Buradaki Totem, Mevla, El, Tanrı, İlah gibi kavramların
evrende beliren Yaratıcı ve Mutlak Güç olan Yüce Tanrı kavramıyla hiçbir ilgisi
olmayan tarihsel verilerdir. Zaten Evrensel Yaratan Güç olan Yüce Tanrı kavramı
da bunlardan hiç birisi değildir. Kader mülk sahip dünya genelinde olan
kavramlardır.
"Eylerse Mevla eyler
Mevla ne eylerse güzel eyler"
Bu gibi sözler albenili, ağdalı ve yaldızlı büyüleyici sözlerdir.
Büyü bir söylemin tersi olan düşünmeyi unutturup yasaklamakla; sizin etraflıca
düşünememe girdabına düşmenizdeki kapılışla büyülenmeydi.
Bu tür söylemler hiç bir direnç ön görmeksizin, alt yapısı
kabul ettirilmiş süreç anlamlara atıf olmakla; tereyağından kıl çeker gibi
akışlı olurlar.
Eskiden mülkün sahibi padişahtı. Yani mülk üretim
nesneleriyle, üretim nesnesi içinde üretim nesnesiyle çalışan insanı da içeren
bir kavramdı. Mülkün içinde üreten çalışan insanı çektiniz mi mülkün hiçbir anlamı
yoktur. Kavramları şimdiki anlamlarla değil geçmişteki ilk anlamla özgülenen
gelişmesi içinde takip edeceksiniz.
İnsanın üreten ilişkisi içindeki emek nesnelerini çekerseniz
insan üreten faaliyette bulunamaz. Doğaya ve zorluklarına teslim olur. Mülk bu
nedenle kolektif etkili özne (insan) nesne girişmeyle mülktür.
Mülkün sahibi padişah (Mevla) karşısındaki kişi kendisini
tanıtırken kendisine "Kulunuz" derdi. "Kulunuz Evliya
Çelebi" derdi. Yani üzerinde her tür tasarruf hakkınız olan köleniz Evliya
Çelebi demekti.
Padişah ta zaten bu anma veya zikrin baskı ve basıncıyla herkese
kullarım derdi. "Kulumuz Evliya çelebi nasıl? Ne haldedir? Nicedir?"
diyen mülkiyetli bir azametle sorardı.
Mevla neydi? Mülkü olan. Mülk sahibi olan kişi efendiydi. Mevla’mız
da efendimizdi. Mülk sahibi olmanın gücü ve azameti ile güç ve iradeydi. Efendi
mülk sahibi olan, mülkünü tasarruf edendi.
Mevali neydi Mevla olanın kuluydu. Mülk yoksunu iradesiz
acizlikti. Köleci mantıkla ihsas edilen düşünce buydu. Bu mantık tarihin inşa
sürecine, gerçeğe ve gerçekliğe kökten aykırı bir durumdu.
Mülkün sahibi diliyordu. Mülkün sahibi mülkten sadaka
veriyordu. Mülkün sahibi mülksüz olana (aslında mülksüz kıldığı kişilere)
acıyor, merhamet ediyor, lütufkâr davranıyordu! Kendilikten mülk sahipli
olmanın davranışıydı.
İşte bu nedenle bu mantık alt yapısı üzerinde oluşan alan
etkisi akışı içine bu türden veciz sözler söyleniyordu:
"Eylerse Mevla (sahibimiz-efendimiz) eyler
Mevla (sahibimiz-efendimiz) ne eylerse güzel eyler"
Öyle ya mülkü olan, mülkten verip vermemenin eyleminde
olurdu. Mülkün sahibi mülkten ister versin ister vermesin; ne eylerse güzel eylerdi.
Bu kaderdi. Hayır ve şerdi. Hayır ve şer de Mevla’dandı.
Böylece bu sözlerle iman akdinin altyapısı ve akli zemini
oluşturulmuştu. Bu zemin üzerine de bu tür "Eylerse Mevla eyler/ Mevla ne
eylerse güzel eyler" gibi söylediğiniz sözler bu tür inanmışlık alanı içinde
yağ gibi akar. Bu sözler boyun eğiciliğe, teslimiyete dirençsiz olmaya yağ
etkisi yapacaktı.
Monarşinin dili tekilerk dili. Oligarşinin dili mülk
sahipleri ortaklaşmasının irade ve paylaşım yapma paylaştırma gücüydü. Monarşi
ve oligarşinin dili olan sentez, şimdiki tüm dinlerin inşa diliydi. Dinler bu
inşa dili içinde ve inşa dili çevresindeki zamana ve zemine bağlı bir evrim sel,
düşün sel, eylem seli oluşla kendi eylemini sürükleyen ideolojinin (öğretinin)
fikri hareketi olan öznel dildi.
İlk totem yapılar ilk sosyal sözleşmelerdi. Bu nedenle ve bu
aşamada sosyal sözleşme sözlü olmaktan çok vücut ve yönelimli bir eylem birliği
dilidir.
Sosyal sözleşme sağlatan sosyal alanın çekimiydi. Çekim
alanı içinde söz ve eylem birliğini totemdi mana düşüncesi olukla belirten,
kodlayan eylem ve sağlamaların alan içi kendi tekrarlarıydı.
Toplumsal sözleşmeler üreten ilişkilerden sonra, üreten
ilişkilerin totem grup alanı dışında girişen söz eylem ve takasla ürün
anlaşmalarıydı. Toplumsal sözleşmelerinin kökeninde totem meslekleri vardır.
Toplumsal sözleşmelerin temelinde totem meslekleri girişmesi
vardır. Ama ne sosyal sözleşmeler içinde ne toplumsal sözleşmeler içinde; din
ve din benzeri efektler hiç yoktur.
Üreten ittifak olmaktan çok teslimiyetçi bir üretim biçim
olukla tekerkillik (monarşiler); biat, taat, itaat ve ibadet ahdi olan izole
yapılardı.
Tekerkillik içindeki bu kümülatiflerle birlikte oluşan iman
ahdi kavilleri, önce din benzeri El iman ahitle monarşin bir inanç ve iman
ikrarlarını oluştular.
Sonra da üreten yapı içinde köleci mülk ilişkilerini güden
genel çizgiler dâhilindeki oligarşin yapılarla kırpma ve düzenlemelerle dinler
vardı.
Dinler bu mülkiyetçi köleci genel çizgiyi gözetme benzerliği
içinde güncele ilişkin akışa yol verecek yerel veya lokal oligarşinle yerel ya
da lokal feodaliteyle birlikte tamamen dinler, vardır.
Dinler, acıkmanın biyolojik olması gibi bir gereksinmeyle
hayatla ve dolaysıyla insanla her zaman her yerde var olan genel bir belirme
hiç değildirler.
Dinler böylesi bir genellik ihtiyacından kaynaklanmakla
dünyanın her yerinde her insanla birlikte görülür olan genel ıralı bir tutum
değildir.
Dinler hiç bir zaman genel bağlamla genel karakterli değildirler
ve şimdilik yeryüzü dini de değildirler ve zulümle, zorbalıkla olmadıkça bu
halleriyle yeryüzü dini olmaları da olası değildir.
İnsanın biyolojisinden gelen bir duyuş vardır. Bu duyuş din
değildir. Kişilerin kaygılardan arınmasıyla kişi yönelimlerini güden kişi
yönelimlerini aydınlatıp anlam veren duyuş grotesk iliktir.
Grotesk ilik hiç bir zaman din değildir. Dış dünya baskı ve
basıncının kişi öznesi üzerinde anlamlandırma olan duygulardır. Artık kişi bu
duygularıyla koşullu refleksin tavrı oluyordu.
Dinler sosyal sözleşmelerden ön toplumsal sözleşmelerden çok
sonra vardır. Kolektif gücü özelleştiren mülk ilişkisi içindeki; mülk sahibinin
paylaştırmasına göre olan sosyo toplumsal baskıyı yerel alan içinde kişiye
yöneltmenin baskı basınç duyuşudurlar.
Yani din, dış dünyanın baskı ve basıncından çok sonra üreten
ilişkileri köleci tarzla paylaştıran yapı içinde gelip; kişideki groteski
duygularla birlikte kişi duyumlu salınımı büyüten sosyo toplumsal bir
yatıştırıcı olmakla yatıştırıcı; teslimiyetçi; öğütçü; ödevli şartlı
öğrenmedir.
El ihale unsuru bir mana fikridir. El kolektif zenginliği
"mülk benim. Ben mülkümü dilediğime verdim. Ben mülkümü pay ederken siz
şahit miydiniz? Diyerek kolektif mülkiyeti seçkin kişilere ihale emenin meşruiyet
mantığıydı.
El köleci yapıdan günümüze kadar, günümüz de dâhil; kamunun
kaynaklarını kolektifin kaynaklarını ihale eden, tanrılaşan güçtü. El mülk
sahipliğinin ve mülk sahibi yönetme gücünün üretilen içinde aslan payını
almasıydı.
Bir zamanlar yeryüzünde otuz beş bin tane El tarzı mutlak monarşini
mülk sahipliği temsilcisi olan küçük egemenlikler vardı.
Ve bunlar tarih kitaplarına yanlış bir algılatmayla, geçmiş
süreci unutturan söylemle birçok tanrı, çok tanrılık düşünce söylemiyle
geçmiştir.
Bu otuz beş bin köleci ve monarşi temsilcisi tanrı efendiler
sentezi ile oligarşinin temsilcisi olan tevhidin tanrıları ortaya çıkmıştı.
Amon-Ra, Yehova, Ahura Mazda vs. bu tanrılardan sadece bir kaçıydı.
Tarih bilinci genel bir akıştır. Dinler genel akışlı sürekliliğin
içinde mahallî tutumlu geçmişten intikal eden söylemle mevcut durumda beliren
sorunsallara göre olan çıkarımlardı.
Yine günümüze gelen süreçte otuz beş bin tane tanrı
efendilerin oligarşin sentezinden geriye Yahudilik, Hristiyanlık, Budizm,
Şintoizm, Konfüçyüs gibi büyük sentez dinleriyle bunlar dışında belki de ancak
bin kadar din kalmıştır.
Otuz beş bin efendi tanrının sentezinden geriye kalan 4300
kadar dinin çoğu 50 yüz kişilik grup, topluluk dini boyutunda olmakla çoğu
bahse bile konu olmazlar.
Monarşin inşaca duruma göre söylenen sözlerden biri daha
örnek olarak söylenecek olursa şu tür bir söz monarşin yapı içinde söylenen bir
lafız olmakla söylenebilir. "O her şeyi hakkıyla bilendir".
O her şeyi hakkıyla bilirse, söylediği her söz de haktır (
doğrudur) yönetendir. Yine bu bağlamla "siz bilmezsiniz o bilir" der.
Doğru da. Çünkü siz kolektif olanı biliyorsunuz. Ama "mülkün sahibi
o" gibi tekile göre olanı bilmezsiniz
O zaten kolektife karşı, kolektif olmayanları sayıp
dökmekle; özel sahipli mülk egemenliğini (monarşi olanı) söylemekle; monarşiye
ait olan gücün her şeyini biliyordu. Kim? "O". "O kim?"
Mülk sahibi.
Bir gerçek daha vardı. Her şeyi hakkıyla bilen, kolektif ligi
bilmiyordu. Kolektif ligi görmezden geliyor, kolektif ligi giderek unutuyordu.
Unutulan kolektif gerçeklik, her şeyi bilen tarafından
söylemce "merhamet, lütuf, acıma olarak; rahman ve rahim olanın"
harcama ve tasarrufu olan gizlemelerle hatırlanacaktı. İlk köleci monarşin inşa
içinde "o" olan, kendisinin kolektifleri (ortaklar veya ortakları yok
diyordu). Bilmezlik burada başlıyordu.