‘’Cesaretim bir süredir gözaltında
Tehlikeli sayılmam artık.
Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum
Onu orada
Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
Kalbim!’’ (Alıntı)
Hüzün revaçta, muallim
Iskartaya çıkmışken bir kere insan
İnsafa geleceklerini asla sanmam.
Bir tüp geçittir içine sıkıştığım
Aydınlığın sırtımı sıvazladığı bir yaz akşamı.
Gel gör ki kökü kurumuş aşkın
Hele ki saltanatını sürdüğüm yalnızlığın
Miadı da dolmazken
Gözlerim dolsa ne ki?
Razı geleceğim elbet kaderime
Güftesini yazamadım ömrün
Bestesi olsa ne yazar şarkılar?
Turuncu bir montum vardı bir zamanlar:
Sabrımla neşemle sahip çıktığımdan da fazlaydı hayat
Sonra göze geldim
Ah etmedim ama söze geldim.
Domdom kurşunlarından melodilerdi kulağımda çığıran
Bir vakitti ki unutulduğum ilk başta
Okulun bahçesinde
Bazen da yolum düştüğünde kayalıklara
Nazarı geçtim nazik olmanın nesi kötü hem?
Sözcüklerdi hükmeden
İnsanlardan ayrı kaldığım kadar.
Cennetim içimde saklı, muallim.
Dışımdaki cehennemden kaçtığım kadarım
Rengi kaçan bir bulut gibi
Gri demek ki sinir hücrelerim
Hali hazırda yakalandığım sağanağın
Yüzü suyu hürmetine
Yeter ki çekmesin düşlerim
Ufalmasın da yüreğimdeki izdiham
Yalnız olduğum kadar kalabalık bir hüsranım
Rencide edildiğim günbegün
Gözden ırak olsam bile gönle düşkünlüğüm
Safi sözcükler ne işe yarar?
Tükettiğim boş yere ömrün arka penceresinde
Hala istiflidir hatıralarım.
Günü uyuttum az evvel, muallim
Yıl uğursuzun derlerdi de inanmazdım öncesinde
Hem uğurlu sayım on üçtür benim
Kat çıktığım kadar ömre
Hüzün kadar uzundur da dilekçem
Hala altına imzamı atmadığım bir ömrün karekökü
Yâd edilesi dünün çoktan da doldu miadı.
Sevgili muallim, bak geldim huzuruna
Geç kâğıdım geçti madem onayından hatıraların
Dişimin kovuğunda kalır bunca acı
İhbar ettiğim elbet içimde saklı
İnfaz edilmeme saniyeler kala
Bir şiir daha yazmalıyım.