21 Mart… Nevruz; Ön Asya’daki her toplumun "sadece bize aittir" dediği, tek bir kültüre hapsedilemeyecek kadar köklü ve artık ortadan kalkmış medeniyetlerde ortaya çıkan bir bayramdır. Beş bin yıldır kutlanan, Çin’den Anadolu’ya kadar pek çok ulusun millî bayramı ilan ettiği Nevruz gerçekte kime aittir? Nevruz’un başlangıcı sadece Demirci Kawa’nın (Gave) Zalim Dahhak’ı yendiği günle sınırlanamaz. Çünkü Sümerlerin bereket mitosu ile İran Pişdadiyan sülalesinin dördüncü hükümdarı Cemşid’in tahta çıkış öyküsü, bu efsaneden çok daha eskidir.
Nevruz’un kökeni, beş bin yıl öncesine, Mezopotamya’ya; Göklerin Tanrıçası İnanna ile Çoban Kral Dumuzi’nin aşkına kadar uzanır. Sümerlere göre bahar, bu iki sevgilinin kavuşmasıyla başlar.
Baharın gelişi, kadim çağlardan beri mitolojik öykülerle açıklanır. Bu öykülerin ilk yazılı örnekleri Mezopotamyalı Sümerlere aittir. Sümerlere göre doğadaki her devinim bir tanrının etkisiyle oluşurdu. Toprağın verimliliği, yağmurun yağması ve bitkilerin yeşermesi tanrıların iradesi ve eylemlerine bağlıydı. Doğadaki olaylara bilimsel izahlar getiremeyen ilk çağın insanları, mevsimsel döngüleri tanrısal eylemler olarak görüyordu.
Sümerler, bu döngüyü İnanna ile Dumuzi’nin aşkı üzerinden kurguladı. Zamanla İnanna’nın adı İştar, Batı medeniyetlerinde Venüs, Afrodit ve Zühre’ye; Dumuzi’nin adı ise Yunan ve Roma dünyasında Adonis’e dönüşecekti. İsimler değişse de doğayı uyandıran o kutsal "erkek ve dişi" enerjisi ile kimi işlevleri sürekli aynı kaldı.
Bereketin ve aşkın sembolü İnanna, Çoban Kral Dumuzi ile evliydi. Ancak bir gün yeraltı dünyasının tanrıçası olan kız kardeşi Ereşkigal’i ziyaret etmeye karar verdi. Yeraltı dünyası "dönüşü olmayan yer" idi. İnanna tanrısal gücüne güvense de her bir kapıdan geçerken yeteneklerini ve sembollerini kaybetti; sonunda kız kardeşi tarafından esir alındı. İnanna’nın yeryüzünden çekilmesiyle dünya bereketsizliğe ve sessizliğe gömüldü.
İnanna dönmeyince topraklar çöle döndü, canlılar üremeyi bıraktı. Bilge Tanrı Enki’nin yardımıyla bir anlaşma yapıldı. Ancak yer altı kuralı kesindi: Bir canın yerine başka bir can feda edilmeliydi. Bu görev Dumuzi’ye düştü. Anlaşmaya göre Dumuzi yılın altı ayını yeraltında Ereşkigal’in yanında, kalan altı ayını ise yeryüzünde İnanna ile geçirecekti. Bu döngü, mevsimlerin ebedi düzenini oluşturdu.
Sümer inanışına göre Dumuzi, yer altına indiğinde sonbahar ve kış; yeryüzüne çıktığında ise ilkbahar ve yaz geliyordu. Dumuzi’nin yeryüzüne çıktığı o kutlu gün, 21 Mart ekinoksuna denk geliyordu. Sevgililerin buluşmasıyla doğa canlanıyor, karlar eriyor, aşıkların coşkusuyla bereketli yağmurlar yağıyordu. İlk çiftçi uygarlık olan Sümerler için bu tarih, yaşamın yeniden başlaması demekti.
Özetle Nevruz, Sümer kültüründe bir "kutsal evlilik" ve doğuş mitosu olarak başlamış; Türklerde ve Moğollarda Ergenekon’dan çıkışa, İran kültüründe ise Şah Cemşid’in adaleti ve Demirci Gave’nin direnişine dönüşmüştür. Her toplum ona farklı bir renk, farklı bir kahraman katmış olsa da binlerce yıldır kutlanan tek bir gerçek vardır: Doğanın yeniden doğuşu ve ışığın karanlığa galip gelişi.
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!