En çok yasak madde içen üç beş şehirden 2. Si İstanbul 3. Sü Adana’mı? Ahlaken de çürümemiz Osmanlıda mı başladı? Yoksa suçlu bu rejim mi?
Biz bu hale nasıl geldik? Tek şiirden sorulara cevapları bulalım mı?
Altın saçlarını sıkıca tarar,
Sonra iki örgü yana bırakır;
Ayağında pembe dallı mor şalvar,
Taze gelin gibi süzülür Çakır...
Beyaz ellerine kına yaraşır,
Mavi gözleriyle bir içim sudur.
Efeler onu el üstünde taşır;
Köyün bir tanecik orospusudur.
Çakır'sız olamaz hiç bir eğlence
Herkesingönlünü kaplar çünkü sis...
Bazan mal olsa da iki üç gence,
Yine Çakır'ını ister her meclis...
Geniş meydanlarda yakılır çıra,
Çakır nazlı nazlı dokunur 'def'e...
Süt gibi rakıyı sunar Çakır'a
Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe...
gitgide açılır sırma cepkenler;
Kıllı göğüslerinden süzülür rakı.
Bazan birisinin bağrına girer,
Elma soymak için alınan çakı...
Çakır yılan gibi döner, kıvrılır
-Sırma saçlarında fildişi tarak-
Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır,
O döner elini şıkırdatarak...
Yalnız bazı kere taze gelinler,
'Bize kocamızı ver! ...diye inler...
O zaman Çakır'ın gözü doludur...
O zaman gözünün önüne gelen
Cepheden şehitlik alıp yükselen
İncecik bıyıklı bir yavukludur... Sabahattin Ali
İstiklal savaşında bir yanda kahramanlık destanları yazılırken, düşmanla ticaret yapan birçok hainimiz vardı. Mandacıların kızları İngiliz subaylarını balolarda bekliyordu. Köylerdeki şehitlerin eşleri de bu haldeydi.
Bu şiir1927’de yayımlanmış Osmanlı yıkılalı daha birkaç yıl olmuştu. Şehit eşi yosmalığa efeler de ayyaşlığa bir gece de mi başladı. Şiir içinde canlanan bu miras nereden geldi?
Ankara’nın vekilleri, siyah smokinler ile balolarda eğlenirken; eşkıyalar ve eşraflar bu vaziyet içindeydi. Lakin açlık kıtlık ve hastalık 20 milyon ahaliyi yedi milyon azaltmıştı.
Bir tarafı sevdirirken, bir gerçeğin yarısını saklayanı bulalım mı?
“Fikri Hür vicdanı Hür İrfanı Hür “nesil yaratacak sistem, ülkeyi satan bakanı, soysuzu ifşa edeni asıp kesip kovuyor mu? Yoksa milyar çalan baş üstü taç, yazan kabre bile muhtaç olmaya devam etti mi? “Balı tut parmakla yala gerisini bırak bana “ yolunda azimliyiz?
Yapılanlarla söylenen birbirine uyuyor mu?
Bugün bir 'tarafı' değil, 'hakikati' konuşalım
Fatih’in kardeşlerini kestirip attığı gibi her devrim ilk önce kendi evladını boğar atar. Gaddar Kronos’tan beri böyle devam edegeldi.
Nuri Killigil ,H. Edip, Mehmet Akif, Topal Osman, Kılıç Ali ilk boğulan evlatlardı. 150’lilikler kovulmuş, tenkitte ısrar edenin kafaları ezilmişti. Oysa cumhura peygamber diyen hemen mebus oluyordu.
Sizce hangisi gerçektir? Alkışlanan nutuklar mı, susturulan evlatlar mı?
Falih Rıfkı; Sodom ve Gomore, Nur Baba; Refik Halit’in Şeftali Bahçeleri, Boz Eşek, Sarıbal öyküleri de Çakır’daki anlatılan manzarayı anlatmıştır ama bu ahlaki enkazları Atatürk’ mü yaratmıştı?
Çakır’daki bu manzara üç dört yılda oluşmadı? Osmanlı da bu devriden daha ak kaşık değildi. Afyon, esrar ile şarap Osmanlıda da yaygındı. Ocaklarda dergâhlarda afyon ne kadar tütmüşse Cumhuriyet’e taşınan koku da oradan geldi
Osmanlıda bunlar vardı diyen vatan haini mi? Asr-ı saadet zanneden bu afyonla uyumuşsa saf gerçeği öğrenmeden bu rüyadan uyanır mı?
Enderun veya medrese, afyon dumanları ile hamam kültürüne dair pek çok kuytu üretmişti Osmanlı'da her Müslüman muteber saf ve temizdi diyenler hep yalancıydı? Odalık, cariye, civelek taburu, defter-i hizan, kayarto, çengi, köçek, kadeh, piyale, gedu, sağar, saki, pir-i mugan, mugbeçe, şehlevend, hamam oğlanı, efyun, daru-yu huşber Bunların anlamı nedir bize kimse söylemedi.
Hiç kimse Şehrengizler, Haririri’in “Makalat “ı, Mercimek Ahmed’in Kâbusname’si, Reşad Ekrem Koçu'nun 'İstanbul Ansiklopedisi, Abdülaziz Bey'in 'Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri', içki ve eğlence yerlerinden alınan vergilerin dökümünü aktaran Osmanlı Defter-i Hizanları, ECevdet Paşa’nın Maruzatı ne yazıyor anlattı mı?
Kusursuz önder doğdu mu, uçan bir şeyh olmuş mudur?
Şeyhini uçuran ile önderini putlaştıran aynı akıl yoksunudur. Oysaki rejimler, inançlar, ağızlar değişmiş ama ego, zaaf ve kudrete tapınma değişmemiştir.
Kutsal zannedilen düzen hayallerden uyandıran kalemleri kırıyorsa toplum uyanışta değil hülyaların içindedir.
Kutsallaştırılan Rejimler, Gizlenen Hakikatler"
Velhasıl Osmanlıdan gelen ortam, "Efeler” ile "Çakırlar" o günah ve çürümenin köye düşen kokusuydu. Şehit eşini yosmaya, saf köylüyü ayyaşlara çeviren süreç böyleydi.
S. Ali, Çakır şiirini yazdığında henüz 20 yaşında ve sosyalist bile değildi. Nihal Atsız’ın dostuydu Ziya Gökalp’i ise Türkçülüğün Peygamberi olarak kabul etmişti.
Refik Halit’ de her gün rakıyla sızan ama hiç iş görmeyen ayyaş memurları Şeftali Bahçeleri’yle köylüden merkep aşıran kadı ve o boz eşeği bu dönemde anlatmıştı. “Sarı Bal “ a hiç girmeden.. Dünkü “Boz Eşek” ler bugün kaç milyon edermiş mi ki?
Gerçek Milliyetçilik vs. Sahte Hamaset ve
Bu eserler yasaklanmış, yazarları kovalanmış, sistemleri yönetenler kutsal adam olmuşlardı. Kusurları saklayanlar, milliyetçi muhafazakâr; çürümeyi anlatanlar vatan haini sayıldı.
İster saray ister meclis ister şeyhin postu olsun, tüm kutsallar: güç, iktidar, çıkar hesabına göre devranını döndürmüştür.
Sonuç
Oysaki bütün sistemler “balı tut parmağı yala ama çoğu tutturana “mantığıyla çalışmıştır. Her devirde layık değil iş birlikçi aranınca İdealist olan herkes sistem dışında kalmıştır.
Cennet; yaltakçı, amir, önderin ayağına doğru uçmuş; dışta kalanlara ise ahrette nasip olmuştur.
Hangimiz Refik Halit’in Şeftali Bahçeleri’nde sızan memur içindeyiz? Yoksa şeyhi uçacak zanneden saftirikten biri miyiz?
“Dünyada en çok yasak madde içen ikinci şehir İstanbul, üçüncüsü Adana değilse bile ne ecdad sıfır hatasız ne de rejim kusursuzdur.
Tek gerçek bu ülkeyi asırlarca uyutan yalanlar ile 'Çakır'ların göz yaşıdır.
Biz bu hale nasıl geldik? Bu sorun nasıl çözülür?
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!