Eğer Ulus kavramına, yurttaşlık kavramına; bu kabil milleti tandanslı gerici tanımlar isnat ederseniz; ne tarihin, ne tarihselliğin ne de inşanın farkında ve bilincinde olursunuz. Millet kavramı oluşurken insanlar, durup durduk yerde; haydin milletin tanımına da ulus diyelim dememişlerdir. Kısacası imparatorluklardan önce ulus devletleri yoktur.
Teorik olaraktan da ulus devletleri varken de milletler yoktur. Eş deyişle zamanı farklı akan, farklı yararlanım ve farklı kullanım zaman zemin alanlı özne bilinçli sosyal sözleşmeli statüleri olan yapı alan vardır. Devinim şekli çok farklılaşmıştır. Sorumlu olma alanları; sorgulama alanları; yasalarla belli olmuşluk içinde davranan sosyal bilinç vardır. Kendisini millet ekseniyle değil, insan ve yurttaş olma ekseninde diyaloğa sokar.
Siz istediğiniz kadar İngiliz’e, İngiliz Milleti; Fransız’a da Fransız Milleti deyin. İngiliz, Fransız Milleti dediğiniz yapılar artık ne imparatorluk döneminin canlı sosyal örgenliğidirler, ne de imparatorluklar dönemi öncesi, üzerinde olan sosyal tanılı olan devinim şeklinden hiçbir şeyi pek paylaşmıyorlardır. Bu nedenle ulus devletleri, emeğin bilincinde oluşla emeği öne çıkarmış bir toplumsal harekettir. Pozitivist anlama ve bilimleri, tasarımları; toplumsal olanın nesnel yanıdır. Ne o dönemlerin üretim tüketim ilişkilerini paylaşıyorlar. Ne o dönemlerin dünyayı yaşantılarsan bakış açılarını paylaşıyorlardır. Ne de genel geçer oluşla evreni ve toplumu, inanç üzerinde yorumlayarak anlıyorlardı.
İttifakı tarihi sürecin, ilk başlarında; millet fikri oluşurken, millet fikri hiç bir zaman yurt ya da vatan savunması üzerine oturan bir oluşma değildir. Elbette rekabetçi hayatın başlangıcından beri canlıların bir yer savunması, bir bölge savunması olan kutsallığı vardır. Bu pratiklik rekabet te, temel ve kutsal bir sosyal mücadele şeklidirler.
Gruplara dek yer ve bölge savunması fikrinin, millet, vatan ya da yurt savunması fikrine dönüşmesi ise ilerleyen süreçlerin, karmaşık ilişkilerinden sonra oluşmuşturlar. Yani erken dönemden sonra, ittifakın devinen süreci içinde inancı ve imani zemin üzerine inşa olan ittifakı oluşmanın milleti sosyo öznellikti bağlacı vardır. İttifakın ilerleyen zamanıyla bölgesini savunma, yurdunu savunmaya dönüştü.
Ne var ki süreç ilişkileri değişmişti. Genel paylaşım olan her şey, şimdi özelleşen ilişkilerden ötürü bir zaman ve devinme yarılması ortaya koymuştu. Bu zaman yarılması içinde özel mülkiyeti olanla, mülkü olmayan köle ilişkisi vardı. İlişki tipi çok değişmişti. Bunun yansıması da farklı oluyordu. Talan edilen mal mülk efendinin malıydı. Köleye ha bu efendiydi, ha talancılar efendiydi! Köle için fark etmiyordu.
Yani kölenin bölge savunması fikrinde açı sal kırılmalar oluşmuştu. Ve özelleşen özel mülk ilişkileriyle de karmaşıklaşan girişmelerden ötürü de, bölge savunması yansıması ve milletini savunma eylemini de kendi kapsamı içine alarak; köleler üzerinde dinini milletini savunma üzerinden geri kazanılmıştı.
Erken dönemdeki temel düzlem sağlananlarının bağlaşıklık (sosyal birlik)yapma referansı hemen hemen silinmişti. Şimdi gereksinmeler ortak grup gücüyle paylaşılıp tüketilmiyordu. Yapının devinme şekli; köle emeğiyle üretme, mülke ve ürüne efendilerin sahip olmaları ve efendi sahipliğindeki bir tasarrufla icazete bağlı rızkı veren efendiler inayetli edinmelerin tüketim şekline dönüşmüştü.
Tüketilen şey artık ortak olan ve bu ortak oluşa göre devinilen şey değildi. Bu yüzden bunun ortak savunulmalı tutum alışması, bilince dönüşerek zayıflamaya başlamıştı. Çoğunluğu oluşturan kölelerle efendilerin ilişkisi, efendinin lütuf ve keremiyle izin verdiği kadarla bir yetinmenin muhtaçlığı şekline dönüştürülmüştü. İnsanın kendisine yabancılaştırılmalarına dek süreçlerinden birisi de budur.
Temel sağlamaların sahipliği üzerinde uzlaşmanın olmaması bölge savunması üzerinde uzlaşmanın olmaması şekline de yansıyordu. Erken dönem girişmeli bölge savunma tutum alanı, yeni bir öznel anlama üzerinden çevrimleştirilerek özel mülkiyetli alan içinin akışına tekrar kazandırılmalıydı. Yani yeni ortak bağlaşma öznelliği din ve iman ilişkileriydi.
Din iman ilişkileri hem kölelerin, hem de efendilerin paylaştığı bir öznel zaman sosyal alan bilinciydi. Bu değerler de millet kavramı içinde hıfz edilişle eski totem bilinci hafızalarda silmenin eski hafızaları unutturmanın silme sembolizmiydi.
Açıkçası millet savunması din imam savunması mesajıyla yeniden bölge savunması bilincine denk düşürülen bir yer değişmesi oluşla, şimdiki haliyle yurt savunması şekline çevrimleşmişti. Artık süreç bambaşka yansıma ve bambaşka girişmelerle akacaktı. Nesnel olanların yeri öznel olan din iman ilişkileriyle örtüştürülerek örtülecekti. Kültür bambaşka bir kültüre dönüşecekti.
Milleti olan paylaşımlar, kişilerin kendi özel hayat yaşantılıma ve kullanımlarının içine bırakıldılar. Tıpkı erken dönem etnik totemlerin ilerleyen değişip dönüşen ittifak ilişkilerinden ötürü ittifak içinde kişi ve aile totemlerine (tanrılarına) dönüşmesi gibi milleti olan anlama ve inançlar da, sadece özel ve öznel yaşanılama olan sosyal hayatı ortaya koyacaktılar.
Bu nedenledir ki sosyal hayatında Müslüman olan birisi, sırf
Müslümanlığı ile Fransız Ulusu içinde pek pek yer alamaz. Bir ulusun özel
hayatında Müslüman ya da etnik olan ama toplumda da üreten beyin ve emek gücü
olan biri Fransız toplumu içinde toplumsa üretme gücü ile ancak entegre
olmaktadırlar.
Sürecek