Hücreden, organizmaya; atomdan moleküllere; tekil yaşamdan,
topluluk ve toplum sal kolektif yaşamlara; üretimden, tüketime; iklim sel
çevrimden, alanlara; her şey birleşme, kovalent bir bağ tarzı pasif ya da etkin
biçimde ortaklaşa olanın organzesidir.
Ama ne hikmetse kendi hüküm alanı içinde tek olan, mülkün
sahibi olandı. Monarşin olandı. Her şeyi hakkıyla bilendi. Tedirgin edici
sahiplikler üzerinde oturuyordu. Bu tedirgin ediciler nedenle bilmek duymak
zorundaydı.
Sahibi olduğu tedirgin ediciler sağlatma gibi ürettirme gibi
inşanın unsurlarından olan kolektif birim zamanı, kolektif gücü, kolektif aklı
veya ortak akıl gibi inşa unsuru türü ortaklıkları tanımamakla, ortaklaşmayı
bilmemekle, ortak olanları unutmakla-unutturmakla aslında her şeyi bilmemiş
oluyordu!
Mülkü olan her şey kolektif yapı (müştereklik)
bileşenleriydi. Ve kolektif iletmeye göre olan varlığa "mülkün sahibi
O" diyordu. Bu haliyle ve bu aşamada mülkün sahibi Turu Sina gibi, El
Şadday gibi birim alan içinde bay erki bir sahiplikti.
Yani “her şeyi hakkıyla bilen ve mülkün sahibi olan O” diyen
her monarşin alan içi genel söylemler; o günün ilk inşa zaman koşulları içinde
gücü yetme, hükmetme gibi monarşin eylemleri ortaya koyan söylemlerdi. Kolektif
olan ne varsa onların üzerini örtmekle ilk kes meşru olmak istemenin
gayretiydi.
Ne var ki gün geldi. Tarihin akışı ve inkişafın (gelişmenin)
gereği olarak, sağlatan üreten ilişkilerin bir genleşmesi olaraktan El,
monarşin bir alan içi düzen ile yetinemezdi. Yetinemedi de. Özel mülk sahipli
kolektif ilişkileri iyi bilen. Ve kolektif ilişkileri kendisine mülk yapmış
olmakla her şeyi iyi bilen İL BAY, ya da bay erkleri bileşmeleri ortaya
çıkacaktı.
Zaten tüm parçalar bir yere ait olmanın alan etkisine göre
birleşme eğilimindeydiler. Bu tür EL BAY veya İL BAY türü birleşmeler ya da
monarşin tarzı güç birliği yeni bir durum senteziyle güç paylaşma
ortaklaşmasını ortaya çıkaracaktılar.
Bu yeni ortaklaşma durum muhasebesi içinde “her şeyi
hakkıyla bilip söyleyen, zikir sahibi olan, anmaya anılmaya layık olan o” demek
yerine şimdi de “zikri biz indirdik, Söz
sahibi olan, anmaya anılmaya layık olan biziz" diyordu. Bu sözlerdeki biz
lafzı ortaklık ifade eden, ortak tanır bir söylemdir.
El tarzı inşa, tekilerk olma durumundan çıkıp; tekilerk
durumunda olan ve her şeyi bilen diğer mülk sahibi tekil bileşen güçlerle
birleşti. İttifak etti. Ahit etti. "Biz" söylemi oligarşin denen veya
takım erki denen ilk tarihsel yapıların söylemiydi.
Kolektifin mülkü, zikir söylemi ile zikre göre pay
edilmişti. Özelleştiren ihale ile kolektife ait olan ne varsa zikir sahibi El
üzerinde kalmıştı.
Şimdi ise kendi zikir alanı dışına taşmanın yeni durumu
karşısında kişisi mülk sahipliği üzerinde zikir sahipleri bileşmesi vardı.
Zikir yetmiyordu. Neye karşı? Mülksüzlere karşı. İnkişaf eden gidişata karşı.
Gidişata göre birleşmenin gücü bir erk paylaşmaydı. İradeyi
paylaşmaydı. Zikri veya zikrolunanı paylaşmaydı. Özel mülk sahipleri eksenli
yeni güç birliği ortaklaşmasına takımerki veya oligarşi deniyordu.
Sümer bey erki olan ensiler ililer sentezi rahip krallar
olan Lugal El Lugallerdi. El zikri monarşin dediğimiz ensilerden ililerden
geliyordu.
Zikre göre mülk sahiplerinin en yetenekli başı; lugaldi.
Melikti. Sultandı. Kraldı. Emirdi. Buyruktu. Yahut ta padişahtı. Lugal söylemi
monoteist monarşi dönemi zikir sahipliği olan iman akdi nedeniyleydi.
Bizler bazı kavramları kendi dinimiz içinde duyabiliriz. Bu
bizim genel olandan özel olana doğru sınırlanan, daraltılan ve genel olan
bilgiden eksikliğimizdir. Koşullanmamızdır.
Monoteist monarşi, özgecil tutum ve davranıştan; üreten
ilişki kapasiteli donanımlarıyla birlikte; hoşlanma yönü ağır basan kolektif
oluş yoksunu bilinçsizliğe yani özne bencilliğe rücuydu.
Nesnel bağ ilişkileri olan özgecilikten kopup; kolektif
kapasiteyi ele geçirmek isteyen zikir söylemine tabii olmaktı. Bir Bel tapınak,
bir İştar tapınak rahibi gibi zikre yani mülkün sahibine rükû ve sücuttu.
Hamurabi gibi Nemrut gibi zikrini söyleyen kişi sözün
(zikrin) sahibi ise, aracıya gerek yoktu. Yok, eğer zikrinin, aklında geçenin
gölgesi olup; zikrin gölgesine sığınan davranış ve söylemse bu temsilcilikti.
Oligarşi içinde zikir olan, zikrin dile gelmiş kişisi olan
Davut gibi, Süleyman ve niceleri gibi padişah kişisi oligarşide önde gelen bu
tutumlara baş ve tercüman olan kişiydi. Padişahtı.
Padişah Pankuşlar Meclisi gibi genel bir soylular meclisi
oluşurdu. Soylular mülk sahibi olanlar, kaderde doğuşta pay sahibi olanların
oluşturduğu meclisti.
Ön ittifaklarda totem meslekli üreten güçlerin oluşturduğu
kurul vardı. Oligarşide bu kurul yerine kaderinde mülk sahibi olması yazılmış olanlar
vardı!
Osmanlıdaki mülk sahibi ayanlar bu kurulun üyesiydi. Bunlar
güvenilir kişilerdi! Her halde kölelerin güvendiği kişiler değildi.
Padişah bu danışma meclisine (kurula-divana-huzura) bu
ayanları seçerdi. Bunlara da ayan veya ayanlar meclisi (oligarşisi) denirdi.
Ayan meclisi, oligarşi içinde oluşan güvenilirlerdi.
Güvenilirlik mülk sahibinin; kendisi gibi diğer mülk sahibini (zikir sahibini)
kollayıp gözetmesiydi.
Güvenirlik, çıkar birliği olmanın birbirini gözlerinden
tanıdığı; egemenin egemeni gözünden tanır olduğu bir güvenilirlikti.
Ayanlar kurulu yanında seçimle halktan gelen temsilciler de
vardı. Bu tür umumi (genel) meclise, meşruti monarşi veya meşruti oligarşi
denir. Mülksüzleri de işe katmakla az biraz meşrulaşmaydı.
Oligarşin meşruiyet burjuva hukukunun gereğiydi.
Fabrikalarında çalıştıracak köle bulamayan burjuva tarım kölelerine
yöneliyordu.
Tarım kölelerini tarım alanında kurtarıp fabrikalarda
çalıştırmak için köleliğe; aslında sadece tarımdaki köleliğe karşı çıkıyordu.
Sanayi köleliğine bir diyeceği yoktu!
Burjuvalar (para adamlığı olan yeni mülk sahipliği)
biliyordu ki köleler veya mülksüzler ya tarım da ya sanayide; illa bir mülk
sahibine sığınıp üç otuza çalışmak zorundaydılar.
Kolektif üretim ve ancak ve ancak kolektif üretime dayalı
kullanım, tüketim olanağı olan özgürlük, özelleşen mülk sahipliği nedenle
kolektif olanak yitirilmişti.
Özgürleşme aslında zikirci anlayış nedenle yitirilmişti.
Özgürleşme doğayı üreten kolektif güç ileydi. Ama kolektif gücün kullanım ve
tüketimini yeniden köleci zemin içinde aramaktı!
Köle emeği olan yerde genelin özgürlüğü olmazdı. Köle emeği
olan yerde ancak ve ancak zikir sahiplerinin haksız edindiği kullanım ve
tüketim özgürlüğü olurdu. Kolektif üretip kolektif paylaşım üzerinde kişisi
kullanıp tüketmedikçe özgür olamazdınız.
İnsan özgürlüğü kaybettiği yerde değil de hiç bulamayacağı
bir yerde köle oluşunun içinde arıyordu. Özgürlük köleliğin zıttı filan
değildir.
Özgürlük kolektif gücün ortaya koyduğu bir gelişmenin kullanım
tüketim yansımasıdır. Kölelik ise mülk sahibi olup olmama zikirci ilişkilerin
ortaya koyduğu zikre uygun kolektife göre geri bir durumdur.
Burjuvazi insan hakkı, hukuk deyip güya tarım kölelerini
özgürleştirdi. Tırnak içi söylersek "özgürleşen" tarım köleleri iman
ahdi yerine bu kes de kendi isteğiyle ya da toplu sözleşmeyle emeğini burjuvaya
satan yeni tip bir kölelik ile yeni bir ahit zikri içine doğmuştu.
Bir yanı ile halk söylemi de köleliğini pazarlık usulü satan
emekçi söylemiyle; amele sınıfı; işçi sınıfı diye belirtilir oldu.
Sonuçta halk söylemi zikrin ortaya koyduğu; zikri belirten
bir karşıtlıktı. Halk ta zikir yoktu. Zikri olan da halk değildi. Magna Karta
ile birazcık ta senedi ittifak ile tebaa oluş az az geri kalmaya başladı.
Oligarşi veya takım erki demek panteon birliği demekti
(tevhitti). Oligarşi zikir üzerine biz diyen zikrin gözetmesi üzerine varlıklı
olanların birliğidir.
Panteon merkezlerinde; "bir zamanlar yeryüzünde 35 bin
tanrı vardı" diye ifade edilen birçok egemen durumuyla, politeisti El,
vardır.
Panteon merkezleri de ön ittifak merkezleri gibi politeisti
bir görünüm ve yapıydı. Ama arada çok fark vardı. Ön ittifaklalar üretim
ilişikli üretim hareketi merkezleri olmakla totem meslekli politeisttik bir
yapıydı.
Oysa takım erki olan tevhidin merkezleri (oligarşi
merkezleri-panteon merkezleri) özel mülk sahipli zikrin (söylemin) merkezleri
olan; monarşin beylerden, efendilerden oluşan yapının birliği, birleşme
tevhidiydi.
Totem alan, özellikle YASA diyordu. Yasa doğada tekil
sağlama durumları yerine geçen sosyal ve kolektif gücün; eylem, iletişim ve
ortaklaşma birliğini söyleyen kolektiflik olmakla; tekil duruma karşı özellikle
belirtilen YASAYDI:
İlk yasa; totem alan içinde kolektif güç sayesinde
kolektifçe doğada sağlatmanın yasasıydı. Yani tekil ve bencil sağlamaya göre
kolektif ve ortaklaşma olanı söylemekle sosyo-öznel ve özgecil oluşla YASAYDI.
Üretim ilişkileri üretim yapma üzerindeki ortaklaşmayı
sağlatma olarak söyleyen sosyo toplumsa özneli oldukça nesnel yasalardı. Tevrat
bu kolektif bilinçli yasaları eski ahit ve yeni ahit diye sınıflar.
Oysa "zikir" denen söylem ne sağlatan ilişkiydi.
Ne üreten ilişkiyi söyleyen yasaydı. Kolektif üretim üzerinde kolektif üretimi
ve kolektif üretimin özne ve nesnesine mülk demekle "mülk benim diyen
zikirdi".
Kolektif olanı yani ortaklaşma üretim nesnesi ve üretim
öznesi olanı kişi mülkü olarak tarif edip; pay etmenin söylem gücü olmakla;
anma, anılma, hatırlatma olmakla; zikirdi.
Zikir, kolektif üretim nesnesini ve kolektif üretim gücünün
öznesi olan insanı, kişileri; "benim kulum, benim mülküm" diye
zikrederek mülkünü kimi kişiler üzerinde bırakan illüzyon oluş enfeksiyonuydu.
Zikir kolektife ait olanı kimi seçilmiş kişiler tasarrufuna
ihale tescili yapıyordu. Zikrin yaptığı tescil nedenle zikrin anlamı meşru
olmamaktan ötürü zikir çırpınış içindeydi. Zikir meşru olmayanı (yasa olmayanı)
zikir üzerinde yasa veya meşru kılmanın söylem tehdit dilindeki baskı ve
basınçtı.
Bu aşamada oligarşi sadece özel mülk üzerinde ortaklık
tanımıyordu. Ama bileşimin gücü kendi gibi sahiplikleri olan benzerler, denkler
üzerinde bir ortaklaşma ve birleşmeydi. Gelecekte şirket adı altında mülk
ortaklaşması da yapacaklardı.
Yeni durum içinde kişi sahipli benzerlerin ve denklerin zikir
denen biz söylemi içinde ittifaktı. Ve yeni yapı sadece zikir söylemli mülk
sahipleri birleşmesiydi. İlk monarşin yapılar zikredenle, zikre boyun eğen iman
ehli ayrışmasıydı.
Zikir ihaleyi, paylaştırmayı söylüyordu. Neyin ihalesini ve
neyin paylaştırılmasını söylüyordu? Mülküm dediği kolektife ait kolektif gücün
ihalesini ve paylaşılmasını söylüyordu. Zikre göre yapılan paylaşma sonrasında
birinin elinde iman ahdi ve imanın şartı kalmıştı.
Zikir sahibi olan diğerinin elinde ise kolektifin gücü olan
zikir de denen mülkün İHALESİ kalmıştı. Zikir söylemli mülkler veya ürettiren
güç birliği ile monarklar; inşa gereği olarak mülk sahiplerinin kendi arasında
yönetme, söz söyleme gibi kolektif oluşa geçmenin de kavramıydı.
Burada oligarşin güç birliği veya ortaklığı denen durum
(tevhit); kamusal ortaklık değil monarşi dediğimiz tekilerk güçlerinin zikir
söylemli birleşmesiydi. Yönetme, mülk sahibi olma, hak ortaklığı gibi zikir
söylemli oligarşin güç kolektif ligi olmanın ortaklaşmasıdır. Zikir, kolektif
olana bir parantez; bir ayraç içi söylem açmaydı
Bu türden sentezlerle takım erki içinde olan monarşi, ister
istemez kendi aralarında bir danışmaydı (meşveretti). Takım erki danışması
ilerdeki soylular egemenli mutlak monarşinin ayak sesleriydi.
Nasıl ki tarihi akış içinde (tarihi seyrediş içinde)
verimlilik adına köle emeğinin bir kısmını köleye veren dere beyler ortaya
çıkmıştı. Benzer verimlilik anlayışı güden tutumla kölenin çalışmasında gelen
güç kavramı adı altında; zikre göre olmak kaydıyla halka da yönetimde söz
sahibi olma hakkı tanınmıştı.
Bu hak kolektif birim zamanlı bir hak ve hak ediş değildi.
Mülk denen zikir sahiplerinde en çok zorla ve bazen de aracılar eliyle lütufla
alınan bir haktı. “Biz izin vermesek yürüyemezdiniz” deme kibri gibi bir
lütuftu. “Biz dilemedikçe siz yapamazsınız” gibi. Kibir şeytanda bulunur
deniyordu. Mülk sahibi tevazu gerektiğinde zikir sahibi olmanın kibrini
kendinden iblise doğru öteleyip tevazuu üzerine alıyordu.
Asıl kibir mülk sahibi olucu zikirdeydi. Kibir zikir
ahkâmına göre yönetende oluyordu. Böylece sultanın olduğu yöneten yapı yanında
bir de ayan meclisi meclisi mebusan olmakla meşruti bir oligarşi veya meşruti
bir monarşi ortaya konacaktı.
Monarşi: kolektif güç karşısında veya ortaklaşma karşısında;
ortak (kolektif) güce karşın tekil olanın veya monarşin güçle meşru olmanın;
söylemi ve zikriydi (anması-anılmasıydı).
Her bir monarşin bey olanın kendisine özgü, kendi mutlaklığı
(egemenliği-sahipliği) vardı. Tekil olana göre; tekil olup bitecek olana göre
tekil bir (mono) söylem zikri olan söylemleri vardı (egemenlikleri,
sahiplikleri, mutlak oluşları) söylemleri vardı.
Her bir monarşiye göre, her bir monarşi içinde olan bu
söylemlerin söylem gücü, o monarşin sahipliğe ait zikri ifade ediyordu.
Her birine göre "tekil erk gücü" olan monarşin
söylemler giderek monarşiler ittifakı oldu. Monarşiler ittifakı ilk zikrin
ittifakı olan oligarşiydi. Oligarşi
zikrin tekil erkler arasında paylaşılmasıydı. Oligarşi bay erkleri arasında
zikrin ortaklık gücünü ortaya koymaydı. Zikirler, sahiplik beratıydı. Ve güç
tanımı olan mono (tekil) söylemdi. Egemenlikti. Mono olan eski ahit oligarşi
içinde birbiri ile çelişir oldu.
Eski ahde göre tekil egemenliğe göre olan söylem ve zikirden
doğan çelişme, biz demenin zikri içinde çoklukta tekil olan yeni bir tevhit
dilini doğuruyordu. Bu dil "biz" diyen oligarşinin gücüydü.