Sabahattin Ali, başının dağ, saçının kar, mezarının ıssız dağlar olacaktır bilmiş miydi? Dağ başında katledilen, mezar yeri de olmayan yazar kehanet mi etmiş, vasiyet mi bırakmıştı.

Sezen Aksu’nun sesinden hepimizin bildiği Dağlar şiiri ona aittir bu şiir 1934 te yayımlanan ilk kitabının da adıdır.

Bir gün kadrim bilinirse,

İsmim ağza alınırsa,

Yerim soran bulunursa,

Benim meskenim dağlardır. Dağlar!

 

 Atatürk, İnönü’yle adalet ile ters düşmüş. Konya ve Sinop cezaevinde defalarca girip çıkmış, Aziz Nesin’le kurduğu Marko Paşa dergileri beş on kere kapatılmış, uzun sürecek bir hapis kapısına dayanmıştı. 1948’de pasaport alamayınca Bulgaristan’a kaçmanın çaresini aramıştı. Hanesine sığındığı dostu Mehmet Ali Cimcoz’un MAH ajanı olduğunu düşünüyor, sınırı geçirecek Ali Ertekin de MAH ajanı olduğunu sanmıyordu.

Istıranca Dağları, Meriç’in kıyısında ortadan kaybolmuştu.  

Üç beş ay sonra sarp ve ormanlık alanda ona ait denilen bir ceset bulunmuştu.

Nasıl katledildiği açıkça anlaşılmadı. Ali Ertekin milli duygular ile kafasına sopayla vurarak öldürdüm demiş, kimisi de karakolda işkence gördü demişti.

Sabahattin Ali’nin mezarı dağlar olmuş, meskeni dağlar kalmıştı.

Sizce kaçarken mi öldü…

Yazarın eserleri de hayli zaman susturuldu? Ancak artık konuşuyor, zihinlerde dolaşıyor.

Sizce onun ölümü hâlâ neden tartışılır? Öldürülmüş olsa bile eserleri yaşıyor mu?

 

“Bu bir cinayet miydi… yoksa derin bir mesaj mı?”