Daha yeni, soğumamıştı henüz teni,
Çürümesini beklerken zaman, ağlıyordu sevda kurbanı,
Ağlardı, teni soğur, bağırırdı,
Çığlıklar inletirdi de dünyayı,
İnsanlar taze uyumuşlardı.
Kalabalık bir sokaktan kalkarken cesedi,
İnsanlar "nasılsın" dememeye inatlaşmıştı.
Bu ceset tek bir sarılmaya muhtaçtı,
Ve, bilirsiniz hikayeyi: Kimse sarılmadı.
Bir adam vardı bir zamanlar,
Hoşlanırdı saçlarıyla oynanmasını,
Mektuplar da gizli öpücükleri vardı,
Öptüğü yanaklarında güller açardı,
O konuşurken tüm dünya susardı,
Gözlerin içinden kalbine giden bir yolda,
Uzun ırmaklar vardı, çikolata kaplı.
O kirpiklerini sayarken, aylar yıl ederdi.
Mektuplarda azaldı öpücük sayısı,
O dudaklara da değimişti el kadını.
Güller soldu, toprak, çamur oldu ilkbaharda,
Kulakları alışamadı kalabalığın gürültsüne,
Irmaklar kurudu, gözleri göremedi gözlerini,
Kirpikleri de yirmi taneymiş, bir dakikasını aldı sayması,
Her şeyini bildiği adam da olmuştu yabancı,
Giderken katil son numarasını da yaptı,
Yine öpmüştü, ama bu sefer onun yanaklarım değildi,
Yıllardır dağın ardından çıkmaya çalışan ırmak gibi,
Çıkmıştı gözlerinden gözyaşları,
Böyle vurulmuştu işte sevda kurbanı.