Bu Eser 23.01.2014 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir
Çolpan

1897 yilinda Türkistan'ın Fergana
vilayetine bağlı olan Andican kentinde dogdu. Gerçek adı Abdülhamit
Süleyman'dır. Çolpan (Tan Yıldızı) onun takma adıdır.
Çolpan Cedit
doneminin en önemli şairidir. Hem medresede hem Rus okullannda öğrenim görmüş;
Arapça, Farsça, Rusça ve Ingilizce öğrenmiştir. Mevlana, Sadi, Hafız, Hayyam,
Nevayî, Fuzülî gibi Türk ve İslam klasiklerini okumuştur. Devrin diğer
ceditçileri gibi Osmanlı, Kazan, Azerbaycan Türk edebiyatlarını yakından takip
etmiştir. Türkiye’den Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Mehmet Emin, Ziya Gökalp,
Mehmet Akif gibi şair ve yazarları yakından tanımıştır.
1917-1918 yıllarında Orenburg’da “Vakit” Gazetesi’nde çalışırken Başkurt
Millî Hükümeti’nin de sekreterlik görevini de yürüttü. Bu yıllarda daha bir
olgunlaştı. Sovyetler’de egemen millet Ruslar’ın vaat ettiği sözde “hürriyet”in
hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ilk sezenlerden oldu.
Çolpan, yaklaşmakta olan felaketi çok iyi sezmişti.
Orenburg’da duramadı. Ülkesine döndü. Yapacağı çok şey vardı… Adı: ÇOLPAN’dı! Ve
Çolpan yol, yön göstermiyor muydu? O halde, milletin içine girmeli; halka yol
göstermeliydi… Öyle de yaptı!
Halka vurulan çelik prangaları şiirin
yıldırımlarıyla parçalamak için yazdı.
Halkı gibi düşünüyor; şiirini halkın seveceği tarzda
yazıyordu. Bıkmadan, usanmadan çalışıyordu. Şiirin dışında hikâyeler, oyunlar
kaleme alıyordu. Halkını bilgilendirmek için, Hintli Şair Rabindramanth
Tagore’un Puşkin’in şiirlerini, Gorki’nin Ana’sını, Shakspeare’in Hamlet’ini
Özbek Türkçesine çeviriyordu…
Millî Hükümeti’nin de sekreterlik görevini de yürüttü. Bu yıllarda daha bir
olgunlaştı. Sovyetler’de egemen millet Ruslar’ın vaat ettiği sözde “hürriyet”in
hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini ilk sezenlerden oldu.
Orenburg’da duramadı. Ülkesine döndü. Yapacağı çok şey vardı… Adı: ÇOLPAN’dı! Ve
Çolpan yol, yön göstermiyor muydu? O halde, milletin içine girmeli; halka yol
göstermeliydi… Öyle de yaptı!
yıldırımlarıyla parçalamak için yazdı.
yazıyordu. Bıkmadan, usanmadan çalışıyordu. Şiirin dışında hikâyeler, oyunlar
kaleme alıyordu. Halkını bilgilendirmek için, Hintli Şair Rabindramanth
Tagore’un Puşkin’in şiirlerini, Gorki’nin Ana’sını, Shakspeare’in Hamlet’ini
Özbek Türkçesine çeviriyordu…
1917-1920 yılları arasında ilk
önemli eserlerini veren Çolpan, 1920-1926 yılları arasında ise Oyganış (Taşkent
1922), Bulaklar (Taşkent 1924) ve Tan Sırları (Taşkent 1926) adlı eserlerini
yayınlamıştır. Bu eserlerinde yer alan toplam 119 şiir millî sembolizmin eşsiz
örnekleridir. Çolpan, millî meseleler yanında sosyal buhranları da
işlemiştir.
Kazak Türkü Magcan Cumabay gibi Türk
İstiklâl Savaşı’nı gönülden destekleyen ve bu amaçla şiirler yazan bir Türk
evlâdı da Abdülhamid Süleyman Çolpan’dır.
Çolpan’ın gençlik yılları Rusya’daki
çalkantıların zirveye yükseldiği bir zamana rastlar. I. Bolşevik ihtilâlinde
daha çocuk yaşta olan Çolpan; 1917 komünist ayaklanmasına ve bu sırada ortaya
çıkan bolşevizm taraftarlarıyla, tam bağımsızlık yanlılarının mücadelesine tanık
oldu. İlk ciddî çalışmaları da komünizmden sonra gerçekleşti. Eserlerinde Türk
insanının duygularına ve durumuna tercümanlık yaptı. Tehditlere ve baskılara
boyun eğmeden en iyisi için uğraştı.
1920’li yıllarda Türkiye Türklerinin
emperyalizme karşı verdiği savaşı da yakından takip eden Abdulhamid Çolpan, Türk
milliyetçilerinin iyi tanıdığı “Tufan” adlı şiirinde;
“Ey İnönü, ey Sakarya,
ey istiklâl erleri,
Yürü mazlumlar tufanının öç alguçı selleri”,
diyerek
Türkiye Türklerinin yanında olduğunu açıkça dile getirmiştir.
Bu şiiri ile diğer milliyetçi yazı ve
sözlerinden dolayı birçok kez yargılanarak, hapsolundu.
O yine bir şiirinde
Türkistan’ın üzerine nasıl bir kâbusun çöktüğünü;
“Gözel Türkistan senge ne
boldı?
Sebep vakıtsız, küllerin soldu”,
diye anlatıyordu.
Kullandığı dil sade, şiir tekniği özgündü. Çolpan’ı herkes zevkle okuyordu.
Baskıcı rejimin temsilcileri bile Çolpan’ın sanat gücüne hayran kalıyorlardı. Ne
var ki, Çolpan bir rejim şairi değildi! Aksine o, halkını şiirin güçlü
kanatlarına bindiriyor, özgür göklerde dolaştırıyordu. Sovyet rejiminin
propaganda masalları karşısında o, katı, saf gerçeklere işaret ediyordu.
Çolpan rejim için tehlikeliydi!
Halkın sevgilisi Çolpan’ı susturmanın yollarını aradılar… Önce “rejimin
sözcüsü bir şair” yapmak için çok gayret gösterdiler. Yapılan her öneriyi
Özbekeli’nin bu kahraman evlâdı, elinin tersiyle itti.
Aydınlar Çolpan konusunda ikiye ayrıldılar. Rejime sadık aydınlar “Çolpan
susturulmalı” diyorlardı! Rejime sadık görünenler ise: “Hayır, Çolpan halkını
seven bir şair. Bizleri onun politik düşünceleri değil, onun sanatı
ilgilendirir” diyorlardı.
1926 ve 1927 yılı bu tartışmalarla geçti…
Çolpan’ın sanatına hayran olan ve daha sonra aynı çileleri çeken şairlerden
Aybek, 1927 yılında, şöyle diyordu:
“Biz edebiyat dehâsı Çolpan’ın seviyoruz. Biz Çolpan’dan onun, bugünkü zaman
edebiyatının taleplerine hizmet etmediği için vazgeçebilecek miyiz? Fikrimce biz
buna muktedir değiliz. Biz, Rus yoldaşlarımıza bakarsak, onların Puşkin’i
sevdiğini görürüz. Puşkin’in eserlerini her bir Rus komünisti, komsomolu ve
aydını okuyor. Onun Rus edebiyatında şerefli bir yeri vardır. Puşkin proleter
şairi değildi. Aksine feodal ve aristokrat şairi idi. Onunda gâyeleri zamanımız
isteklerine uymuyor. Bu öyle olmasına rağmen ne sebepten onu hepsi seviyor?
Çünkü Puşkin güzel eserler yaratmış. Biz de Çolpan’dan ellerimizi çekmeyeceğiz.
Çolpan bizim edebiyatımıza yeni şekil getirdi. Genç nesil onun şiir san’atını,
açık dilini, çekici uslûbunu seviyor… Çolpan’ın ideolojisini değil, belki onun
yarattığı şairce ifâdelerini okuyor, bu sebepten hiç kimse ondan
vazgeçmeyecektir”
Çolpan’ ı sevenlerin bu içten düşünceleri, Rus kontrollü Sovyet rejiminin
Çolpan’a düşman olmasına sebep oldu. Sonunda o da, alçak Stalin’in 1930’lu
yıllardaki terörüyle yüzyüze geldi. Şiirleri yüzünden sekiz defa
tutuklandı. Sekiz defa hapsedildi. Hapishanede de yazdı.
Hapisten her çıkışında kutlu ülküsüne kaldığı yerden devam etti.
Karar: kesin ve açıktı: Çolpan rejim için bir
tehlikeydi…
Baskıcı rejimin temsilcileri bile Çolpan’ın sanat gücüne hayran kalıyorlardı. Ne
var ki, Çolpan bir rejim şairi değildi! Aksine o, halkını şiirin güçlü
kanatlarına bindiriyor, özgür göklerde dolaştırıyordu. Sovyet rejiminin
propaganda masalları karşısında o, katı, saf gerçeklere işaret ediyordu.
sözcüsü bir şair” yapmak için çok gayret gösterdiler. Yapılan her öneriyi
Özbekeli’nin bu kahraman evlâdı, elinin tersiyle itti.
susturulmalı” diyorlardı! Rejime sadık görünenler ise: “Hayır, Çolpan halkını
seven bir şair. Bizleri onun politik düşünceleri değil, onun sanatı
ilgilendirir” diyorlardı.
Aybek, 1927 yılında, şöyle diyordu:
edebiyatının taleplerine hizmet etmediği için vazgeçebilecek miyiz? Fikrimce biz
buna muktedir değiliz. Biz, Rus yoldaşlarımıza bakarsak, onların Puşkin’i
sevdiğini görürüz. Puşkin’in eserlerini her bir Rus komünisti, komsomolu ve
aydını okuyor. Onun Rus edebiyatında şerefli bir yeri vardır. Puşkin proleter
şairi değildi. Aksine feodal ve aristokrat şairi idi. Onunda gâyeleri zamanımız
isteklerine uymuyor. Bu öyle olmasına rağmen ne sebepten onu hepsi seviyor?
Çünkü Puşkin güzel eserler yaratmış. Biz de Çolpan’dan ellerimizi çekmeyeceğiz.
Çolpan bizim edebiyatımıza yeni şekil getirdi. Genç nesil onun şiir san’atını,
açık dilini, çekici uslûbunu seviyor… Çolpan’ın ideolojisini değil, belki onun
yarattığı şairce ifâdelerini okuyor, bu sebepten hiç kimse ondan
vazgeçmeyecektir”
Çolpan’a düşman olmasına sebep oldu. Sonunda o da, alçak Stalin’in 1930’lu
yıllardaki terörüyle yüzyüze geldi. Şiirleri yüzünden sekiz defa
tutuklandı. Sekiz defa hapsedildi. Hapishanede de yazdı.
Hapisten her çıkışında kutlu ülküsüne kaldığı yerden devam etti.
tehlikeydi…
Stalin devrinde 1937'de,
Taşkent'te yapılan bir yazarlar toplantısında, 'eserlerinde, ideolojik açıdan
komünizm dışı meselelerle uğraştığı için, davaya ihanet ettiğini söyleyerek
suçunu itiraf etmesini' istediler. Çolpan ""Siz beni üç gün içinde islah
edemezsiniz"" diye cevap verdi. Bu olaydan sonra, halk düşmanı ve milliyetçi
olmakla suçlanıp tutuklandı ve 'Aydınları Temizleme' hareketleri esnasında 4
Ekim 1938'de kurşuna dizildi. Cesedi yok edildi... O, milletini ve şerefini her
şeyin üzerinde tutarak, bir kahraman gibi öldü.
Şehit edilişinden 19 yıl sonra; 1957
yılında Çolpan’ın medeni hukuk yönünden suçsuz olduğu kabul edildi. Ancak
eserlerinin basılmasına izin verilmedi.
Duygulu,
atak, zeki bir özgürlük şairiydi... Eserlerinde bağımsızlık, kadın hakları,
eğitim gibi çeşitli konulara yer vermiştir. Toplumunu aydınlatmak için, dünya
edebiyatlarından Özbekçeye çeviriler de yapmıştır. Eserleri:
Şiir: Uyanış, Bulaklar, Tan Sırları, Koşuklarım. Tiyatro: Halil Felenk, Zaman Hatunu, Uzun Kulaklı Baba,
Yarkın Ay, Müthiş Yumruk, Goar'ın İsyanı... Roman:
Gece ve Gündüz. Çeviri : Hamlet, Seyahat
Eden Kız.
Özellikle şiirleri
bağımsızlığın ve yurt sevgisinin birer timsali gibi görülmüş, Güzel Fergana,
Kisen (Zincir), Kozgalış (Ayaklanma) adlı eserleri bestelenmiş ve dilden dile
dolaşmıştır.
GÜZEL
TÜRKİSTAN
GÜZEL
TÜRKİSTAN SANA NE OLDU
SEHER ÇAĞINDA GÜLLERİN SOLDU
ÇEMENLER BERBAD,
KUŞLARDA FERYAD
HEPSİ BİR MAHZUN OLMAZ MI DİLŞAD.
BİLMEM NİÇİN KUŞLAR
ÖTMEZ BAHÇELERİNDE
BİRLİĞİMİZİN SARSILMAZ DAĞI
ÜMİDİMİZİN SÖNMEZ
ÇERAĞI
BİRLEŞ EY HALKIM GELMİŞTİR ÇAĞI
BEZENSİN ŞİMDİ TÜRKİSTAN
BAĞI
UYAN HALKIM BİTSİN ARTIK BUNCA ZULÜMLER
BAYRAĞINI AL KALBİN
UYANSIN
KULLUK, ESARETİN HERŞEYİ YANSIN
KUR YENİ DEVLET DÜŞMANLAR
ÜRKSÜN
YÜCE TÜRKİSTAN GÖKLERE DEĞSİN
YAYIL YEŞER ÖZ VATANIN GÜL
BAĞLARINDA
TUFAN
(Anadolu Kışlağının Muzaffer
Ordularına)
Ey İnönü, ey Sakarya, ey İstiklâl Erleri
Milli
Misak alıngança toktalmasdan ilgeri!
Ey İnönü, ey Sakarya, ey İstiklâl Erleri,
Misak-ı
Millî’ye kadar durmadan ileri.)
Bilemez kim, cennet kebi
tupragınız yavlarnın
Gödeklerni yastaguçı ayakları atsıda!
Bilemez kim,
tavuşınız, haksız çıkan dâvlarnın
İnsâfsızça şavkınlarnın, hurûşlarnın
pestide!
( Bilmezler ki,
cennet gibi toprağınız düşmanın
Bebekleri bile çiğneyen ayakları
altında!
Bilmezler ki, sesiniz; haksız işgalcilerin,
İnsafsızca şamata ve
saldırıları altında!)
Bilemez
kim, “medeniyet beşigi”nde olturgan
Cellâdlarnın bütün tema’ ve hırsları
sizlerde;
Bilemez kim, âzâldık dep şavkın kılgan, bakırgan
Börilernin aç
közleri altun tola yeryerde.
(Bilmezler ki,
“medeniyet beşiği”nde oturan
Cellâtların bütün açgözleri ve hırsları
sizlerde;
Bilmezler ki, hürriyet diyerek gürültü koparan,
Kurtların aç
gözleri altın dolu yerlerde.)
Bilemez kim, ular sizni yaşamakka
koymaylar,
Bilemez kim kanınızı tamçı tamçı içerler,
Bilemez Kim, ular
sire yuvaş halkını sevmeyler,
Bilemez kim, tuprak üçün insanlıkdan
keçeler.
(Bilmezler ki, onlar
sizi yaşamaya koymazlar,
Bilmezler ki, kanınızı damla damla
içerler.
Bilmezler ki, onlar sakin halkı hiç sevmezler,
Bilmezler ki,
toprak için insanlıktan geçerler.)
Bilemez kim, siz yoksullar son çakda,
Şunday yaman
düşmânlarnın kolıda,
Mengü esir, mengü tutkun bolışnı
İstemesden kolga
yarağ aldınız.
(Bilmezler ki, siz
yoksullar son anda,
Böyle zalim düşmanların elinde,
Sonsuza kadar tutsak
ve köle olmamak için
İstemeyerek elinize silah aldınız.)
Ey İnönü, ey
Sakarya, ey İstiklal erleri,
TÜRKİSTAN
TÜRKİSTAN SANA NE OLDU
SEHER ÇAĞINDA GÜLLERİN SOLDU
ÇEMENLER BERBAD,
KUŞLARDA FERYAD
HEPSİ BİR MAHZUN OLMAZ MI DİLŞAD.
BİLMEM NİÇİN KUŞLAR
ÖTMEZ BAHÇELERİNDE
BİRLİĞİMİZİN SARSILMAZ DAĞI
ÜMİDİMİZİN SÖNMEZ
ÇERAĞI
BİRLEŞ EY HALKIM GELMİŞTİR ÇAĞI
BEZENSİN ŞİMDİ TÜRKİSTAN
BAĞI
UYAN HALKIM BİTSİN ARTIK BUNCA ZULÜMLER
BAYRAĞINI AL KALBİN
UYANSIN
KULLUK, ESARETİN HERŞEYİ YANSIN
KUR YENİ DEVLET DÜŞMANLAR
ÜRKSÜN
YÜCE TÜRKİSTAN GÖKLERE DEĞSİN
YAYIL YEŞER ÖZ VATANIN GÜL
BAĞLARINDA
Yürü mazlum
tufanının öç alguçı selleri...
?
GÜZEL
Karanlık gecede göğe göz dikerek,
En
parlak yıldızdan seni soruyorum.
O yıldız utanıp boynunu bükerek,
Diyor
ki:”Ben onu düşümde görüyorum,
Düşümde görüyorum, o kadar güzel,
Bizden de
güzeldir, aydan da güzel!”
Gözümü
çeviriyorum ay çıkan yakaya,
Başlıyorum aydan da seni sormaya.
O da diyor
ki:”Bir kırmızı yanağa
Rastladım düşümde, gömülmüş aklara.
Aklara
gömüldüğünde o kadar güzel,
Benden de güzeldir, günden de
güzel!
Sonra sabah rüzgarı saçlarını
savurarak,
Yanımdan geçtiğinde sorup görüyorum.
Diyor ki:”Bir kez görüp,
yolumdan çıkarak,
Dağ ve taşlar içre dileyerek yürüyorum!
Bir kez gördüm
ben onu, o kadar güzel,
Aydan da güzeldir, günden de güzel!
O gidince gün doğar ışıklar
saçarak,
Ondan da soruyorum senin hakkında,
O da utancından gizlenip
kaçarak,
Demektedir:” Bir kez gördüm düşte değil, hakikatte,
Ben hakikatte
gördüğümde o kadar güzel,
Aydan da güzeldir, günden de
güzel!
Ben yoksul ne olmuş ki onu
sevmişim?!
Onun için yanmışım, yanıp yakılmışım.
Başımı zor işe salmış,
yıkılmışım.
Ben sevip… ben sevip de kimi sevmişim?
Benim aşık olduğum
sevgili o kadar güzel,
Aydan da güzeldir, günden de
güzel!”
Abdülhamid
Süleyman ÇOLPAN
Çolpan, bütün Türk dünyasının ışıklı
yıldızıdır. Ölümünden sonra şiirleri dilden dile, gönülden gönüle aktarıldı. O
büyük şair, rejimin sözde hürriyetlerinden Türk budunlarının hiçbir zaman
yararlanmadığı bir şiirinde şöyle anlatıyordu:
” Külgen başkalardır, yığlayan
menmen
Oynagan
başkalardır, inlegen menmen
Erk
erteklerini eşitgen başka
Kulluk
koşugunu tinlegen menmen”
Çolpan, o
karanlık rejimde parlayan Türk yıldızıydı... Aziz hatırasıyla da Türklüğün
sonsuza kadar parlayacak tan yıldızıdır!
Ruhu şad,
mekanı cennet olsun...
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!