Bu yüzden kuantum söylem özdeği
dolaylı söylemektir. Kuantum özdek mutlaka ve behemehâl tersi durumla
varoluştur. Zıtla söylemdir. Dolaylı kuantum özdek zıddı anlamladır. Kuantum
özdek dolaylı yapılan deneyledir.
Kuantum özdek dolaylı gözlem oluşla
yaklaşık olarak anlamak zorundayız. Bu nedenle enerji akar. Enerji durgundur.
Enerji dalgalıdır. Enerji parçacıktır. Enerji plazmadır. Bunların hiç biri de
tek başına kuantum denen eylemle oluşu vermezler.
Demek ki zıtlık duygusu kabaca üssü
durumlu oluşun içinde kavranır. Bütünlük ya da sentez, kesikli durumla (belirli
durumla) yalıtımlı alan içindeki girişmenin tarzıdır. Her bileşim kendi denge
durum içinde zıt simetrisini verir.
Tekil durum diye andığımız süreç
simetri bir süreçti. Şimdilik bildiğimiz dört temel güç kırılan simetri etkimeleri
nedenle birçok dalga parçacık, sıcak soğuk, elektrik renk vs. dediğimiz enerji
durumlara dönüşen veya dönüştüren etkiydi.
Bir tanımlayanı olmadıkça tanımlanamayan,
ancak tanımlananına göre zıtlığın tanımı yapılır. Zıtlık olan çelişki simetri
kırılmasından kaynaklıydı. Zıtlık simetriye göre eksiğini veren imaj boşluktan
ileri geliyordu.
Azcık ta simetriden bahsedeyim.
Evrensel hareket, bigbeng dediğimiz simetrik noktanın kırılmasından doğan bir
hareketti. Simetrik durum; şimdilik bildiğimiz dört temel kuvvetin bileşimi
olmakla "sahte bir en az enerji durumlu boşluğun enerjisiydi. Burada sahte
boşluk enerjisini anlatmayacağım.
Şunu söyleyeyim. Bütün her şey bu dört
kuvvet bileşimini veren simetrinin kırılmasıyla ortaya çıkmıştı. Bizler kuantum
sonrası düzlem içinde sınırlı sonlu var oluş olmakla bütün bu her şeyi duyum
yapamıyorduk. Özellikle de atom altı dünyayı. Duyumunu yapamadığımız özdek sel
belirmelerin beraberinde belirsiz bir durumun baskı ve basıncı vardı. İmaj
(sanal) yansıması vardı.
Duyu dışı dediğimiz hislerin kaynağı da
bu belirsiz durumlarla olan özdek sel yansımalardı. Duyum eksikliğimizi
tamamlayanlar ve bizdeki duyu dışı algılar da bizim kendimizden ve
bilincimizden bağımsız var oluşlardı.
Böyle olmakla nesnel dünyada aşağıya
göre zıt durumla yukarı olanı vardı. Büyük olana göre küçük olanı vardı.
Zıtlıklar sıcak olana göre soğuk olanı; parça olana göre dalga olanın algısını
veriyordu. Aslında böyle bir şey yoktu.
Sosyal yapılar ve toplumsal yapılar
ÖZNE NESNEL yapılardı. Özne nesnel yapılar sayesinde duymadığımızı duyuyoruz,
görmediğimizi görüyoruz. Gidemediğimiz yere gidiyoruz.
Özne nesnel yapı ile bizim aramızdaki
aracı olan bilim teknik ve teknolojiydi. Özne nesnel imajdan kuantum imajları
ortaya koyuyorduk. Yaşam da böyle bir güzellikti. Yaşam şimdilik dördüncü tür
yalıtım bileşimiydi. Atomik bileşimle macerasına başlamıştı.
Atomik bileşenler moleküllerdi. Bir
kısım moleküler sentezler klorofil gibi organik organ eller ile giderek hücresel
organikler içinde hücre denen bir düzey bir düzlem olukla oluştu.
Bunlar birden bire, düzenlerle ortaya
çıkmıyordu. Zıt durumlu anomalileriyle birlikte ortaya konuyordu. Ortamın oyuk
alanı bu oluşmalar içinde anomali (aykırılık) olandan da, anomali olmayandan da
seçme ayıklama yaparak seçilen oluşumun varlığını destekliyordu. Buna çevrenin
alan etkisi diyorduk.
Süreç çok uzun evrelerin gel git
yapmasıyla inşa oluyordu. İnşa; en az dış dünya ilişkisi içindeki bu kendi
üzerine kendi etkimeli organizasyon eşliğinde; çevre etkisiyle, kendini sınırlı
sonlu düzenli kılıyordu.
Yalıtımın içi adım adım oluşan
girişmeler bağıntılı ben bilinci doğrultusundaydı. Hücre yalıtım içinde kendisini
tek tip işlevle, özelleşen bir durumla kendisini ortaya koyuyordu. Her hayat
sal olayı yapabilen hücre; yalıtım içinde özelleşip kolektif çalışmayla salt
soluma organı entegresine, salt sindirme entegresine, salt beyin entegresine
vs. dönüşüyordu.
Hücreler bileşimli organik sentez;
organ, doku ve sinirlerle organizmayı ve organizmanın imajı olan ben bilincini
ortaya koydu. Her bileşim, bir öncesi bileşimlerle; yeni bir ufuk, yeni bir
olanaktı.
Çevrim alanı içindeki ben, yalıtımın
eksen bilinci ve eksen merkeziydi. Ben
kendisini merkeze alıp her şeyi kendisine göre kurguluyordu. Kendine özgü tasarım
ve simülasyonlar ortaya koyuyordu. Bu da benin bencilliği olmakla korunan
yasaydı.
Bencillik dışta kendisi gibilerle
benzerlik ilişkisi nedenle bir girişme ortaya koyuyordu. Benzerlik ilişkisi
çekme veya itme olabilirdi. Ortam olumlu
da olan olumsuz da olan benzerlik ilişkisini duruma göre yeğlemekle akışlı
oluyordu.
Kişi de, en az enerji harcanmasını
güden durumla; akışa göre olan ilişkiyi,
akışla eşleten yansıma bağı doğrultusunda oluyordu. Bu da dıştan ortaklaşan,
sosyal olucu, kolektif ilişkiydi.
Sağlatan sosyal ilişki üreten
ilişkiyle toplumsal ilişkiyi ve toplumsal zekâyı ortaya koyacaktı. Şimdi biz
toplumsal ilişkili toplumsal zekâ entegresiydik.
Şimdiki öznelliğimiz kolektif ve
toplumsal zekâdan ileri geliyordu. Nesnelliğimiz de üreten ilişkilerden, üretim
nesnelerinden ve kendimizden ileri geliyordu
İşte toplum dediğimiz özne nesnel yapı
ile kişi bencilliğin arasındaki bilim teknik ve teknoloji gibi aracı durumlar
da ancak ve ancak kolektif unsurlu özne nesnel yapının ortaya koyabildiği bir enstrümandı.
Şu halde boşluk sizin anladığınız gibi
içinde hiç yok olan bir boşluk değildi. Böyle bir boşluk yok. Boşluk; olan
şeyin olmayanıyla, olmayan şeyin de olanıyla doluydu.
Boşluğun için en düşük potansiyel
seviyesiyle, enerji doldurur. En düşük enerji seviyesiyle boşluk vardır. Sahte
boşluk enerjisi, bileşen kuvvetlerden kaynaklı enerjilerin simetri durumuyla;
bileşik kuvvetlerin içindeki sahte bir BOŞLUĞUN enerjisidir.