Dikkat çeksin diye bu şekilde başlık koydum. Çünkü daha dün aynı başlıkla bir şiir kaleme aldım. Bu kez düz yazıyla konuyu biraz daha işlemek ve bazı önemli noktaların altını çizmek istedim. Çünkü öfke kimi zaman çok yıkıcı şiddette yaşanabiliyor. Gönüllerde, akıp giden hayatlarda ve toplumda çok büyük yaralar açabiliyor.
  Uzmanlar, öfke kontrolüne dair önemli tavsilerde bulunuyorlar. Hatta tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık durumuna gelebileceğine de dikkat çekiyorlar. Çeşitli ayet -i kerimelerde,hadis -i şeriflerde öfkeye dair önemli tespitler ve  öneriler vardır. Bakın, Ahzab Suresi 25.ayette yüce Rabbimiz ökeye dair ne buyurmuş: "Allah inkar edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü 'minlere kafi geldi. Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir." Bu ayetin ardından yazıma bir hadisle devam etmek istiyorum. Peygamber Efendimiz, sahabeleriyle geçen bir konuşmasında şunu buyurmuş: "Kuvvetli kimse, ( güreşte hasmını yenen ) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir." ( Buhari, Edeb 76, Müslim, Birr 107; Muvatta, Hüsnü 'l - Halk 12) 
   Öfkenin nelere yol açtığını ekranlarda görüyor, çeşitli gazete haberlerinden okuyoruz. Öfke, büyüklüğü oranında şiddeti de artan bir deprem gibidir. Öfke büyüdükçe, dizginlenemedikçe, maalesef şiddeti de o ölçüde artıyor. Kiminin gönlünde derin yaralar açarken, güzelim hayatları karartırken, nicelerinin de canına kastedebiliyor. Bir deprem misali, ya insan hayatında ciddi yıkımlara yol açıyor ya da kalplere bir korku salıyor. Korkusu bile bizi darmadağın edebiliyor. 
Huzurunuza öfkenin karanlığı çöküyor. Öfkelenen de o öfke fırtınasıyla savrulan gönüller de öfkenin yarattığı mutsuzlukla darmadağın oluyorlar. Peki, dizginlerin öfkenin eline geçtiğini hissettiğimizde ne yapmalıyız? Elbette öfkenin hangi düzeyde yaşandığı öncelikle önemli. Çok ciddi düzeydeyse tabii ki tedavi yoluna gitmeliyiz. Bunda çoğumuz hemfikiriz diye düşünüyorum. Ama günlük yaşamın içindeki anlık öfkelenmeleri de önemsemeliyiz. Öfke bir ateş misali sarar içimizi ve  etrafımıza kıvılcımlar saçarız. Bu ateşi söndürmeye dair, bakın, bir hadiste  Peygamber  Efendimiz  ne  buyuruyor :"Öfke şeytandandır, şeytan  da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın." ( Ebu Davud, Edeb 4, 4784)
        Öfkelenip güzellim "gönül saraylarını" yıkmayalım. Kalplere korku, etrafımıza ateş saçmayalım. Eğer öfkenin ayak seslerini duyuyorsanız önemli tavsiyelere kulak verin ve öfkenizle mücadele edin. Öfkenin, hayatınızı ve kalplerinizi karartmasına izin vermeyin! Öfkeyle kırdığınız kalpler varsa, iş işten geçmeden, nefsinizin, kibrinizin, egonuzun esiri olmayıp, bir an önce can -ı gönülden özrünüzü dileyin. Gönül yıkanlardan değil, gönül yapıcılardan olun. 
        Romalı şair Horatius ' un şu sözüyle noktalamak istiyorum yazımı. "Öfke geçici bir çılgınlıktır, hükmetmeye bak yoksa o sana hükmeder."