
MUM ( ŞEM ) - MUM IŞIĞI - MUMLA DAVET
Elektrik, gaz ve petrolün olmadığı devirlerde ve yerlerde aydınlatma aracı olan mum, bir fitilin üzerine erimiş balmumu, parafin vb dökülerek yapılan bir gereçtir.
Günümüzde de benzer ve diğer çeşitli amaçlar için kullanılan mum eski devrin en mühim ev eşyalarından birisiydi. Bu nedenle mum ile ilgili birçok inanış, batıl itikat, birçok deyim ve atasözü, birçok deyiş, adet ve hayaller de bulunmaktadır.
Yatırlarda mum yakmak, antik çağlardan beri vardır. Antik devirlerde tanrı tanrıça heykellerinin önünde mum veya kandil yakıldığı bilinen bir gerçektir. Yakın dönemlerde hatta günümüzde dahi tekkelerin zaviyelerin türbelerin içinde mum yakıldığı, yaş günü pastalarının üzerine mum dikilip yakılması, kına gecelerinde ellerinde yanmış mumlar ile kızların halay çekmesi, yatır kenarlarındaki taşlara mum sürülmesi, mumlu yere taş yapışırsa dileklerin kabul olunacağına inanılması pek çok kimsenin malumudur. Mum ile ilgili pek çok batıl inanışların geliştiği, bunların bir kısmının putperestlikten günümüze kadar ulaşan adetler olduğu da sır değildir
Eski devirlerde evde aydınlanmak için kullanılan mumların diplerinin kırmızıya boyanması, bir zatın bir diğer kişiye mum göndermesinin akşam bizim eve davetlisiniz manasına geldiğini, eski devrilerde düğün davetiyesinin dibi kırmızı balmumu ile yapıldığını Ahmet Talat Onay bize bildirmektedir. [1] Ahmet Talat Onay, davetsiz misafirlere söylenilen “ dibi kırmızı mumla mı davet ettim “ deyimin de buradan geldiğini bildirir. Bu tip davetlere okumak, okuyucu göndermek dendiği günümüzde de sabittir.
Hem – demim sâyem durur akşam olıcak ah ile
Okumazsam mum ile ol dahi gelmez yanıma Zati
Okur mum ile halkı bağa zambak
Dile cümle cihanın gönlünü açmak Zâti
Her gece o meh parlatıp al bâde-i Kumla
Davet eder uşşak –ı dibi kırmızı mumla Vasıf
Kumla: Şarabı ve üzümü ile meşhur Gemlik’in bir köyü
Eski devrilerde mum iplerinin ve fitillerinin daha iyi ışıtmasını sağlamak için mum makası ile kesildiği bilgisini de bize A . T. Onay bildirmektedir.
Ahmed’in kesti dilin gam makası şem gibi
Sana layık diyemez mehdini sultan-ı kerem Ahmed Paşa
Ruhundan nur uğurlar şem başın kesseler caiz
Bdur bir kul serencamı ki sultanına haindir. Fuzuli [2]
Bunların dışında mum; verdiği ışık, etrafında dönen pervaneler, erirken etrafını aydınlatması, yaydığı loş ışık içerisinde uyandırdığı hayaller, mum ışığında sevişmek, mum ışığı altında oturmak, ilanı aşk etmek gibi imajlarıyla edebiyatta da oldukça çok yer almıştır.
Mum , çoğu zaman beyitlerde saklı bir hayal veya mana olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski dilde mum kelimesinin eş anlamlısı olarak şem’ kelimesi kullanılmıştır. Eski şiirde şem ile pervane karşımıza en çok çıkan mazmunlar arasındadır. Şem çoğu zaman ilahi aşk, şeyh, sevgili, ilah anlamlarında kullanılmış, dervişler ve aşıklar ise mumun ışığına toplanan , ateşin etrafında döne döne yanan kelebeklere ve böceklere benzetilmiştir. Mum ışığı veya alevi ise “şerer” olarak ifadesini bulmuştur.

Āteş·i ġamdan yanubdur pākdür cismüm benüm
Bil ki şol bir āh·ı āteş-nākdür cismüm benüm Necati Bey
Semûm-ı hicri görüp âteş-i ‘azâba ısındum
Teb-i firâkı çekelüm o teff ü tâba ısındum Nevizade Atai
Cân cemâlün şem’inün pervânesidür dostum
Dil müselsel zülfünün dîvânesidür dostum Adni Mahmut Paşa
Aşk bir şem'i ilâhidir benem pervânesi
Şevk bir zencirdir gönlüm anun dîvânesi Hayali Bey
Nâr-ı dilden zâhir etsem bir şerer âlem yanar
Dursa bir dem sîne-i sûzânum içre gam yanar Hayali Bey
Göñül şem’-i ruhuñ pervânesidür
Düşüb ol şem’e bir gün yanasıdur Dede Ömer Ruşeni
Şemine yüzüñüñ niçe pervâneler düşer
Zülfüñe cân virüp niçe cânâneler düşer Ahmedi
Mum ile Şem aynı maksatlar ile halk şiirimizde ve türkülerimizde de karşımıza çıkmaktadır.
Bir mum yanar bir şişede
Bülbüller eğlenmez meşede
Yedi iklim dört köşede
Allah bir Muhammet Ali Pir Sultan Abdal
Kız anası kız anası
Çağır gelsin öz anası
Kız anası kız anası
Elinde mumlar yanası Kına türküsü
Şem'a düşen pervaneler
Gelsin bir hoşça yanalım
Aşka düşen divaneler
Gelsin bir hoşça yanalım KUL NESİM
KAYNAKÇA
[1] AHMET Talat Onay , Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s. 363
[2] AHMET Talat Onay , Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, s. 363
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!