Zaman boşa akıp geçiyor, dünyanın sahte büyüsüne kendimizi kaptırmış gidiyoruz. Ne değer yargılarımız kalmış ne de hakiki iman. Sona gelmişiz ama biz farkında bile değiliz. Yaşantılarımız kaos dolu, tek derdimiz maddiyat ve gösteriş.
Dostluklar bitmiş, çıkar ve sahte tebessümler almış yerini, gözleri ve kalpleri haram bürümüş. Attığımız her adım günaha dönüşmüş, birbirimize haram yolları hoş gösterip önerir olmuşuz.
Ama ne yazık ki her şeyin farkında olduğumuz halde, hiç bir şeyin farkında değilmişiz gibi davranıyoruz, dini duygular sadece dini terimler olmuş, nereye gidiyoruz ve gerçekten bunun için mi geldik, geliş amacımıza ne kadar uygun yaşıyoruz?
Acaba Allah sadece dara düştüğümüzde anmak için mi var? Yoksa isteklerimizi karşılamak için zaman zaman ona yaptığımız duygu sömürüleri için mi? Ne zaman uyanacağız bu sahte rüyadan, acaba uyandığımızda çok mu geç kalmış olacağız?
Yoksa uyanmadan mı bitecek bu rüya? İçine sıkıştığımız hareket dahi edemediğimiz bu düzeni biz mi istiyoruz? Yani günahın ve küfrün gönüllü askerleri miyiz.?
Günümüzün kaçta kaçını geliş amacımıza uygun geçiriyoruz? Hiç bir zaman dolduramadığımız içimizdeki boşluğun gerçekte iman boşluğu olduğunu bildiğimiz halde, neden bunun farkında değilmiş gibi yaşıyoruz? Kendimiz bu kadar boşluk içindeyken ne hakla çok rahatlıkla başkalarını yargılayıp yerden yere vuruyoruz?
Ne zaman kendimiz olacağız? Yaşlanıp bizim için her şeyin artık boş olduğunu ve sonun çok yakın olduğunu hissettiğimizde mi? Bu sizce de çok geç olmaz mı? O zaman neden bekliyoruz, yoksa hala kendi kendimizi avutmamız devam mı ediyor?
Hepimizin korkuları var ama asıl korkmamız gereken den korkmuyoruz, hepimizin sevdikleri var ama, asıl sevmemiz gerekeni sevmiyoruz, o bize yaklaştıkça biz kaçıyoruz.
Kalbimizde kalan o yumuşaklığın tamamını söküp almadan, hala şansımız varken ve başımıza bir felaket gelmeden, neden af dileyip sana döndük gerçeği gördük ya Rabbi demiyoruz?
Yoksa yaptıklarımızdan mı utanıyoruz? Onun bizi affetmeyeceğini mi düşünüyoruz?
Hayır, emin olun o sizi ve bizi bütün hatalarımıza rağmen hala çok seviyor, “Seviyor ki her şeye rağmen nimetlerini kesmiyor” ve bizden pişman olduğumuzu gösterecek şeyler bekliyor.
Ne kadar küçük çıkarlarımız için onu unutsak ta, o bizi asla bir saniye bile unutmadı ve hala bizde umudu var. Ama ne yazık ki biz gene nankör olmaya devam ediyoruz.
Hayatımızı kendimiz yönettiğimizi zannedip, kazandıklarımızın, aklımızın ve güzelliğimizin kendi kabiliyetimiz ve becerimiz olduğunu zannediyoruz. Bize verilen rızkın yaratanla hiçbir ilgisi yokmuş gibi davranıyoruz.
Hiçbir peygamberin ve padişahın yaşamadığı lüksü yaşıyor, Kışın ortasında yaz meyvesi, yazın ortasında kış meyvesi bulabiliyoruz. Sıcak yuvalarımız eşlerimiz, çocuklarımız var, İstediğimizi istediğimiz saatte yiyip içiyoruz. Ama bunları bize sağlayana hala şükür bile etmiyoruz.
Ne oldu da bu kadar kör ve nankör olduk? Neden hayallerimizi hep dünya süslüyor? Yoksa cennete ve cehenneme olan inancımızı mı kaybettik? Bize nelerin günah nelerin sevap olduğu öğretilmedi mi? Ya da dünya bize, gerçekleri unutturacak kadar tatlımı geldi?
Ne Dersiniz…??
Sizce de artık karar vermemizin zamanı gelmedi mi….?
Ahmet Ali Canbaz 2020
Yorumlar 3