Doğa bileşenli söylem bile tekil söylem gibi olmakla bir
girişmenin, bir bütünlüğün adıdır. Girişme ya parçalar arası uyum veya uyumsuz
durumla; fark durum, firen etkili durum, kıyas, oran durumlarıyla birbirini
destekleyen, birbirini sönümleyen durumlar gibi türlü türlü girişmelerdir.
Ya da benzer tarzlarla kendi üzerine kendi etkisi olan bir
bağıntıdır. Doğa bir bütün oluşun gücüdür. Ormanıyla, aslanıyla, taşıyla
toprağıyla; rüzgârıyla yağmuruyla; suyuyla, bulutuyla; dağın eğimiyle, ırmağın geçilmez
ligi, arazinin verimi, verimsizi ile vs. DOĞA birçokluklar manzumesidir. Yani
makro var oluş parça bileşimlerden ola gelen var oluşlar bileşmesidir.
Monarşi veya tekerkil olan süreç te önce birçok kolektif unsurlardan,
ortaklaşmadan aktarılan parça enerjilerle tek kişiye ait kılan monoteist sahipliğin
gücüydü. Sonra kendi içinde mülklü, mülksüz veya efendi köle olmanın parça
durumlarla sınıfsal olma girişimleriydi Bu süreç kendisini, kolektif sürece
karşı böyle kılmakla, böyle söyleyip böyle meşru etmekle yalıtımlı bir monoca El
süreciydi.
Kolektif ortaklaşmaya, kolektif akla, kolektif iradeye,
birçok kolektif oluşa karşı monarşi, ilerleyen gelişen kolektiften
parçalanmıştı. Bay erki içinde bileşimli olan süreçler, monarşin yapıyı oluştular.
Monarşiler izole bey erki yapılardı. Monarşiler kendi bünye
büyümeleri nedenle zaman içinde çevreye doğru açılıp genişleyen fetihlerine
başladılar.
FETİH; izole bir El mülklü yapının başka El mülkünü kendi zaptı
raptı altında almaktı. Başka El mülkünü (üretim nesnesini ve insanları yani tüm
üretim gücünü) ele geçirme eylemiydi. El olan birinin başka El mülkünü zapt
etmesiydi. El bu zapta, “ganimet” diyordu. Yani ganimetle kendisini meşru
kılıyordu.
Salt başına ganimet söylemi bile yeryüzünde parça parça
birçok El ‘in olduğunu gösterir. Ganimet te bir zikirdi. Meşru söylemli El
zikriydi. Monoteist söylemin diliydi. Bir El ‘in başka bir El toprağını ele
geçirmesi yine bir El zikriydi. El kolektif alan içinde kişi benci olan seçkin düşüncelerle
yoğunlaşmış olan seçkinleşmiş kişiydi. “O”
denen seçkin kişi, mülkün sahibi olma zikircini söyleyen kişiydi.
Ganimet El tarafından söylenen zikirdi. Daha önce kolektifin
gücüne “benim” demekle söylediği ve kolektif süreçleri kişi sahipli parça
durumlar haline getirdiği zikrini, ganimet; kendi iç gelişmesi içinde
tamamlayan ikinci bir zikirdi.
Ganimet ilk zikrin ikinci aşamasında başka bir El, mülkü
olmak kaydıyla, kendi kendisini görevlendirme ile yine seçilmiş kişi olan El
kişisine; başka bir El adamına, başka El mülkünün takdir edildiğini gösterir.
Ki bu adım bile bir El zikrinin, diğer bir El zikrine karşı
meşru olma ve egemenlik ilanıdır. Bu aşamada şimdiki gibi yeryüzünün birinden
(bir olanından) bahsetmek, bir tek olan El ‘inden bahsetmek olanaksızdır.
El, sadece izole bir alan içinde mülk ve irade ortağı
olmayan kişi El olmakla monoteistti (tekildi). Ya zikrin sahibiydi. Ya zikri
yine kendi ağzında başkası diye ilham konuşmakla zikri başkası adına vekâletle söylemdi.
Ganimetçe zapt süreçleri zorlaydı. Veya ittifak (iman) eden
anlaşmalar içinde oluyordu. Bir El mülkü başka bir El tarafından ister zapt edilsin,
ister anlaşma yapılsındı. Zapt edilen de bir anlaşma olmakla; anlaşma da mülke
ve mülkün yönetme gücüne boyun eğilen süreç olmakla, eninde sonunda, ittifaktı.
Sözü söyleyen sözün sahibi ise ona El deniyordu. Yani El söz
söyleyendi. Bir şeyin öyle olduğuna dair o konuda kararları olandı.
Bir şeye dair kararları olmakla anılandı. O şey zikirle (o
anma ile anılan ile) meşru kılandı. Bu nedenle El zikirdi.
Nesnel olamayan, geçek olamayan, tarihi bilinç içinde
olmayan bir süreç durum; El 'in zikri ile doğru oluyordu!
El ‘in zikri gerçeğin, nesnel olanın, tarihsel olanın yerine
geçiyordu. Zikrin meşrulaştırması nedenle iman vardı. Ahit vardı.
Ne olursa olsun, her hangi bir şey El ile anılmakla
(zikredilmekle) o şey tartışmaksızın sanal ve imanı bir meşruiyet kazanıyordu.
Bir şeyin El ile anılma meşrulaşması, o şeyin El iradeli
karar söyleminden ötürü, o şeyin öyle olmasına meşruiyetle El hak deniyordu.
El zikirdi. Zikir El 'di. Yani El; El Haktı. El mülktü, El
malikti, yani mülkün sahibi olmanın kararı ve meşrulaşması onun kararından onun
zikrindendi.
Bir kez El mülk El malik oldunuz mu; yöneten bir El Melik,
Köle sahibi El Mevla, El Rezzak, El Âlim vs. olmanız kaçınılmazdı.
Zikir; bir şeyin, o kararın tarihsel ve özne nesnellik
içinde kolektif bir ortak akıl olması yerine; zikirle, zikredenle o şeyin öyle
olduğuna, onun El söylemi olduğuna, o kararın zikir olmasına neden olmakla, o
şeyin meşru olmasına delildi.
Bu nedenle ganimet te zikirdi. Ganimet zikirdendi. Ganimet
zaten zikre göre El tarafından başka kişilere verilmiş olan mülktü.
Ama nasıl oluyorsa! Başkasına verilen mülk (aslında
verilmeyen mülk) tekrar tekrar el değişip ele geçirilmekle ganimetti. Ganimet
başkasına ait mülklerin ele geçirilme biçimiyle, size ait mülk oluyordu.
Hani mülk El 'indi? El Mülkünü dilediğine veriyordu? El
neden kendi mülküne saldırıp mülkünü ganimet ediniyordu?
El mülkünü dağıtırken zikirdeki gibi mülk dağıtmadığını
söyleyebilmeniz için "El mülk dağıtırken siz El 'in yanında mıydınız? Diye
ispatsız şahitsiz size meydan okuyordu.
Ama siz de "mülkün sahibi olma ve mülkün sahibinin
mülkünü kendi keyfine göre; kimine dağıtıp, kimine paydan vermediğine dair
söylenen bu öncel kararların böylesi bir kararla dağıtığınıza dair sizin bir
deliliniz; sizin bir şahidiniz var mı? Diyemiyordunuz!
Dünyanın varlığına delil ister misiniz? Aslanın önünde tezikirken,
dalda meyveyi toplarken bunun böyle olduğuna ya da bunun böyle olmayacağına
dair delil ister misiniz? Kaçmanız da meyve toplamanız da "verili olan
delilin kendisiydi".
Ama ancak ve ancak üreten bir kolektif ilişki içindeyken
ilişki kolektif emek olan o ağacın size ait olduğunu söylerseniz, o ağacın size
rızk olarak verildiğini söylerseniz; kolektif hüccetten ötürü sizde delil
istenir.
Ne olmuştu da El zikrinden pişman olmuştu? El rızk olarak
dağıttığı mülkünü, neden ganimet olarak ele geçiriyordu?
Oysa üreten ve dağıtan ortak kolektif iradeydi. Kişi
sahipliği olmayan kişi sahipliğinin hiç bir şekilde kendisine devinme zemini
bulamadığı kolektif ortam içinde; kimse de ona meşruiyet sorgulamıyordu.
Neden sorgulamıyordu? Kritik değerler üzerinde bileşen
kolektif eylemlerle bir sonuç ortaya koyan durum veya sonuç; gerisin geri kendi
üzerine kendi etkimeyle o birlik içindeki kişilerin yeteneğine, ihtiyacına ve
kapasitesine göre ve mutlaka herkese etki pay olmakla, sorgulanmayan bir
verililikti.
Mülkün kişi sahibi yoktu. Kolektif mülk kişi sahipli
mülklere parçalandı. Buna zikir denerek kolektif sahipliğe çevrilmesine manaca
meşruiyet oldu.
Kişi sahiplere parçalanan bu süreç kişi sahipli diğer
mülkler gerek El uhdesinde gerek oligarşi uhdesinde GANİMET söylemli başka bir
zikir yolu ile ele geçirilen ganimetler (yağma-çapul) tekrar özel mülk sahibi
kişi ya da oligarşin kişilerin mülkü oluyordu. Olup biten buydu.
O bölgeyle sınırlı bir tane monarşin El mülk vardı. Ama El
mülkün de Ele geçirdiği mülkler de vardı. Demek ki bu sürece göre El tüm mülkün
sahibi değildi. Tüm mülkün sahibi olamayan El, tüm mülkün sahibi olmak için El
(EL Enfal ile) icraata geçiyordu. Ganimet kavramı bu tarihsel süreci bize açık
etmektedir.
Ahit denen mülk sahiplerinin raddesi olan bu ikinci ahitçe
ittifak; monarşiler arası eşit veya eşitsiz bir BİZ demenin ittifakıydı. Veya “biz”
demenin ORTAKLAŞMA GÜCÜYDÜ. Yeni belirme durumla yeni yapı TEVHİDİN ya da
panteon birliğinin gücüydü.
İşte ikinci AHİT monarşiler arası birleşme ve ortaklaşmanın
gücü; BİZ DENEN OLİGARŞİNİN GÜCÜYDÜ. Başka El mülkünü (tekil erkleri) ganimet
yapmanın; tek erklilerden bileşimleri oluşmakla oligarşi biz denilen tek
erkliler arası mülk sahiplilerin yönetme gücüydü. Monarşin yapıların birleşmesiyle
bu tutum oligarşi içinde oligarşin bir kolektif oluşa eğim edişti (oligarşin
bir ortaklaşma oluşa eğim edişti).
Burada oligarşinin biz dediği birçok monarşi (egemence-mülk
veya özne nesne sahibi, yöneten irade) gücü olanların kendi aralarında
paylaşımla yöneten bir ortaklık yapmanın güç birliğiydi. Eller birliğiydi.
El zikri olmakla başlı başına bir irade ve egemenlikti.
Köleci sistem zikirle başladı Kısacası buradaki biz egemenliği; zikri olmamakla
mülk sayılan kişilerle karşı söylemdi. Buradaki biz söylemi, tüme veya kamuya
ait egemenliğin, biz söylemi değildi. Birçok monarşin beylerin (politeist
beylerin) ittifaklar (oligarşin) egemenliği içindeki biz söylemiydi. Takım
(sınıf-oligarşi) egemenliğidir.
Buradaki kolektiflik (ortaklık-ortakları olma) bütünü içeren
totem meslekli güç birliği içinde olmanın kendi ortaklarını tanıma değil, monarşin
güçleri olan mülk sahibi egemenlerin birleşmeden doğan sömürmeyi paylaşma ve
yönetme gücünün ortaklığıydılar.
Buradaki biz denen olgu OLİGARŞİNİN gücüdür. "Yerleri
gökleri yaratan o" diyen tekil zikir yahut ta monarşin zikir veya
monoteist iradeye boyun eğdirme yerine şimdi oligarşi içinde "yeri göğü
yaratan ve şüphesiz ki yeri göğü genişletecek olan BİZİZ" söylemlerinin belirtmesi
içine geçilecekti.
Buradaki biz söylemi tarihsel bir iki kırılma dönemini belirtir.
Birisi ön ittifaklı üreten totem meslekler kümülatifinin kendisine biz
demesiydi. İkincisi kolektif yapıları parçalayan El zikri kendisini tıpkı totem
yapılar gibi çevreye karşı yalıttı.
Bu yalıtma (tufan denen kolektif güçten kopuş travmasını
tedavi eden) süreç içine geçişti. Bu geçiş dönemi bir inşa, bir kökleşme ve
monarşin ya da monoteist sistemi oturmanın ara dönemiydi.
Monarşi kolektif gücü kullanmakla monarşiydi. Monarşin yapı
kolektif güce ait zenginlikleri silip süpürme sonrası mal sahibi olanla, maldan
mülkten yoksun olmanın kolektif ruhlarda kopardığı fırtına zihinlerde
oluşturduğu vuruk izlerinden oluşan tufan denmenin travmasını taşıyordu.
Burada mal sahibi olanla mal sahibi olamayan iki uzlaşmaz
gücün travması birbirini şiddetle itiyordu. Mülk sahibinin kendi mülkünde çalıştıracağı
mülksüz kölelere ihtiyacı vardı. Mülksüz kölelerin de mülk sahibinin elinde
olan üzerinde çalışacakları emek nesnelerine ihtiyaçları vardı.
Bu gereksinmeden ötürü uzlaşmaz olmakla birbirini iten
efendi ve köleleri bir arada tutmak için çok daha fazla güç harcamanız
gerekecekti. İşte uzlaşmaz olan iki gücü bir arada tutacak olan bu güç te monarşin
güçtü. Zorba bir güçtü. Monarşinin kolektif güçten sonra kullandığı, ikinci bir
güçtü.
Geçiş dönemi sonrası monarşiler fetih eylemi ile ganimet
sürecin ortaya koydular. Fetih ve
ganimet ele geçirilenle büyüme çatışma ortaya koyuyordu. Veya uzlaşmanın
birleşmesini ortaya koyuyordu.
İşte monarşin yapıların çatışma sonrasında başka monarşin
yapılardan ele geçirdikleriyle veya başka monarşin yapıların birleşmeleri yolu
ile büyüdüler.
Büyüyen monarşin ya da mülk sahipleri sentezli erk yapılar
kendilerine biz diyordu. Bu biz monarşin dönüşmeler üzerinde gerçekleşen ikinci
bir “biz” demenin zikriydi. Bu biz monarşin yapıların birleşmesinden doğmakla
mülk sahipli oligarşin bir biz demenin gücüydü.
Tarihsel bakımdan bir senteze ikinci kes biz deme süreci;
mal mülk sahipli monarşin birleşme içinde kökleşen, yerleşen oligarşin erk
gücünün de sınıfsal oluşlar karşısındaki ittifakı belirtmenin mal sahipli zikir
ve biz gücüydü. Biz zikri olup biteni
geleceğe aktaran köleci inşanın, ikinci bir hafıza söylemiydi. *
Buradaki “şüphesiz ki yeri göğü yayacak olan genişletecek
olan biziz” söylemindeki yer gök söylemi ve yeryüzüne doğru yayılıp
genişletilecek olan ittifaklar da geçmiş hafıza içinde (ilk ön ittifaklar
içinde) yukarı gök yer topraklarında oturan AKADLAR ve aşağı topraklarda oturan
yer ehli olan SÜMERLERDİ.
Gök yerli çoban ve aşağı yerli tarımcı grupların birleşip,
bu iki birleşmenin çevreye doğru yayılıp genişlemesiydi. Gök ve yerin birleşme
ittifakı, ilk ittifaklar zımnına yapılan bir atıf ve söylem diliydi. Yayılan
genişleyen gök yerli çoban ittifak gücünün iradesi ile aşağı da denen yerde
oturan tarımcı Sümerlerin birleşen, üreten irade güçleriydi.
Yerin ve göğün genişlemesi, genişleticisi olmak ta gök yerli
totem meslekli çobanlarla; aşağı yerli tarımcı totem meslekli kolektif
grupların birleşmesiydi. Üreten totem mesleklerin birleşen büyümesi, büyüyen ittifakı
dalganın yeryzüne doğru yayılmasıydı. İlk ön ittifaklı İlahların “üreten
ilişki” ittifakıydı.
İlk ön ittifaklı üretme üzerinde birleşip yayılan,
genişleyen süreç, şimdi monarşin dönem sonrasında monarşinler ittifakıydı. “Mülkün sahibi olanların ittifakıydı.” Mülk
sahipli egemen iradeni büyüme ve gelişmenin olmasıydı.
Fetihçe, ganimetçe zikir olmaktan kaynaklı sömürü yayılması,
sömürü genişlemesini gerçekleştiren erklerin kendilerine biz diyen; yayılısı ve
yayıcı lığıydı. Yeri ve göğü yayıp genişleticiler olan erk; ön ittifak
dilindeki yer gök denen gruplardı. Şimdiki üzerinde yaşanan yer ve bulutlu gök
söylemiyle de her iki anlatım içindeki dilin anlam farkı kendilikten bir mecaz
duruma düşmüştü.
Mal mülk sahipli yayılmacılık olan ikinci söylemin zikri içinde
yeri göğü yayacak genişletecek olan biziz söyleminde sömürüyü sürekli kader
kılmaya bir süreklilik vurgusu vardır. Çoban
gökle, tarımcı yerin birleşimi içindeki merkez, yayılmacı yer-gök tevhidin yeryüzüne
doğru genişletilmesiydi.
Bu mecazlar kendi zamanına göre kendilerine anlam diliydi. Bu
söylemler sonraki zaman içinde güncel köleci anlam karşısında kendilikten bir
mecaz diline dönüştüler. İlahi dil köleci yapı içinde El zikri karşısında mecaz
dili oldu. Bu girişmelerin mecaz esprisi güncel dilde bir yorum dili
olmalarıydı.
İlk yayıcı ve genişleticiler ilahlardı. Yeryüzüne doğru
yayılan genişletilen de üreten ilişki sahipli kolektif ilikti. İkinci
genişleticiler mülk sahipleri olan mülk ilişkili egemen oligarşiydi
(takımerkiydi).
Zamana ve zamanın koşullarına bağlı bu kesikli söylemlerin kendi
anlatım durumu içinde zikredilen anlam, ilkinde çoban gök yerli gurupla tarımcı
yer birleşmesinden doğan ittifaklar genişliyordu. İlahi ittifaklar bileşmemin üreten
irade gücünü yayıp genişletiliyordular.