düz olduğunu ve yolun sağında ve solunda, bazı adaların boş ve bazı adaların da
dolu olduklarını gördüm. Boş olan yerler çimlendirilmiş sanki basket veya
futbol sahası gibi görünüyorlar. Buralar 20 yılını doldurmuş mezar yerleri
oluyor. İsviçre’de ki tüm mezarlıklarda bir mezarın devamlılık süresi 20 yıl
oluyor. Yirmi yıl sonra bu mezarlar kaldırılarak bu alan 3 yıl boş alarak
beklemede bırakılıyor. Mezarların olduğu yerlerde de mezarların ne zaman
kaldırılacağı, o bölümde bulunan mezarların ön kısmına bir levha koyarak gelen
mezar sahiplerine duyuruluyor. Hıristiyanlığın Katolik meshebine göre bir kısım
Katolikler öldükten sonra cenazelerini yaktırıyorlar, bir kısmı da aynı bizdeki
gibi gömülmesini istiyorlar. Burada ki tüm mezarlıklarda mutlaka bir kilise
mevcut. Ölen kişi mezarlıkta ki kiliseye getirilerek, ölen yakınlarına
sorularak, dışarıdan geleceklerinin olup olmadığı öğrenilir. Eğer cenazenin
dışarıdan gelecek yakını varsa, cenaze kilise morguna koyularak, verilen
bekleme süresi kadar bekletiliyormuş. Bu zaman zarfında da ölen kişinin
sağlığındaki en güzel ve en beğendiği temiz kıyafetlerinden bir tanesi
giydiriliyormuş. Burada cenaze yıkama işlemi yapılmıyor. Bekleme süresinin
sonunda cenaze yakınları, cenazeyi morgdan alıp kilse önündeki musalla taşının
üzerine konarak, ilk ayin kilise önünde yapılıyor. Dışarıdaki ayin bittikten
sonra, ikinci ayin için kilise içerisine giriliyor. Bu esnada cenaze
yakılacaksa yakma görevlileri gelerek tabutuyla birlikte cenazeyi götürüyorlar.
Kilise içerisindeki ayin bitene kadar cenazenin külleri bir kap içerisinde
üzerine yeşil bir bez örtülmüş bir şekilde kiliseye tekrar getiriliyor. Kilise
içerisindeki ayin bittikten sonra, kiliseden bir görevli ayine katılan her
kişiye bir taziye zarfı dağıtıyor. Bu zarfı alanlar bu zarf içerisine bir
miktar para koyarak tekrar görevliye geri veriliyor. Ve kilse içerisindeki ayin
böylelikle tamamlanmış oluyor. Cenaze yakılmayacak ise cenazenin başında bir
kişi kalıyor, yukarıda anlattığım, yakmanın dışındaki işlemlerin aynısı
yapılıyor. Yalnız burada cenaze mezar içerisine bir ufak vinç yardımıyla
indirilip ilk toprak atma işlemini papaz yapıyor. Mezarın kapatma işlemini ise
papazın yanın da gelen iki kişi yapıyor. Buradaki mezarlarda yön tayini
yok. Düzgün görünmesi için ilk mezar
yönü nasılsa diğer mezar yönleri de aynı oluyor. Kilise içerisindeki ayin
tamamlandıktan sonra dışarıya çıkılıp küllerin toprağa döküleceği veya
kavanozla gömüleceği yere götürülüp, toplanan zarflar da cenazenin birinci
derece yakını olan kişiye takdim ediliyor. Cenazeye katılanlardan tamamen siyah
giyinenler var ise bunlar cenazenin birinci derece akrabaları oluyor. Papaz
önde kilise görevlisinin elindeki yeşil örtü altındaki kül papazın arkasında ve
cenazeye katılanlarla birlikte defin işleminin yapılacağı yere geliniyor. Papaz
burada tekrar bir ayin daha yaparak, küllerin bir kısmını yeşil bir alan olan
boşluğa serper ve bir kısmını da kavanozla birlikte yerde açılan deliğe veya
bir duvar üzerinde bulunan kapaklı gözlere yerleştirilerek kapağı kapatılır ve
defin işlemi bitmiş olur. Önceden hazırlanan mezar taşı ise kavanozun gömüldüğü
yerin ön kısmına dikilir. Yanmayan cenazeler ise ayrı bir bölümde kazılan
mezara tabutuyla birlikte defnedilir. Mezarların üzerleri çiçekler ekilerek
güzelleştirilir. İnsanlar her yıl mevsim çiçeklerinden mezar üzerine ektirmek
için bu işi yapan insanlara 500 yüz Fr para ödüyorlarmış.İsviçre’nin en
zenginlerinden Fabrikatör olan Armin FRISCHKNECHT2013 ün mayıs ayında ölür.
Şahıs vasiyetinde cenazesinin yakılmasını isteyerek, küllerinin bir kısmını
Bern Oburland’da bulunan yazlığının bahçesine, diğer kalan küllerinde Alp
dağlarının üzerine havadan serpilmesini ister ve bu yapılır. Bugün İsviçre’de
Armin’in öldüğünü gösteren bir mezar taşı yoktur.
Bu
mezarlıkta ölen Müslümanların mezarları da var. Onlardan da kendilerini
yaktıranlar olmuş. Bir kısmı da yaktırmayıp gömülmüşler. Peki bunlar yıkanarak
mı gömüldüler diye sordum. Hayır dediler bu mezarlar Müslüman mezarları
olmasına rağmen yön tayini de yoktu. Müslüman mezarlarının baş kısmındaki bir
tabelada ölenin ismi, soy ismi ile birlikte doğum ve ölüm tarihi yazılıyor.
Müslüman ve Hıristiyan çocuklarının mezarları yan yana gömülmüşler. Bu mezarlıkta
sadece Musevilere ait mezar bulunmuyordu nedenini araştırdım. İsviçre de en
örgütlü bir millet. Burada tüm Musevilerin hak ve hukuklarını savunacak bir
kurum ve kuruluş mevcut. Bu kuruluş İsviçre Hükümetiyle anlaşıp kendi
Sinegoklarını, kendi mezarlıklarını ve kendi cenaze defin işlemlerini yürütecek
organizasyonlarını kurmuşlar. Bir Musevi’nin her şeyinden öncelikle onlar
sorumlu…
Bu
mezarlıkta beni hayrete düşüren konu şu oldu. Burada yaşayan insanların
yaşamları süresince, doğaya ve yeşile saygıları var. Öldüklerinde de aynı.
Ölüyorlar doğaya olan saygılarından olsa gerek, yeşillikler içerisinde ulu bir
ağacın altında, cıvıl, cıvıl şarkılar söylercesine kuş sesleriyle geri dönüşü
olmayan istirahatgahlarına çekilmişler yatıyorlar. Ben bu mezarları gördükten
sonra bu mezarlarda yatanların ruhlarının değişik dinlerden de olsa
birbirlerine saygı ve sevgiyle baktıklarını görüyorum. Berty ve suzi'nin
annesinin mezarlarını da ziyaret ederek sona gelmiştik. Mezarlık ziyaretimiz
yaklaşık iki saati bulmuştu nedeni de burada yapılan bir cenaze merasimini
izledim de ondan… Bir sonraki yazım yakında...
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!