Hiç düşündünüz mü, şairler hayaldeki sevgili mi , yoksa yoldaki canan ile mi vuslatı tercih ederler?"

Acaba, gerçekteki yârin ile hayalinde süslediğin, canan aynı renkte midir? Aşığın ya da dervişin canında ateşler yakan halvetten söz edelim mi? Halveti aşık maşuk buluşması yahut derviş çilesi diye düşünen yanılır. ´

Kavuşmak, aşk büyüsünü bozar mı, düşündünüz mü? Dervişlerin kast ettiği tenhada vuslat hayali, aşığın da yâri ile kurduğu vuslat hayali; yaren ile bir mecliste yapılan sohbetin adı halvet değil ise nedir?  

Şairlerin, yarenlerin, cananların halvetleri ne imiş anlatalım mı? Dervişlerin halvetleri sonraki bir yazının konusu olsun

Halvetin kısa tarifi, canan ile bir tenhada buluşmuş olmak demektir.   Fuzûlî gibi şairler dünyevî aşk imiş gibi tasavvufi aşkı işler. Aşığın, cananı için, kapı kapı dolanması, aşk uğruna dayak yiyip, mahalleden kovulması, mutasavvıf çilesini beşerî aşık haline benzetmesi olmaktadır. Fakat her şair, halveti metafizik aşk değildir.

Aşığın sevgili ile buluşması bir halvettir. Lakin, bizim şairimiz sevgiliyle buluşamaz. Canlı cananla buluşmak çoğu kez büyüyü bozar. Şairin güzel halveti tıpkı derviş gibi gidip bir tenhaya çekilerek, cananı hayal etmektir. Şaire, hülya halveti reel kavuşmaktan makbul; cananın yüzü, saçını gerçekten daha muhteşem hayal etmek kıymetlidir. Hülyası kurulan halvet, gerçek ile uyuşamaz. Şairin umduğu canan, gerçekte bambaşka çıkar. Hülyada yontulan canan; tavrı, edası ve ruhu; reeldeki sevgilinin ahvaline denk düşemez.

Şairin canı fedaya razı olduğu halveti işte bu türden vuslattır.  Hülyada renklenen halvet, randevuda renk soldurur.  Bu yüzden canan hayali, canlı canan ile halvet gerçeğinden çok güzeldir. Hiçbir vuslatın gerçeği hayalinden hoş olamaz.

Bu nedenler ile şair kavuşmayı ötelerken düşsel bir vuslat hayali kurmaya daha düşkündür?" Buluşmak büyü bozunca hülya daha makbul olur.  

Kadı Burhaneddin’in dediği gibi, yârin işvesi nazı olsa da;” çeşmi câdû gamzesi gammâz” cellat gibi olmamalı, tahammül eden aşığın “yâre erişmek işi az  “ da olsa mümkün olabilmelidir. Üstelik yâr vefasızdır hep de “ağyarla dem-sâzdır.” Böyle olunca Necati Bey gibi “günde bin kez ölmektense” hayal kurgulamak yeğdir. Düşlerdeki sevgililer işveli nazlı olsa da şairin kurduğu hülya modelinde olacaktır.

Nedim gibi birkaç şair dışındaki şairimiz reel buluşmalar değil düşlerdeki kavuşmanın konusuna değinmiştir. Pek çok şairin Halveti hep hayalde yaşanmıştır. Halvet hayali olunca, canan da hayali olur. O yüzden sevgili, nokta dudaklı, serviden de daha uzun, elif harfinden incedir. Dudağı noktadan küçük, saçı kement, kaşı hançer, gamzesi mezar gibidir.  Cinsiyeti de belirsiz, beşeri sıfatlardan da soyunmuş güzellik şahına döner.

Peki bu kadar abartılı hayalin dünyevi gerçeği nedir?

Gerçek hayattaki yârin peşinde çok rakip vardır. Aşığa hiç yüz vermeyen cananın aşığı çoktur. Gerçek bir cananı olan vuslata da eremezken, vefasızlık, kıskançlık ve ihanetten mustariptir. Canan kayıtsız ve gaddar; iten, kakan, kovalayan, azarlayan ve öldüren vefasızın birisidir. Üstelik de sevgilinin kapısı eşiğinde yatan it, köpek yerine konan rakipler de bekleşirler.

İşittim ki rakip ölmüş habîbin ömrü çoğ olsun

Kapıdan bir seg ( ( it)  eksilmiş anı sanman ki ziyanlıdır. Necati Bey

 

Bu nedenle hayaldeki kavuşma çok daha huzur verici, reeldeki halvet ise aşık için çok çiledir.  

 

Dost veya canan ile de muhabbete halvet denir. Lakin bu sohbetler dahi aşık için bir ezâdır. Dostlar veya cananı da aşığa hiç yüz vermemiş, ağyar ile konuşmuştur.

Velhasıl beşerî halvet, gerçek bir sahne değilken, hülyada bir ihtimal ve hasretin en güzelidir.  Dervişlerin dergâhında bulunan hücrede halvet... O bambaşka hikâyedir.  O tür halveti sonraki bir sefere bırakırken Hayali Bey’in mısrasıyla son verelim. “Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın” Öyle bir halvet olsun ki  sevgili yanında iken canınız bile duymasın.