MEDHİYE NEDİR? ÖRNEKLERİ  ( Kasidelerde Medhiye Bölümü )
 
Bu yazıda medhiye kelimesinin sözlük anlamları, Osmanlıca yazılışı, methiye nedir,  kökeni, hakkında bilgiler,  kasidelerde methiye, özellikleri, methiye yazan şairler, methiye bölümüne göre kasideler, çeşitleri,   Arpa, Fars, Türk şiirinde methiyeler şiirlerde beyitlerde - methiye, kaside dışında methiyeler,  methiye yazma amacı konuları, methiye örnekleri üzerinde durulacaktır.

Osmanlıca yazılışı Medhiye : مدحیه –

Medhiye Sözlük Anlamı Kökeni
Medhiye , Arapça kökenlidir.  Övmek övgü - " birinin meziyetlerini dile getirmek- anlamındaki Arapça Medh sözcüğünden gelir. Sözlükte MEDHİYE kelimesinin manası: Birini methetmek için yazılan yazı şeklindedir.
Kaside-i medhiye: Metheden, öven kaside.

 

Konu Başlıkları


Kasideler de Medhiye Bölümü

Kasidelerde adına methiye yazılan kişinin övüldüğü bölümdür.  Kasidelerin asıl bölümü methiye bölümüdür. Kasideler genellikle din veya devlet büyüklerini övmek için yazılır. Kaside yazmakta maksat birini övmek veya yermektir. Divan şairleri kasideleri genellikle din ve devlet büyüklerini övmek için yazmışlar, devlet büyüklerini överken de bu sayede caize, taltif, makam, mevki, tımar, maaş, bağış vb ummuşlardır.  Bu bakımdan kasideler genellikle methiye bölümlerinde övülecek kişi  veya kişiler için yazılan şiirler olmuşlardır.

Teknik açıdan bakıldığında ise Methiye kaside de bir bölümdür.   Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü, hicvedildiği veya  yakarılıp ihsan istenildiği bölüme methiye bölümü denir.

Kasideler methiye bölümlerinde medh veya yergi yapılmış olması bakımlarından yanı methiye bölümündeki konuya yaklaşımları bakımından Methiye ve Hicviye olarak da adlandırılır. Eğer şair bu bölümde ölen bir kişiye olan üzüntülerini dile getiriyorsa buna da Mersiye denir.

 Methiye bölümünde bir kişi övülüyorsa bu kaside övgü amaçlı yazılmıştır ve bu kasideye Medhiye denir. Konusu methiye olan kasidelerde Allah, Peygamber, dört halife, ( Çehar yar-ı güzin ) veli, evliya, tarikat büyüğü veya Padişah, Sadrazam veya bir devlet büyüğü medh edilebilir. Kasidelerin pek çoğu methiye bölümünde övülen veya hicvedilen konuya veya kişilere göre adlandırılır. [1] Kasidedeki övgüler  ve yergiler, doğal sınırlarda değil aşırı ve  abartılıdır. Övülen ve yerilen kişi aşırı ve abartılı olarak övülür, yerilir veya hicvedilir.

“Şair bu bölümde, övdüğü kişinin bulunduğu makama göre, o makamın gerektirdiği özellikleri abartılı bir üslupla dile getirir.  Övülen kişi sultan ise adaleti, lütfu, cömertliği, savaşçılığı, hışmı ve gazabı, olumlu görüşleri, aklı, hüneri, tedbiri, fermanı, irfanı gibi özellikleri çoktan aza doğru sıralanır.” [2]

Methiye bölümü kasidelerin esas bölümüdür. Diğer bölümler de bu bölüme yardımcı olan bölümlerdir. Methiyedeki konulara göre de kasideler adlar alır:

Konularına Göre Kasideler

  • Tevhit: Allah’ın birliğini anlatan kasidelerdir.
    Münacat: Allah’a yalvarmak, dua etmek amacıyla yazılan kasidelerdir.
    Naat: Peygamberimizi övmek için yazılan kasidelerdir.
    Methiye: Devrin ileri gelenlerini övmek için yazılan kasidelerdir.
    Hicviye: Devrin yöneticilerini eleştirmek için yazılan kasidelerdir.
  • Cihar yar-ı güzin: Dört halifeyi anlatan ve öven kasideler
  • Mersiye:  Devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıları anlatan kasidedir. Baki’nin Kanuni Mersiyesi, Taşlıcalı Yahya’nın Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa için yazdığı mersiye, edebiyatımızda en ünlü mersiyelerdendir. 

 

Divan şiirinde en çok övgü medhiye konulu kaside yazılmıştır.  Hemen her divan şairi devrinin ileri gelenleri ve din büyükleri için mutlaka kasideler yazmışlardır.  Divan şiirinde yergi konulu yani övermiş gibi gösterip hicveden şair ve kaside sayısı övgü konulu kasidelere nazaran çok azdır.  Hiciye türünde en mühim şair övgü ve yergilerinde çok aşırıya kaçmış ve bir ölçü tutturamamış olan Nefi’dir.


Kaside Dışında Medhiye  

Methiyeler bağımsız bir şiir türü değildir.  Yani Methiye adlı bir nazım şekli yoktur. Methiyeler genellikle konularına göre kasidelerin bir bölümü olarak karşımıza çıkar. Buna mukabil,  kaside dışındaki başak nazım şekillerinde de methiye konusunun işlendiği görülür. Örneğin şehir methiyeleri denilebilecek şehrengizlerde  mesnevi nazım şeklinde övgüler yapıldığı görülür Yanı şehirleri övmek amaçlı yazılmış şehrengizler de medhiye amaçlıdır.

Mersiye konularının ele alındığı terkip ve terciibend nazım şekliyle kaleme alın maznumelerde de methiye vardır demektir. Türk edebi­yatında muhammes tarzında yazılan şi­irlerde en çok işlenen konuların başında da methiye gelmektedir.

Hiciv Hicviye Taşlama ve Enfes Örnekleri
Hiciv ( Hicviyye) Nedir ve Örnekleri?
Kaside Nedir Tüm Özellikleri Konuları Türleri Bölümleri Örnekler


Edebiyatımızda Medhiye ve Hicivciler

( 15. Yy. ) Ahmedî, Şeyhî, Yazıcıoğlu Mehmed, Kemal Ümmî, Ahmed Paşa, Ne­cati Bey. Mesîhî, Tâcîzâde Câ'fer Çelebi   ( XVI. YY.)  Bakî, Hayalî, Nev'î, Hayretî, Cinânî, Yahya Bey, Zatî, Fuzûlî  ( XVII. yüzyılda )  Ali Çelebi. Arif. Cevrî, Fehîm-i Kadîm, Hâletî. Nâbî, Nâdiri ve Sabit gibi isimlerdir.  ( XVIII. yüzyılda ) Nedîm, Şeyh Galib, Nazîm Yah­ya, Hoca Neşet, Sünbülzâde Vehbî ve Enderunlu Fâzıl


Edebiyatımızda en önemli hiciv şairleri yani heccavlar ise : Bağdatlı Ruhi  Nef’i, Şeyhi, Ziya Paşa, Koca Rağıp Paşa, Şeh’ül İslam Yahya, Haşmet, Sururî, Vehbi, Aynî [3]..

MEDHİYE ÖRNEĞİ

Kaside Der-medh-i Sultan Mehemmed Hân

Sâye-bân duttı şukûfe sebze vü âb üstüne
Sâkiyâ sun leblerün nuklin mey-i nâb üstine
Çiçek, yeşilliğin ve suyun üstüne gölgelik etti. Eysâki!  şarabın üstüne dudaklarının mezesini sun

Mutribün gül-gûn yüzinde perde-i evtâr-ı çeng
Çekdi mısdar safha-i hurşid ü mehtâb üstine
Çalgıcının gül renkli yüzünde çeng tellerinin perdesi güneş ve mehtabın üstüne mısdar çekti

Gitdi ol gün kim bulutdan rûz-ı şeb pîr-i felek
Cübbe-i ezrak giyerdi kürk-i sincâb üstine
O güneş ki buluttan gitti. Gece gündüz ihtiyar felek sincap kürkü üstüne yeşil cübbe giyerdi

 Geldi oldı kim ider ihyâ-yı emvât-ı nebât
Bu dem için çok döner eflâk aktâb üstine
Dudağına niyet ettikçe,  gözlerin öfkelİdir.  Sarabın üstünde kavga eksik olmaz

Gün yüzinde âferîn ol zülf-i ‘anber-sâye kim
Müşgden ser-pûş asar kandîl-i mehtâb üstine
Güneşe benzeyen yüzüne anber kokulu saç yakışmış, Mehtap kandilin üstüne müşkten başlık asar


Zülfün altında ne hindûdur ‘izârun hâl kim
Sümbül örtinmüş yatur gül-beng-i sîrâb üstine
Yanağındaki ben, zülfünün altında hindudur. Suda  gül yaprağı  üstüne sümbül örtünmüş yatar.

Çekdi zülfün kûşe-i ebrûsına dilber didi
Yaraşur Ka’be örtisi asılsa mihrâb üstine
Kaşının köşesine saçını indiren sevgili dedi;“mihrabın üstüne Ka’be örtüsü asılsa yaraşır”.

Cân u tenden geçmeyen ‘aşkun libâsın giymesin
Giymeye hâcı olan ihrâmı esvâb üstine
Canından ve teninden vazgeçmeyen, aşkelbisesini giymesin; hacı olan kişi elbise üstüne ihram giymez.

Dürc-i gaybun perdesinden sırr-ı cân olırdı fâş
Perde-dâr olmasa la’lün dürr-i hoş-âb üstine
Senin dudağından, parlak incinin üstüne perde-dar olmasa gayb kutusundan can sırrı yayılırdı.

Gözlerim yaş akıdur ben ağlarım dolâb-vâr
Billâh ey serv-i sehî seyr it bu dolâb üstine
Gözlerim yaş akıtır, ben dolap gibi inlerim. Allah içiney serv-i sehî dolap üstüne seyret.

Kûze-i yâkutdan kevser saçardı âftâb
Reng-i la’lün ‘aksi düşse çark-ı dolâb üstine
Dolaba benzeyen çarka dudağının rengi aksetseydi, güneş yakut testiden Kevser suyu dökerdi

Aks-i hüsnün dillere düştü boyunda nitekim
Nûr-ı feth itdi livâ-yı şehden ahsâb üstine
Yüzünün güzellik  aksi  gönüllere düştü. Fetih nuru padişahın bayramından tebasınadüştü

Ebr-i zülfün çetr-i sultân gibi ey şâh-ı cemâl
Sâyebânlar kurdı hûrşîd-i cihân-tâb üstine
Ey yüz güzelliğinin şahı! Senin saçının bulutu sultan çadırı gibi cihanı aydınlatan güneşe gölgelik etti.

Sâye-i Yezdân Mehemmed Hân ki ebr-i şefkati
Sâyebân-ı izz ü devlet kurdı ashâb üstine
Allah’ın gölgesi olan Mehmet Han’ın şefkat bulutu, halkının üzerine yüce ve zengin bir gölgelik kurdu.

Berk-i tîġından ol a’da üzre âteş yağdıran
Ebr-i cûdından der efşân oldı ahbâb üstine

Mekteb-i devletde almış rûh-ı kudsîden sebak

Ma’rifet dersinde söz kor kutb-ı aftâb üstine [4]      ………… Ahmet Paşa Şiirleri

HİCVİYE ÖRNEĞİ

HİCVİYE  Etme ahvâl-i halkı istifsâr

Etme ahvâl-i halkı istifsâ
Nakl idersem keder verir zirâ


Çıkdı âteş bahâsına heyzüm
Satılur dirhem ile ‘ûd- âsâ


Yâ kömür şöyle kim gubârı dahi
Tûtya oldu dîdeye hâlâ


Revgan-i dil erimede şeb ü rûz
Mum deyu şem’a-veş yanup fukarâ


Ser-i dervişde bir küleh görse
Bal kabağı sanup kapar gurebâ


Cümle eşya bahâdadır şimdi
Sirkeden gayrı yok rahîz aslâ


Koltuğunda somun sanup sevinir
Bir fakir olsa müptelâ-yı vebâ

Her taraftan zahire gelmekde
Pür sefâin ile leb-i deryâ

Yok mahâzinde yer ayak basacak
 Öyle memlû zehâyir ü eşyâ        Osmanzade Taib ( 18. Yy Divan Şairi )[5]

KAYNAKÇA