Köleci sistem tamamen var olanın karşısında var
olmayanlardan oluşan bir algı egemenliği ortaya koymaktı. Algılar bütünü dini
besleyecekti. Din de yeni zamana ve yeni zemine göre yeni algıları oluşacaktı.
Monarşinin dili tekil ve BEN söylemi olan, BEN iradesi olan
zikirdi. Ben denen monarşin süreç ben iradesini inşa etmenin geçiş ve kuruluş
süreciydi.
Oligarşinin dili ise monarşin inşa sürecini tamamlamış salt
mal sahiplerinde oluşan aile ve aileler yönetimli çoklu irade dili olmakla; BİZ
diyen BİZ diliydi.
Dinlerin dili hem "ben" diyen monarşi diliydi. Hem
"biz" diyen oligarşi diliydi. Köleci sistemlerin ilk meşruiyet
yasası; "kolektif güce "ben" diyen; "benim" diyen
sahipliğin ve takdirin iradesiydi".
Oligarşi de "ben" zikri üzerinde meşru oluyordu. Dinler
geri bağlanım yasası gereği, oligarşi içinde monarşin sahiplik gibi tekil
söylemle ben diyordu.
"Ben atanız İbrahim'le bir ahit yaptım" diyordu.
Böylece ittifakı yapan bütün oligarşin beylere mülkü bu ilk ahitçe olan tekil
güç vermiş oluyordu. Artık bundan şüphe edilmeyecekti. Bundan öncesi de yoktu!
Tekil söylem; mülk sahipliğini meşru etmenin, tekrar tekrar
sözleriyle; kendi sahiplik söylemli anlama kendisinin vurgu yapmasıydı. Ama
monarşin kişisinin mülk sahipliği de kolektif güçten kaynaklı her türlü mülkün
sahipliği olamıyordu.
Bu nedenle her biri bir kolektif gücün mülk sahipliği olan
monarşin kişiler ittifakı olan OLİGARŞİ aynı zamanda da kölelere karşı
oligarşin birliğin bir egemenlik gücüydü.
Dinler hem monarşi dilini hem de oligarşinin dilini sarf
ederler. Mülk sahipliğini zikreden irade "tekil irade ve ben diyen
irade" olmakla dinler de mülk sahipliğini tekil iradeli zikirle
söylüyordu.
İlk etapta zikir sahibi kişi kendi ağzıyla "Mülk
benim" diyordu. Böylece sözü söyleyen sözün sahibiydi. Zikir olan söylem
de, kolektif irade yoktu.
Lafzın sahibi olan söylem cinin arkasında kolektif irade
meşruiyetinin olmaması karşısında dediler ki; "seni böyle konuşturan kim?
O vakit zikir sahibi kişi kendi arkasında olmayan kolektif
boşluğu doldurmak için çoğul kolektif meşruiyetin yerine tekil meşruiyeti
koyacaktı.
"Seni böyle konuşturan kim? dendiğinde aracı da
kendisinde "O" demişti. "O kim?" dendiğinde "O mülkün
sahibi olandır" diyordu. Kolektif sahiplik o sahipliğiyle yer değişip,
inansan da inanmasan da açığa çıkmış; algısı oluşmuştu.
Ama "mülk benim" diyen, "o" denen kişi;
yani sözün sahibi olması gereken ortada görünmüyordu. Gözüken kolektif meşruiyetle,
kolektif iradeye karşı; görünmeyen ben diyen tekil meşruiyetti.
İyi de varlığı ya da gerçekliği olmayan bir durum nasıl
gerçeklik oluyordu? İnsanlar serap mı görüyordu? Hayır. Algı tamamlar. Görüneni
görünmeyenle; görünmeyeni de görünenle tamalar. Siz aşağı deyip aşağıya doğru
yönelince hedefiniz hep aşağı olup; sırtınızı yukarıya dönünce yukarı yok olur
görünmez hatırlanmaz olur.
Ama gerçekte aşağı doğru olan alan, aynı zamanda yukarı doğru olan alandır. Fakat sizin alan yönünüz nere ise tersi alan yönü size görünmez olur. Yok olur. Lakın bu görünmezlik bu yok oluş gerçekten görünmez oluş gerçekten yok oluş değildir. Böyle olunca gerçeklik, gerçek olmayanla: gerçek olmayan da gerçeklikle tamam olan var oluştu.
Üreten totem meslekli entegrasyon ile var olan, açık açık
olan kolektiflikti. Kolektif sahiplikti. Kolektif yarardı. Kolektif
zenginlikti.
Kolektif yapı içinde yok olan ise tekil durumla kişisi
sahiplikti, kimseyi kaile almayan kişisi yarardı. Ve kişisi zenginlik yoktu.
Zenginliği, sahipliği ortaya koyan; entegre bir kolektif enerjiydi.
Nasıl iniş yokuşla ortaya konuyorsa; yani zıt durumun biri
değişerek öbürüyse; işte Var olan da yok olanla ortaya konuyordu. Yok olan da
var olanla ortaya konuyordu. Büyüğe küçük algısı; küçüğe de büyük algısı eşlik
ediyordu.
Ben diyen tekil sahipli güç, kolektif gücün karşısında yok
olan olmakla; yok durumla, olmayan durumun algısıyla kolektif gücü ele geçirip;
mülk benim demekle var oluyordu. Böylece kolektifin mülkü yoktu.
Üreten entegrasyonun öncesinde, yokluk olarak belirsizlik
vardı. Belirsizlik içinde bencilce rastlaşmalar vardı. Bencillik
"ben" demek ise de bu bencilliğin iradesi, üretmesi, sahipliği ya da
mülk iyeliği olmayan bir bencillikti.
Oysa şimdiki bencilliğin kolektif güç üzerinde sahipliği de
vardı. İradesi de vardı. Ürettirmesi de vardı.
Üreten ilişkiler öncesi bencillik, sadece rastlaşan
yönelimler doğrultusunda (ekseninde) olmakla, tekil kişi durumlu
davranışlarlaydı.
Tekil kişi davranışı biyo-kimya güdenle özne ve öznel
durumla olan bir davranıştı. Bu davranış kişinin kendi özne ve öznelliğini
adeta "iyon" tutumlu kılan bir kişi benci iyonik bağ yapmaktı.
Özne sel ve öznel iyonik bağ aktivitesi; kişilerde biyolojik
bir kovalent bağ yapmağa hazır olan kritik değerli bir alan içinde, alan
yüklemesinin beliriş tarzıydı.
Kovalent bağ yapacak biyo kimyasal ya da özne kimyasal
yönelimler beslenme, barınma, savunma gibi temel durumlardan kaynaklı alan yönü
doğrultmasıydı.