‘’Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım…’’(Alıntı)
Bir yanılgı idim, aşkın
Dibine vurduğum gecenin ve yalnızlığın
Muhtırasıydı yazdıklarım
Elem tohumları serptiğim bazı bazı
Sesinle avunduğum şiir akşamları
İçimin tenhalığında saklıydın
Saklı olduğun kadar sırnaşık bir hüzündün
Sevdalandığım muhakkak
Çitilediğim düşlerim rengi soluk bazen parlak
En güzeli gözlerine her b/aktığımda
Siyah incisi rüyalarımın
Kezzap döküp yaktığım martavalların
Serkeş varlığı.
Sözcüklerdi düşkünlüğüm aşka
Aşktı hırpalayan baştan aşağı
Varlığım ne keramet ne hazan
Yokluğun dipsiz kuyuların sessiz ç/ağrısı adeta.
Hüznün bekçisiydi şiirlerim
Toprak yerine imgeleri saksıya yerleştirdiğim
Sabah oldu mu açardın gözlerini
Yanımda olmasan da çağırırdı şiirlerin ismimi
Ç/ağladığım kadardım belki azıcık fazla
Yük müydüm de sana varlığımsa bir c/eza
Haşmetliydin bazen hezeyan yüklü
Sancılıydı tepkisizliğin
Ne olduydu da yüreğin bana küstü?
Hüznümdü aşkın b/eşiğinde salınan
Kör noktası mı ömrün de karaçalı misali
Koyulduğum yollarda her renk sendin
Her duamda saklı yine sen
Sensizliğin bile senden bir parça
Yorgun ruhumun külhanbeyi mizacı nasıl da revaçta
Öyle ya, sevgili
Ömrümden ömür gitse ne ki?
Öykündüğüm hali hazırda öldüremediğim kimliğim
Koynumda şiirler beslediğim
O bitimsiz ağrı belki de çaresizliğin melodisi
Tek duyan bendim duyuransa şiirlerim
Kör bir kurşuna heba ettim yürekteki ziyneti.
Havsalamda saklı kayıklar
Küreğin biri sen biri öznem
Özlemin seyri nasıl da değişti
Hasretin algıları elbet ayrılığın v/edası
Aşka tabiydi üstelik her çaresizlik
Çare bildiğim sadece yazmak
Yazgımda saklı olsa da bu sevginin felaketi.
Şairin dediği o içimdeki mevsim
Mademki ayrılık da sevdaya dair
Biz zaten ayrıydık şiirler de olmasa
Kapıştığımız imgeler ve rüzgâr
Sürüklendiğime biat yazdıran fırtına…