“Hiçbir zaman gül yağmaz. Daha çok gül istersek, daha çok fidan dikmemiz gerekir.” George Eliot
Hakan Bey, bir ilçede ilkokul müdürüydü. Öğretimin yanında, eğitimin de yeterince amacına ulaşabilmesi için okullarında, “iyi davranışlar gösterme” projesi başlatmıştı. Öğretmenler Kurulu’nda konuyu etraflıca aktarmış, öğrencilerin güzel örnekler göstermesi hususunda teşvik edilmelerini istemişti.
Örneğin öğrenci, “kendi isteğiyle yerden kâğıtları alarak çöp kutusuna atmışsa”, “kantinde sırasını, çok zaruri ihtiyacı olan arkadaşına vermişse”, “iki “küs arkadaşını barıştırmışsa” vb. güzel davranışlardan birini yapmışsa okuldaki başarılı öğrencilerle birlikte bu öğrenciler de ailesi ile birlikte tebrik edilerek ödüllendirilecekti.
Bu amaçla sürdürülen projede; kurumdaki başarılı öğrencilerle birlikte, örnek davranış gösteren öğrenciler de tespit edilerek velileri, okula gurur çayına davet edileceklerdi.
Toplantıdan sonra her öğretmen gibi, Hande öğretmen de konuyu sınıfındaki öğrencilerine etraflıca anlattı. İyilik yapmanın, yardım etmenin, dürüstlüğün güzelliklerine örnekler verdi. Öğrenilen doğru ve güzel bilgilerin, davranışlara yansıması gerektiğini vurguladı. Zaten kendisi de her haliyle örnek bir öğretmendi. Bunu öğrencileri ve çevresi de bilirdi.
Kendisini ilgi ve sevgiyle dinleyen öğrencileri, öğretmenlerinin her sözünü yutkunarak özümsüyor, arzu ile içselleştiriyorlardı. Sınıf başkanı Müge, parmak kaldırarak: “öğretmenim yani sizin gibi olmalıyız değil mi? Diye tebessümle sordu.
Hande öğretmenin hoşuna gitmişti bu soru ve iltifat, gülerek Müge’nin saçını okşadı: ”Hepiniz benim örnek öğrencilerimsiniz, sizinle gurur duyuyorum” dedi.
Öğrenciler sevinçle birbirlerine baktılar, gözlerinin içi gülüyordu. Kendilerine güvenilmek ve değer verilmek, ne güzel bir duyguydu. Bu yaklaşım mutlu etmişti her birini.
Fakat Cemil adlı öğrenci, bu konuşmalardan utanmış ve sıkılmıştı. Çünkü öğretmeninin dediği gibi bir öğrenci değildi. Bazen eşya, kalem vb. çaldığı, yalan söylediği oluyordu. O yüzden huzursuzdu.
Az sonra zil çaldı, bütün öğrenciler dışarı çıktılar. Fakat Cemil çıkmadı, öğretmeninin anlattıkları kendisini hayli etkilemişti, başını sıranın üzerine koyarak düşüncelere daldı. Defteri dolduran Hande öğretmen, derslikten çıkacakken bu durumu fark etti.
Cemil’in yanına gitti. Başını şefkatle okşayarak, “bir şeyin mi var Cemilim” diye tatlı bir ses tonuyla sordu. Cemil bu müşfik elin altında ezilir gibi olmuştu. Başını kaldırdığında gözlerinden yaşlar akıyordu:
“Özür dilerim öğretmenim, size layık bir öğrenci değilim, ne olur beni affedin” diye hıçkırmaya başladı.
Hande öğretmen şaşırmıştı, “dur bakalım ne oldu sana böyle birden bire” diyerek ellerinden tuttu. Cemil’in konuşacak takati kalmamıştı. Mahcubiyetten dolayı hıçkırıklara boğuldu birden. Hande öğretmenin yüreği burkuldu, şefkatle yanına oturdu. Çantasından çıkardığı peçeteyi uzattı:
“Hadi gözlerini kurula, şöyle rahat nefes alarak arkana yaslan bakayım” dedi. Cemil denileni bitkin bir şekilde uyguladı. Birkaç dakika konuşmadan beklediler.
Sonra Hande öğretmen güven veren bir sesle, “istersen derdini bana anlatabilirsin” diye sordu. Cemil açılmazsa rahatlayamayacağını biliyordu. Yutkunarak konuşmaya başladı:
“Öğretmenim az önce bizlere güvendiğinizi, gurur duyduğunuzu söylediniz. Oysa ben sizin bildiğiniz gibi biri değilim. Bu güne kadar hırsızlık yaptım, yalan söyledim, kavga ettim. Bu yüzden mahcubum, sizi hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm. Ne olur beni affedin” diye titrek bir sesle sözlerini tamamladı.
Hande öğretmen, bu samimi duyguların ve inci tanesi döken duru bakışların kendisini yakıp erittiğini hissetti. Bir çocuk masumiyetinin en nadide örneği karşısındaydı.
Hande öğretmen, böylesine duru ve temiz bir yüreğin nesini affedebilirdi ki. Fakat belli ki hoyrat rüzgârlar bu körpecik yüreği kirletmek için bir nebze hırpalamışlardı.
Zaman zaman Cemil’in kuşkulu tavırlarını izlemişti. Fakat bu kadarını beklemiyordu doğrusu. Duydukları karşısında büyük üzüntü yaşadı. Bir çocuk kalbini, kirlenmişliklerden kurtaramamış olmanın sorumluluğu gözlerini yaşattı ister istemez.
Yine de Cemil’in bu pişmanlığı, hırçın dalgalardan kaçan bir kayığın müşfik bir limana sığınması gibi kendisini mutlu etmişti.
“Herkes hata yapabilir Cemilim, görüyorum ki pişman olmuşsun. Ne kadar güzel bir gelişme. Bundan sonra bu hatalarını tekrarlamaz, örnek davranışlar gösterirsin. Ben de çok mutlu olurum, sen de huzura kavuşursun” dedi. “Seni koruyamadığımız için esas bizler suçluyuz” diye düşünmekten de edemedi.
Cemil ümitle: “Öğretmenim, o zaman beni affedebilir misiniz?” Diye atıldı. Hande öğretmen tebessümle, “sana kızmadım ki affedeyim. Hem bu itirafınla, dürüstlük gösterip beni çok sevindirdin. Daha güzel davranışlarınla daha çok sevineceğim” dedi.
Cemil çok rahatlamıştı, “çok teşekkür ederim öğretmenim, sizi çok seviyorum, artık iyi bir öğrenci olacağıma söz veriyorum” diye adeta ant içti.
Ders giriş zili çalmış, öğrenciler birer ikişer dersliğe girmeye başlamıştı. Hande öğretmen Cemil’e, ”haydi sen de lav obaya giderek elini yüzünü yıka gel. Olanlar aramızda kalacak” diyerek gülen gözlerle güven verdi. İkisi arasında olup bitenleri kimse görmemiş, tanık olmamıştı.
Bu olaydan sonra Cemil daha rahat ve mutlu gözükmeye başlamıştı. Hande öğretmen derste ve teneffüslerde bunu fark edebiliyordu. Bu yüzden endişesi kalmamıştı.
Aradan bir iki hafta geçmişti. Cemil teneffüste koşarak Hande öğretmenin yanına geldi. Elinde bir cüzdan vardı, “öğretmenim bunu yerde buldum, size getirdim” dedi. Hande öğretmen uzatılan cüzdanı aldı, fermuarını açtı, içi para doluydu. Tekrar kapadı. Cüzdan kendisininmiş gibi sevinmişti.
Cemil’e dönerek, “içini açtım mı?” Diye sordu. Cemil, “Hayır öğretmenim bulunca size getirdim” deyince, “içinde ne olduğunu biliyor musun” diye tekrar sordu. Cemil, “hayır öğretmenim, merak etmedim” diye cevap verdi.
Bu cevap çok hoşuna gitmişti Hande öğretmenin. Cemil’e içtenlikle teşekkür ederek saçlarını okşadı. ”Beni mahcup etmedin Cemil, güvenimi boşa çıkarmadın. Seninle gerçekten gurur duyuyorum” diyerek sevgisini gösterdi.
Sonra da cüzdanı okul müdürü Hakan Beye götürdü. Cemil adlı öğrencisinin bularak kendisine getirdiğini söyledi. Hakan Bey cüzdanı tebessümle alarak yokladı, içinde bir miktar para ve bazı kredi kartları vardı.
“Öğretmenlerimizden birisine ait herhalde” dedi. Sonra da Hande öğretmene teşekkür ederek, “birkaç gün sonra başarılı öğrencilere ödül töreni yapacağız, daha önce açıkladığımız gibi örnek davranış gösteren öğrencilerle velilerini de çağıracağız. Bu cüzdanı bulan öğrencinizle velisini de davet edelim” dedi.
Hande öğretmen mutlu olmuştu, teşekkür ederek odadan çıktı.
Bahsedilen tören tarihi belli olmuştu. Öğretmenler, başarılı öğrencileri not durumlarına göre tespit ettiler. Örnek davranış olarak da, içi para dolu cüzdanı bulan Cemil’i seçtiler.
Törenden bir gün önce, okul müdürü Hakan Bey, cüzdanı bulan öğrenci Cemil’i odasına çağırdı:
“Yarın babanla beraber okula gel. Okulda tören yapılacak. Çay ikramında bulunacağız ve senin bu örnek davranışından dolayı babana belge, sana da ödül verilecek.” Dedi.
Cemil; “babam gelemez, hapiste öğretmenim” dedi.
Okul müdürü şaşırmış ve üzülmüştü. Böyle bir tesadüfü yaşadığı için içi burkulmuştu. Yine de sebebini sormadı, çünkü yarınki tören için hazırlıkların tamamlanması gerekiyordu.
“Öyleyse annen gelsin.” Diyerek sıkıca tembihledi. Cemil, “peki öğretmenim” diyerek odadan çıktı.
Ertesi gün törene yakın saatte davetliler gelmeye başladılar. Cüzdanı bulan Cemil’in annesi de gelmişti. Konuyu tam anlayamadığı için endişeliydi. Okul müdürü Hakan Beyin odasına giderek:
“Benim oğlum ne yapmış ki beni çağırdınız. Suçu nedir Müdür Bey.” Diye korkuyla sordu. Çünkü şimdiye kadar hiç iyi işler için okula çağrılmamıştı.
Okul müdürü; “oğlunuzun suçu yok. Çok güzel bir davranış göstermiş. Biz de bu davranışını takdir ettik. Onun için kendisini ve sizi ödüllendireceğiz. Bu sebeple sizi davet ettik” dedi.
Bunu duyan öğrencinin annesi hayret etmeye başladı: “Müdür bey biz cahil insanlarız. Benim oğlum iyi şeyler yapmaz. Çünkü hiç bizden güzel şeyler görmedi” dedi.
Okul müdürü şaşırmıştı: “Neden böyle konuşuyorsun hanımefendi, iyi şey yapmaz ne demek? Bak senin oğlun bir cüzdan bulmuş içi para dolu. Getirip öğretmenine vermiş. Bundan daha güzel davranış olur mu?” Diye cevap verdi.
Müdürün söylediklerini dinleyen anne; “Olamaz! Olamaz!” diye avaz avaz bağırmaya başladı.
Hakan Bey şaşırmıştı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Bir hata mı yaptım?” Diye düşünürken, bir yandan da bayanı teskin etmeye çalışarak koltuğa oturttu, kolonya döktü, su ikram etti, rahatlamasını sağladı. Sakinleştikten sonra sordu:
“Ne oldu hanımefendi yanlış bir şey mi yaptım. Sizi üzecek bir söz mü söyledim açıklar mısınız?”
Bayan bu kez ciddileşerek hayret dolu gözlerle: “Müdür Bey bu çocuğun babası hırsızlıktan hapiste yatıyor. Bizim aile olarak mesleğimiz hırsızlıktır, çalarak geçiniriz. Siz benim çocuğuma nasıl bir terbiye verdiniz ki bulduğu paraları saklayacağına, getirip size teslim etti. Bu nasıl iştir? Yemin olsun ben bulsaydım bu paraları size vermezdim.” Diye şaşkınlığını belirtti.
Hakan Bey yanlış bir şey yapmadığını anlayarak rahatlamıştı. Fakat bu sefer de hayretler içinde kalmıştı. Zili çalarak gelen hizmetliye; “Hande öğretmene rica ettiğimi söyleyin Cemil’le bir zahmet buraya gelsin” dedi.
Az sonra gelen Hande öğretmenle Cemil’e annenin anlattıklarını aktardı. Hande öğretmen duyduklarına inanamadı, çok üzülmüştü. Cemil korku ve heyecandan terlemişti, başı eğik omuzları düşüktü.
Hakan Bey Cemil’e dönerek sordu: “Annen in anlattıklarına ne diyorsun?”
Öğrenci, “annemin anlattıkları doğrudur öğretmenim” dedi.
Hakan Bey öğrenciye hitaben; “sen de hırsızlık yaptın mı?” Diye sormadan edemedi. Çocuk susarak başını önüne eğdi. Hande öğretmen, “müdür bey bu konuyu ayrıca konuşalım mümkünse” diye müdahale etti.
Bunun üzerine Cemil ve annesini yan odaya alarak az beklemelerini rica ettiler. Hande öğretmen, geçen gün Cemil ile aralarında geçen olayı müdür beye anlattı. Sonra da, “fakat ailesinin durumunu bilmiyordum, şimdi öğrendim ve çok üzüldüm” diye sözlerini tamamladı.
Hakan Bey, Hande öğretmeni dinlediğinde, Cemil’deki düzelmenin nedenini anlamıştı. Bu gelişmelerin mimarı elbette ki Hande öğretmendi. Cemil’i girdiği karanlık dehlizlerden çekip çıkarmıştı.
Şimdi ortada fevkalade güzel bir sonuç vardı ve bunun mutluluğu yaşanmalıydı. Üstelik de tören başlamak üzereydi.
Hakan Bey annesiyle Cemil’i tekrar odasına aldı. Anneye dönerek: “Çocuğunuzun bu güzel davranışından memnun olmadınız mı?” Diye sordu.
Annenin gözleri dolmuştu: “Kim memnun olmaz ki müdür bey. Siz sadece oğlumu değil bizi de kurtardınız. Böyle dürüst davranan evladın anne babası hırsızlık yapar mı artık?
“Biz hırsızlık yapmaya utanırız bundan sonra. Görüşmeye gittiğimizde babasına da anlatacağım. Oğlumuzun bize verdirdiği ödülü de göstereceğim. Yalnız benim de sizden bir ricam var. Yerine getirirseniz çok sevineceğim.” Diye minnetini ve şükranlarını dile getirdi.
Hakan Bey: “Söyleyin, derhal.” Dedi.
Bunun üzerine anne: “Verin elinizi öpeceğim.” Diye atıldı.
Hakan Bey: “Hayır bu olmaz.” Dedi. Fakat gönlünü almak ve işi tatlıya bağlamak için bir teklif getirdi:
“Oğlunuzdaki değişiklikleri sağlayan, öğretmeni Hande hanımdır. Esas eli öpülesi O’dur. Sizin yerinize oğlunuz öğretmeninin elini öpsün, bu şekilde halledelim.” Dedi.
Anne boynunu bükerek; “peki” dedi. Sonra Hande öğretmene sarılarak öptü öptü. Cemil’de Hakan beyin ve öğretmeninin elini hararetle öptü.Onlar da Cemil’i bir kez daha kutladılar.
Az sonra tören başlamıştı. Çaylar ikram edildi. Diğer başarılı öğrencilerin velileriyle birlikte, bu anneye de “onur belgesi” takdim edildi. Alırken ağlamaya başladı. Belgeyi bağrına bastı sonra da oğluna sarıldı. Birlikte hıçkırarak gözyaşı döktüler.
Okulun bütün öğretmenleri ve davetliler duygulanmıştı. Uzaktan bu manzarayı görenler “ne kadar hassas bir bayan” diyebilirlerdi. Fakat işin iç yüzünü bilenler için gerçekten de dayanılmaz bir manzaraydı. Çünkü Hakan Bey ve Hande öğretmen de ağlıyordu.
Hande öğretmen; “bir denizyıldızı daha kurtuldu” diye mırıldandı. Öğretmen olduğu için kendisi ile gurur duydu. “Benim de ödülüm bu olsun. Yetmez mi?” Diye düşünerek tebessüm etti.
Hakan Bey ise, duygular deryasına dalıp gitmişti. Sunucunun “…müdür beyi kürsüye davet ediyoruz” anonsuyla kendine geldi. Alkışlar arasında kürsüye yürürken mutluluktan uçar gibiydi…