Böylece El, kişilerin kolektif bağını
kolektif güçten ve kolektif koruyuculuk içinde çözüp atmıştı. Kolektif güç El ‘deydi.
El de zaten mülkün sahibiyim demekle güç bende diyordu. El sahibinizim diyordu.
Sizi koruyup gözeten, sizi yetiştirip, size rızk verip, sizi terbiye etmekle,
sizi esirgemekle rab olanım diyordu.
El sizi kimden koruyordu? Bilinmezdi.
Siz üretmezseniz açlıkta ve kıtlıkta yine ölüyordunuz. El gözetse de gözetmese
de ceylan, aslanlara ağ (yem) oluyordu. Ürettiğiniz zaman da sizi koruyup
gözeten bir güç zaten ortaya çıkıyordu. Yani sizi koruyup gözeten El değil,
kolektif emek gücünüzdü.
El ‘in koruması olsa olsa kendi
sahiplik hıncının kendi tamahkâr hışmından sizi koruyor olmalıydı. Yarın yine
üretecek durumla çalışacak olmanız El ‘in öfkesini frenliyordu. El bu fireni
size, merhamet etme diye yutturuyordu.
Daha olmadı mı El bir gözdağı verip,
gözdağını sürekli kılacakmış, hissiniz karşısında da El gözdağına karşı sizden
söz alıp merhamet gösterme illüzyonuna bu türden türlü türlü durumlarla
merhametine ve korumasına devam ediyordu! Hep oyundu.
Ki köleleri yarın yeniden çalıştırıp
üretim yaptıracaktı. El bu hileyi gözlerden saklayıp, yarın yeniden çalıştırıp,
yarın yeniden üretim yaptırmanın tuzağı içindeki pozlarla zaten merhametli
olmak zorundaydı.
Üreten bir kolektif gücünüz olmasaydı
ne sizin sahibiniz vardı. Ne sizi koruyup gözeten vardı. Ne size merhamet eden
vardı. El; “Ben bir tek kişinin ikincisiyim”, dese de ona yardım edenim dese de
aslanın ağzında çırpınan tekil kişi karşısında El fır diye kayıp oluyordu.
Kesikli sürekli tüketim varsa; kesikli
sürekli üretim de vardı. El tüketmesine ve şatafat içinde olmasına karşın,
yeniden ve yeniden üretim yaptıracağı; emeği sömürü kılacağı nedenle El sizi de
koruyup gözetmek zorundaydı.
Ayrıca El ‘in esirgediği, koruduğu
rızk verdiği bir şey de yoktu. Yıldırım zorunlu düşüyordu. Yıldırım bir yere
düşerken zorunlu olarak ta diğer bir yere de haliyle düşmüyordu. Sizde zorunlu
olarak yıldım düşen yerde de, yıldırım düşmeyen yerde de zorunlu olarak
bulunmak taydınız.
Bu nedenle düşen yıldırım tekrarları
bir gün sizin bu yerlerin birinde olmanızla kafanıza zorunlu düşüyordu. El
sahipliği nedenle kolektif güçten yoksunluğu demek kişinin yalnız kalmasıydı.
Bu kişinin mülk sahibi karşısında, mülk sahibi iradesine karşı yalnız
bırakılmasıydı.
Bu kolektif gücü El ‘e verip, El
mülkün sahibidir demenin illüzyonu karşısındaki kişi kolektif emeği ve dolaysıyla
kendi emeğini mülk sahibidir dediği kişiye terk eden kişimizin tutumu kişimizi;
kendisine ve toplumuna yabancılaşmaydı.
Bu yabancılaşma karşısında sahibinin
sesi kişiye diyordu ki; “yeryüzünü dolaş (ki tüm yeryüzü sahipliydi). Senin
rızkını yeryüzüne saçtım. Mülk sahibinin, mülkü içinde çalışman karşılığında
senin de bir payın vardır” diyordu.