Bu Eser 01.12.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir
Savaşçının Günlüğü, ( Şahamettin Kuzucular)
CARESİZ KALAN KOMUTAN
Savaşçının Günlüğü, ( Şahamettin Kuzucular)
CARESİZ KALAN KOMUTAN
Düşman etrafı sardı. Dost sandığım birlikler yardıma gelmeyecekler. Erzak birkaç günlük kaldı. Cephane bitmek üzere. Yaralı ve hasta olanlar sağlamlardan daha fazla. Düşman çok kalabalık, biz sayıca çok az kaldık. Ve düşman ilerliyor. Ölmek ve zaferden başka seçenek kalmadı bize.
Komutan zaferden önce günlüğe şunu yazmıştı. " En büyük zafer için başka bir sebep kalmadı. En büyük zafer için tarihe bu fırsat çıkmaz."
Bu vecize o günlüğe ne de güzel yakışır:
" Timsahın dişlerinden korkan dalgıç derinlerdeki inciye ulaşamaz" Sadi Şirazi.
BÜYÜK DENEYİM
" Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek,o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes, seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamıyacak güçlükler yığacaktır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf , vasıtasız, hiç telakki ederek; kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra da sana büyüksün derlerse; bunu diyenlere de bir gülüp geçeceksin." M. Kemal Atatürk.
Şu halde büyük olmanın tarifi şu olmalıdır. " Toplum, dahileri önce ezmeye kalkar, eğer başaramazsa, önünde diz çökecektir."
ÇALDIRAN SAVAŞI VE YAVUZ SELİM'İN NUTKU
İran ordusunu aramaktan yorulan Osmanlı ordusu, sonunda isyan edip, tarihin en gaddar hükümdarlarından biri olan Yavuz Sultan Selim'in çadırını taşlamaya bile cesaret edebilmişti. Ordu, dönmek istiyordu. Düşmanı bulup yenmekte kararlı olan Yavuz Selim, çadırından çıkarak askere şöyle dedi:
“Henüz kastettiğimiz yerlere varamadık, düşmanı göremedik, bu yoldan dönmek yoktur, bunu düşünmek dahi hayal bile edilemez. Teessüf ederim ki, Şah’ın emrindekiler ona can verdikleri halde; biz, şerîat-ı Ahmediye’ye muhalif olanları yola getirmek için bu serhatlere kadar gelmişken, bir takım gayretsizler, bizi yollarımızdan geri çevirmek ister. Biz ki bu yolumuzdan katiyen dönmeyeceğiz. Gelenlerle birlikte mahşere dek gideriz. Kalbi zayıf olanlar, ehlü ıyâllerini ( zevki, sefayı ve kadınlarıyla eğlenmeyi ) düşünen o korkaklar ve bu yol zahmetini bahane edinenler, dönerse dîn-i mübîn yolundan dönecekler. Bahane, 'düşman yok' ise, düşman daha ileridedir. Erseniz benimle gelin. YA YOKSA, İLLAKİ TEK GİDERİM ! "
İran'ı bertaraf eden işte bu cesaretti !
YAVUZ SULTAN SELİM.
İSPANYA''NIN FETHİ ( Gemileri Yakmak)
Cebeli Tarık Boğaz'ından İspanya topraklarına çıkarma yapan Tarık Bin Ziyad, ordusu karaya ulaşınca gemileri yaktırmıştı. Artık seçenek tekti ve orduya şöyle dedi :
"Görüyorsunuz ki, arkamızda deniz, önümüzde Endülüs var. Geri dönüş kalmamıştır. Endülüs'ü fetihten başka çare de yoktur. Eğer kısa zamanda hedefe varamazsak, karşıya cesaret verip, telef olmuş oluruz. Bunun için her şartta,her savaşı kazanmak zorundayız. Biliyorum, ölümden korkmazsınız; fakat hedefimiz ölmek değil, İspanya'yı fethetmektir..." Tarık Bin Ziyat
Elbetteki endülüs bu azimle alınmıştı.
BÜYÜK İSKENDER'İN TESPİTİ
"Fethettiğim ülkeler,yok ettiğim ordular, esir aldığım hükümdarlar, kazandığım savaşlar ve atrafımdakilerin bana olan davranışlarına baktığım zaman kendimi bir Tanrı zannediyorum. Sınırsız gücüm ve zengiliğim gözleri kamaştırır. Hanlar emrime amade, ölsün dersem herkes ölür. Ama insan olduğumu, ama tanrı olmadığımı oturakta anlıyorum.( O zamanlar tuvalet yerine oturak kulllanılırdı) " Montaıgne ( Denemeler)
Hislerinin aksine İskender gençken öldü. Dünya'yı yenen hünkarı Azrail hemen yendi.
Osmanlı padışahlarının cuma namazlarında ahaliden şu sözleri duymaları âdetti " Mağrur olma padışahım, senden büyük Allah vardır! "
PİRUS ZAFERİ :
Düşmanlarının son kalıntılarını da imha ederek karargahına dönen komutan Pirus, savaş sonuçlarına dair zaiyat raporlarını ister. Fakat kazanılan zaferin bedeli de çok büyüktür. Bu raporlara göre bir avuç asker sağ kalmış, dostları, kardeşleri, kuzenleri,silah arkadaşları, pek çok sevdiği insan bu savaşta ölmüştü. Ve Pirus, savaş meydanını dolaşıp, dostlarının, askerlerin ve düşmanlarının cesedini bir süre gözledikten sonra diz çökerek, şöyle bir dua etti:
- Tanrım , bana bir daha böyle, bir zafer nasip etme!
HANİBAL'IN İRADESİ
Kartaca'dan bakınca Roma, Afrika'nın karşısında, Akdeniz'in diğer kıyısındaydı. Roma'yı fethetmekte kararlı olan Hanibal'ı, Roma'ya götürecek bilinen bir yol yoktu.
Birinci yol: Libya, Cezayir ve Fas'ı katedip Cebeli Tarık Bogazından gemilerle İspanya'ya geçecek, oradan Pireneleri aşıp, İtalya ve Roma'ya varacaktı.
Haritanın bilinmediği vakitte hiç gidilmemiş bu yol, uzayda gezmek gibi akıl almaz bir düştü.
İkinci yol: Akdeniz'i aşarak italya'ya çıkacaktı. Bu yol kısaydı ama aylarca kara savaşı yapmak zorunda kalacak olan büyüklükte bir orduya ve yetecek, erzak ve mühimmata ve bunları Akdenizden İtalya'ya aşıracak tekniğe ihtiyaç vardı.Üstelik ağır zırhlı Roma birliklerini ancak filleriyle destekli birlikler aşabilecekti.
Bu güzergahı bilen o çağdaki gemiler çok çok elli askeri, ya taşır ya taşımazdı.
Bu yollardan orduyla Avrupa'ya taşınmak hiç denenmiş olamazdı. Onca ordu ve erzak, mühimmat gitmeliydi. Savaş süresinden öte aylar süren yolculuk ve besin derdi vardı. Bunca yük Afrika'dan, Avrupa'ya varmalıydı.
İlk çağda Filleri, onca askeri, mühimmat ve erzakı nakledecek bir teknoloji de yoktu. Ordan Roma'ya varan orduya tek yol yoktu. Üstelik rakibi Roma, Dünya tarihinin o güne dek bilinen en güçlü devletiydi.
Hanibal, tarihe geçen sözünü karar öncesi söyledi.
- YA BİR YOL BULMALIYIZ YA BİR YOL YAPMALIYIZ ?
En uzun yolu aşmak Hasturapal'a düştü.Kardeşi Hasturupal, Kartacadan İspanya'ya , İspanya'dan Roma'ya geçecek Hanibal güneyinde o ise kuzeyinden Roma'ya gelecekti. Binlerce km uzak bu ayrı iki kolda ilerleyen ordular o çağın şartlarında nasıl haberleştiler?
Kısa ama akla ziyan, o en zor seceneği Hanibal üstlenmişti. Dev sallar inşa edip, Akdeniz'i durgun göl gibi farz ederek filleri bindirdiler. Hanibal, tabiri caizse eğer ordu ve techizatı Kartaca'dan (Tunus) İtalya'ya yüzdürdü. Kimsenin yapmadığı bir şeyi daha yaptı. Denizden taşınarak, İtalya'yı güneyden katederek, her savaşta üst üste zaferler kazanarak, Roma'yı başkentine hapsetmeyi başardı.
Roma'nın düşmesine artık ramak kalmıştı . Çok az bir destek bile, çok az bir techizat bile belki de yetecekti. Hasturubal gelemedi. Roma'yı düşürmeye mecali kalmamıştı. Roma düşmedi ama ondan on kere mühim bir çok şeyi başardı. Azmin sonsuz gücüne ölümsüz örnek kaldı ve tarih Hanibal'ın önünde dize geldi.
Beğenmemek ne kolay, başarmak ne zor şeydir. Yazmak ,konuşmak basit eylemesi ne zordur. Bunları böyle yazdık, dağlar, minik tümsekler, deniz gölet kalsın diye....
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!