Monarşi tekil ve ortak tanımazdı. Tekil karardı. Oysa
oligarşi tekil irade değildi. Monarşi gibi tekil söylem karşısında oligarşi biz
söylemliydi. Yani oligarşi kendisine ortaklar tanıyan karşı söylemdi.
Monarşinin tekil söylemine karşı oligarşinin biz söylemi
veya oligarşinin BİZ söylemine karşı monarşi olanın tekil söylemi açık bir çelişkiydi.
Sentez içinde bir araya getirilen her iki söylemler mecmuası kendi içinde açık
açık çelişmekle tevhitte kusur belirtiyorlardı. Tevhit BİZ demenin tekilliği
olacaktı.
Bu çelişmenin altında kalkmak gerekiyordu. Oligarşi yeni
olan zikirdi. Monarşiler ittifakı oligarşiydi. Monarşinin ben diyen dili vardı.
Oligarşinin biz diyen dili vardı. Monarşinin inanıcıları vardı. Oligarşi ise
inanıcıları oluşturulacak olan yeni mücadele tarzıydı.
Oligarşi biz demenin teklik tevhidiydi. Monarşin bey ben
derken, oligarşin güç biz diyordu. Oligarşi duruma göre değişen söylem ve anlamların
altında kalmamak için; "biz bir sözün anlamını sizlere unutturursak,
iyisini; daha güçlüsünü, benzerini, hayırlısını getirmek için o sözün lafzını
kaldırırız " derdi. Ve dahası birçok söz ile bu lafzını tekraren der oğlu
derdi.
Kolektif güç, kolektif ortak akıl, mülk söylemli zikir
ekseninde monarşin yapı ile tekil kişinin aklı ve gücü olmuştu. Kolektif
iradeyi tekil irade gibi BEN diye söyleme süreci, mutlak monarşiydi.
Buradaki ben hiçbir zaman tekil ben değildi. Kolektif gücü,
kolektif yeteneği, kolektif iradeyi, kolektif zenginlik olan MÜLK üzerindeki
kolektif çokluktu. Ben diyen mutlak
monarşinin hükmü olan süreç te; oligarşi ortaya çıkana kadar sürmüştü.
Aslında atomik yapı kendi moleküler sentezini ortaya koyan
eğimi ile organik irade bileşimli eğilimler içinde tekil irade bulmak hiç olanaklı
değildi.
Atomik sentezden sonra; sağlatan, üreten totem yapılarla,
toplumsal yapılar da ikinci bir organik ve moleküler sentezdi. Bu senteze göre
atomun dili kimyaydı. Kolektifin dili sağlatma ve üretimdi.
Sağlatan ve üreten kolektif yapı ikinci türden moleküler
yapıydı. Kişiler çekimin merkeziydi. Ve totem meslekleri de merkezin etrafında
dönen bulutsu belirsizle olan yapıydı. Farklı tür birkaç totem mesleği bir
araya gelmekle yeni bir kolektif molekülerle bağ enerjisini oluştular.
Dahası ne totem meslekli moleküler sentezli toplumsal yapı
olan kolektif yapı içinde tekil irade vardı. Ne de sistemi enfekte etmekle
kendisine tekil irade diyen zikrin kendisi kolektif dil ve kolektif güç
olmaktan kurtulmuştu. Tekil irade sapınçtı. Sömürüydü. Üreten sağlatan kolektif
sentezli ilişki içinde olmayandı.
Ancak mülk sahibi denilen sanal iradeli boşluk enerjisi,
kolektif bileşimin gücü üzerine bindirişler yapmasıyla kolektif güç; mülk
sahipliği üzerine yansır. Mülk sahipleri tekil kişilerdir. Ancak yansıyan güç
pluraldi. Bu çoklu yansıma kuvvet tekil mülk sahibi üzerinde tekil bir iradenin
hüviyetine döner!
Mülk sahipliği üzerinde tekil zikre dönüşen kolektif güç, kendi
gibi yeni ve birçok eksen merkezleri ortaya koyar. Özel mülk ne kadar özel mülk
olursa olsun inşanın geçmişinde olan inşa kuralı gereği kolektif çekim gücü
vardı Bu çekim gücü ile senkronlar oluşuyordu.
Oligarşi ile "biz" demenin söylemi; monarşilerin oligarşi
içinde kendi aralarında kendilerine ortaklar, benzerler ve denkler tanır
olmanın söylemiydi. Kolektif hükümler monarşin hükümlerle ortada kalkmıştı. Nasıl
kolektifi hükümler monarşiye göre olan hükümlerle ortadan kalkmışsa; monarşiye
göre olan hükümler de oligarşiye göre olan hükümlerle ortadan kalkacaktı (nesih
edilecekti).
Tarihin kesikli sürekli bir akışı vardı. Bu bilinç içinde
sağlama ilişkisi sürekliydi. Sağlama biçimlerinin ilki doğada sağlama; ikincisi
üreten ilişki içinde sağlama gibi türler içinde olmakla, kesikli sürekli oluyordu.
Doğada sağlama süreçleri; tekil sağlama süreçleri, koloniyle
sağlama süreçleri, grupça sağlama süreçleri, sürü içinde sağlama süreçleri,
totemi sosyal alan içinde sağlama süreçleri olmakla kesikliydi.
Avcı toplayıcı sağlama süreçleri üreten süreçle kesintiye
uğramıştı. 8 bin yıldan bu yana doğada genel sağlama kuralı olmaktan çıktı.
Böylece sağlama işi bambaşka yola evirilmekle kesikli, sürekli olmuştu
Şimdiki sağlama biçimi, üreten ilişkiler üzerinde parçalı
kesikliydi. Bu nedenle avcı toplayıcı süreçler artık genel sağlama içinde
olmaktan çıkmıştı. Örneğin; köleci monarşin sağlama biçimi oligarşin feodal
köleci sağlama biçimi oluyordu. Burjuva hareketiyle, kapitalist hareketle
devreden çıkıyordu.
Yine üreten ilişkiler burjuva tarzı para adamlığı üzerinde
parçalı bir üretim sel sağlama biçimi olurken kapitalist liberal tarzlar bu
sürecin diğer bir kesikli durumlar olma kompartımanlarıydı.
Ve parçalı sağlama ilişkileri kolektivist sağlama biçimleri
olukla tarihi akış içinde kesikli sürekli sağlatma ilişkisi oluyordu. Burada
sürekli olan durumun biçim tarzı ne olursa olsun, bir sağlama süreklisinin
olacağı unutulmaması gereken bir durumun gerçekliğiydi.
Öznel anlayışlar da üreten ilişkiler hafızasına paralel
olarak mutlak bir anlatım tarzıyla sürekliydi. İşte bu zikirle anlayış
köleciliği ve mülk ilişkisini sürekli sayıyordu. Yaklaşık beş bin yıldır da
sürekliydi.
İşte bu akışlara ilişkin söylem ve anlamlar mutlaktı
söylemlerle sürekli, ama monarşin, oligarşin feodalite, kapitalizm gibi parçalı
durumlarıyla tekil çoğul iradelerin güncel akışına yol veren güncel akışını
dizginleyen söylemeler kutsaması oluyorlardı.
Biraz daha geniş söylersek köleci mutlak oluş ve öznel
mantık; monarşi, oligarşi, panteon süreçleri, panteizm, politeizm, monoteizm,
juristokrasi (yargıçlar yönetimli oligarşi), teokrasi, nepotizim (akraba
kayırmacılığı), klientalizm (himayecilik) gibi günün anlam ve önemine binaen
söylemlerle kesikli ve belirgin durumlardı.
Her biri bir köleci monarşin hikâye olup; diğer monarşi ve
oligarşin birliğe karşı birer direncin hikâye anlatımı olan El, “İbrahim’i,
Yakup’u, İshak’ı da an (zikret)” diyordu. Bu E İl’in diliydi.
Kölelerin kendileri İbrahim gibi ve diğerleri gibi mülk
sahibi olmadıkları halde, iman körlüğü içinde kölelerin dili başkalarının hikâyelerini
kendi hikâyeleri gibi anlatıp yaşamalarıydı!
“Ey El ilahım. Bizi doğru yola ilet. Babamız İbrahim’in,
Yakup’un, İshak gibi Salihlerin; kendisine mülk verilen mutlu kişilerin yoluna
ilet”. Diyen teslimiyetçi, itaati, mülke
biat eden, tevekkül eden dil olmakla aczin iman diliydi. Biz dili ilk kes
kolektif olma süreci ile kolektif gücü ortaya konan sözcüktü.
Ancak köleci alan içinde “biz” sözcüğü mülklü, mülksüz, dua
eden; dua edilen gibi sınıfları ve sınıflılığı belirten bir dildi. “ O
dilemedikçe olmaz. Siz dileyemezsiniz” söylemi “Biz dilemedikçe olmaz. Sizler
dileyemezsiniz” söylemiyle eşleşen ve zıtlaşan bir söylem olmakla
sınıfsallıktı. Biz söylemi dileyen ve dilenen ile dilenci sınıfları
tanımlıyordu.
“Siz dileyemezsiniz” diyen söylevci önce tekildi. Sonra tekil
söylevci oligarşi içinde çoğul durumlu sentez ile egemence olan BİZDİ. “Siz
dileyemezsiniz” iradesinin köleler içindeki etki alan çevrimi “biz köleler,
mülksüzler, aciz zavallılar dileyemez, irade edemez” demekti.