‘’Issızlığa yürüyen yolcuların ağzından
Bir akşam duyuverdim şair olmadığımı
Şahdamarım kabardı; sonra dindi fırtına.’’(Alıntı)
İklimleri ser ayaklarıma
Müsait bir vaktimde gezinirim etraflıca
Aşkın kozasında kilitli bir şahika
Gözündeki perçemler yanarken aşk uğruna
Göğün neferi bir damlaysam ne mutlu bana
Yaratılmış en hakikatli acı
Sözcüklerin şüheda mazisi
Günün beti benzi soldu bir kere.
Göğe konuşlu pençesi yüreğin
Sakındığım gözümden
Soylu bir hüzündür takındığım
Tam takır kuru bakır mutluluk
Mazur görün beni:
Bakın, güldüremedim sizi.
Yüzüme atılan her yalnızlık ve tokat
Kükreyen şuh sözcüklerden
Sökün eden şahı duyguların
Ah, sökün eden ta içimde
Uyruğu yok işte hazanın
Kanaviçe duvağında serseri gölgenin
Peşime takılmışlığı ne ki?
Soytarı bir iklimde telaffuz edilesi
Sarkacı günün adeta kilitli bir çekmece
İçine yerleştiğim adam akıllı:
Çıkmaksa geçmez aklımın ucundan
Ah, huysuz ben ve çekilmezliğim
Nasıl da kök söktürürüm yaratılara
Hani aksi yüreğin
Hani sefasını süremediğim
Hani yaslı ömrün dik yakasında saklı hüznün
Peçesi.
Başıbozuk bir düzense hüküm veren
Yanlı yansız kimse sevdiğim
Varlığın tekmili
Yoksunluğumun serseri nüvesi
Kapıp da koyuverdiğim şu benlik söylenceler
Gözümü diktiğim yarında mı saklı yoksa cevabı bilinmezin?
Her kat izinde duyguların
Her ket vurulduğunda mutluluğun
Belli ki kolluk kuvvetidir sözcüklerim
Her yarım hikâyede
Arzı endam eden sefil Külkedisi
Kozumsa umut ve sevgi
İnancın yüzü suyu hürmetine
Bağcıkları çözülen dünün
Kiremit kırmızısı bir isyan
Aşkın aruz vezni kim bilir nerede saklı bir kelam?