Hangi coğrafyada olursa olsun, farklı kültürlerle ve yaşam tecrübeleriyle şekillenen kişiliklerin, duygu-düşünce dünyası farklı olan bireylerin, belirlenen ilkeler doğrultusunda, hayata hazırlanmaya çalışıldığı kurumlardır okullar. Farklı mimari yapıların, birbirinden çok farklı olanaklarla donatılarak, kapılarının, “canımızdan değerli” çocuklarımıza açıldığı okullarda, derslerle hayat bulur uzun bir eğitim-öğretim süreci. Bu süreç, bir nevi, uzun ve hayati öneme sahip bir yolculuktur. “Geleceğin mimarları”nı yetiştirme, iyi bir “ülke ve dünya insanı” olabilme başarısını gösterebilme bilincinin başarıyla oluşturulması yolculuğudur. Düşünebilmeyi geliştirerek, “öğrenme”yi öğreterek ve gönülleri zenginleştirerek, kendine ve hayata daha anlamlı ve derin bakabilmeye ciddi katkılar sağlayan bir yolculuk…
Her zil çaldığında, öğretmen öğrencileriyle buluşurken, öğrenciler yeni bir öğrenme süreciyle tanışırlar. Her sınıfta; ses rengi, saç rengi, bakışları, duruşu, gülüşü, tepkisi, sevgisi ve daha birçok farklı niteliklere sahip öğrencilerin gözleri öğretmenlerinin üzerindedir. Hepsinin iç dünyaları aslında bakışlarında saklıdır. Öğrenme istek ve heyecanlarını, kaygılarını, güvensizliklerini, umutsuzluklarını ve belki siz de dahil çeşitli memnuniyetsizliklerini, okuyabilmeniz mümkündür çoğu zaman gözlerinden… Bazen, kaçamak bakışları olur. Bazen, sevgisini dolu dolu hissedersiniz sizi izleyen bakışlarında. Dersiniz daha çok anlam ve güzellik kazanır. O an, “sevginin vatanı”, öğrencilerinizin sizi ilgiyle, öğrenme heyecanıyla izleyen, takip eden gözleridir. Aslında, sınıfta yaşadığınız belki zaman zaman can sıkıcı, yorucu anlarda bile, o sevgi dolu genç yüreklerin sıcaklığıyla, “taptaze bir başlangıç” yapabilirsiniz. Bir de insan sevgisi, merhamet, sabır ve öğretme heyecanı gibi, güzelliği ve etkisi tartışılmaz duygulara sahipseniz ney mutlu size! Yitip gitmesine seyirci kalmamışsanız “idealist” duyguların, mesleki mutluluğunuz olanaksız değildir o zaman. Nice öğretmen, ne zorluklar aşarak, ne yokluklar yaşayarak, güzel duruşlarını bozmadan, sevgilerini, bilgilerini öğrencilerine yansıtmışlardır. Kalemi kırık olanın kalemi, silgisi olmayanın silgisi, kısacası türlü türlü yoklukları yaşayanın varlığı, uzanan eli, dertlerinin merhemi olmuşlardır. Umutsuzlukların, yokluklar içinde yeşeren genç umutların tanığı olmuşlardır.
Ülkenin aydınlık ve mutlu yarınlarının güvencesi olan çocuklarımızın elinden tutanlar; öğrencilerinin kalplerini kazanan ve umutları yeşerten öğretmenlerdir. Öğrencilerin içten ve henüz hayatın ağır sorumluluklarıyla yorulmamış, yıpranmamış gencecik bakışlarıyla, amatör ruhlarıyla bakabilmeliyiz hayata. Derste telaşla not alırken kalem tutan ellerini, bazen dalıp giden gözlerini, hayal dünyalarındaki gezintilerini ve kimi zaman da dağınıklıklarını izler, onlardaki değişikliklere tanık oluruz. Hataları karşısındaki tutumumuz, başarılarının farkında oluşumuz onlar için önemlidir. Eğer sevebiliyorsak, sevgimizi hissetirebiliyorsak, karşılık bulur çoğu zaman sevgimiz. Bulamadığında da kırılmamalıyız, kırmamalıyız. Öğretmenlik, sabırlı olabilmeyi, hoşgörülü olabilmeyi, büyüklük gösterebilmeyi başarmaktır. Kendini yenilemeyi, eleştirebilmeyi, zorluklardan kaçmamayı, sorun çözücü olabilmeyi öğrenmek ve öğretebilmektir. Nice öğrenciler, içinde bulundukları zorlu yaşam koşullarından, yoksulluk ve yoksunluklardan aldıkları ağır darbelere rağmen, güçlü bir duyguyla hayata tutunmuşlardır. Öğretmenlerine ve çevrelerine, “her şeye rağmen okuyorum, öğreniyorum ve mücadele ediyorum” mesajını yüreklice duyuruyorlar. Bu “genç yürek”, bu “cesur yürek” biz öğretmenlerin de gelecek umuduna güç katıyor. Yazdıklarıyla, çizdikleriyle, okuyuşlarıyla umutlarımız oluyorlar… Başarılı olan öğrencilerimiz umutlarımız olurken, başaramayanlar da öğretmenliğimizi gözden geçirmemize vesile oluyor ve olmalı da. Başarıdan kendimize pay çıkarmanın mutluluğunu ve gururunu yaşarken, başarısızlıklardan da ders çıkarmayı ve onları da kazanabilmeyi öğreniyoruz ve öğrenebilmeliyiz de.
Sevgi, bilgiyle el ele verdiğinde, vicdan ve sorumluluk duygularıyla güçlendirildiğinde, her ders saati biz öğretmenler ve öğrencilerimiz için değer kazanır, güzelleşir. Onları sevmek, her şeyin başlangıcıdır. Onlara değer vermek, emek vermek, öğretmenliğimizin değerine değer katar. “İyi ve sevilen öğretmen” olmak hak edilerek kazanılır. Kalabalık sınıflar, sorunlu sınıflar, imkansızlıklarla var olmaya çalışan sınıflar; az mevcutlu sınıflar, sorunsuz sınıflar ve her türlü olanağa sahip sınıflar… Bu sınıfların öğrencilerini ayırmadan, sorunlardan kaçmadan öğretmen olabilmek… Kucaklayabilmek, sahip çıkabilmektir öğretmenlik. Ne kadar kucaklayabilmiş ve sahip çıkabilmişseniz o kadar kucaklar sizi öğrencileriniz. Onlara verdikleriniz ölçüsünde alırsınız. Dilinizden dökülen yapıcı ve anlamlı sözler, merhametli bir dokunuşunuz, sabrınız, ilgiyle dinleyişiniz, “sevginin vatanı” olan o genç bakışlardaki ışığa ışık katar. Siz aydınlattıkça aydınlanır, sevdikçe sevilirsiniz. Değer verdikçe değerlenirsiniz.
Arkamızda bıraktığımız her ders saatimiz, mezun ettiğimiz her öğrencimiz, geçmişimizde özel bir yer bulur kendine. Hayata bakışımız, onların bakışıyla zenginleşir; sevinçleri, üzüntüleri, başarıları, hayal kırıklıklarını ve çocukluğu, gençliği, onların deneyimleriyle yeniden yaşarız. Farklı hayat öykülerinin, kişiliklerin izlerini taşırız iç dünyamızda farkında olmadan. Kızdığımızda da sevebilmeyi, hoş görebilmeyi, yapıcı olabilmeyi öğretirler öğrencilerimiz. Her öğrencimizin hayat hikayesi, kişiliği, aslında yeni ufuklara yelken açmaktır. “İyi ki öğretmen olmuşum” diyebileceğiniz deneyimleri yaşatır ve heyecan uyandırır. Sabah, içten “günaydın” diyen, ders bitiminde “iyi akşamlar” diyen, her öğretmenler gününde sizi kutlayan, başardığında sevincini paylaşan, üzüntüsünü kimi zaman içinde yaşayan öğrencilerimiz, farklı dünyaların gerçek kahramanlarıdır. Onlarla güne merhaba deriz ve bir günü, bir ömrü onlarla tamamlarız.
“Sevginin vatanı” olan genç ve dinamik bakışları, taptaze umutları, coşkuları, ülkemizin, hatta dünyanın aydınlık yarınları olur. Onların, yarınlara yürürken yaşadıkları umutsuzlukları, hayal kırıklıklarını ve yokluklarını tüm öğretmenler olarak bir nebze olsun giderebiliyorsak, içtenlikle “sizi seviyor ve size güveniyoruz” diyebiliyorsak, daha güzel yarınlara hep birlikte “merhaba” diyebiliriz: “Sevginin vatanı” olan pırıl pırıl genç bakışlarla, taptaze umutlarla yarınlara merhaba!