Totem Kültten Dini Külte 2
Bayram Kaya · 03.12.2013
· Makale
Bu Eser 03.12.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir
Artık grup ve birey sorumlulukları, ahde vefa edip etmeme gibi
konular en önemli konulardan olup sorgulanıyor
hesaba çekiliyordu. Ahde vefasızlıklar kimi kez ittifakta atılmakla, ittifak ta
sürülmekle biten bir müeyyideydi.. Bu sürecin sosyal dildeki anlatımı iblisin
ittifaka baş kaldırması şeklindeydi. Ki bu şu demek. İttifak bir kalü bela
olayı ile ittifakın insanını yaratmıştı. İttifakın insanları bu olayda söz
birliği etmiştiler. Bu büyük antla (yeminle-ahitle) üyeler, kalubelaya tanıklık
edip, şahitlikerine sadık kalacaklarına dair kavilleşmişlerdi. Kalu bela
ittifakı anttı (yemindi).
Aradan geçen bir süre zarfından sonra şimdi bir totem grup,
bu antlaşmaya (kalü belaya) itiraz ediyordu. Bu itirazın yaptırımına göre,
iblis ittifaktan mühletli kovulacaktı. Eğer ittifak kültürlü iman şartlarına uyumsuz
olan bu grup, ittifaktan sürüldükten sonra, yalın üretimlerinin kendi yalnızlıkları
içinde kalışın pişmanlığıyla, tekrar ittifakın kültür ahdine iman ederlerse; tövbeleri
kabul edilip ittifaka tekrar katılmaları da söz konusu olacaktı.
Artık ittifak içinde gruplar nüfusu kadar kişiler de efendi
köle oluşuna göre hesaba alınıp, hesabını vermenin bilinci içinde oluşla giriştirmebağları
kuruluyordu. Efendi köleye karşı, köle de, efendisine karşı sorumlu olacaktı. Köleci
zemin ilişkileri içinde efendi ve köle bir hiyerarşiye tabii kılındılar. Süreç
fay hatlarıyla doluyordu. Yöneten itifakı kurul, bu hıyerarşi içinde kurul başkanını
da, oluşturabilmişti.
Bu bağlamda, güncel anlayışa göre; yükümlersen sorumluluk
anlayışı, Sezar’a aitti. Sezar Hamur Abi gibi hem yasa koyucuydu (yasa yapıcıydı),
hem de yargıçtı. Erken dönem totem düzlemi içinde yasa yapma yoktu. Zemin
böylesi sınıfsal hukuki yarılmalara ayrılmamıştı. Çok çok özel durumlar olmadan,
söz ortaya koyma yoktu. Totemi aktarımlar, o dönemler için yaşanılıma olmaya yeterli
oluyordu.
Bu kabil ahitsen sözleşme kılınan ittifakı toplumsal evrelerin
basıncı, sosyal yaşama sembolize edilip yansıtılacaktı. Yönetenin katıksız ve
itirazsız buyurma hakkına ve yargılama hakkına, riayet edilecekti.
Bu demekti ki, ilerleyen süreç salınımları, baş yöneticinin;
yasa koyucu oluşuna ve yine yöneticilerin yargıçlığını tümel kabulle onamalarına,
ortam senkronize edilecekti. Bu senkronlanıcı totemi anlama kılıplı süreç, bu
kabil yasa koyucu güce tapmaktı. Bu kabil ritüeli olan edinimler ve saygılınışlar
süreci adım adım nesnel ve öznel kaygılarla yapılaşılan dönemlerdi.
Bu neden böyleydi? Nesnel alanlar, nesnellikten ötürü; nesnelliğin
kendi iç işleyişinden ötürü; böylesi zorunluydu. Özneldi sosyal alandaki insanların duyumuylaysa
süreç hayli çapraşıklaştırılıyordu.
Kişi insanlar, sürecin nesnel işleyişine vakıf olamamakla ve
karmaşıklaşan sürecin algı bozukluklarıyla insan; kendisine ve toplumlarına
yabancılaşacaktı. Bu kabil yabancılaşmanın edimsel öğretileri sosyal hayatın
içine sosyal yaşam felsefesi (düşüncesi) oluşla yansıyacaktı. Bu çarpıtılmaların
içinde çok kez nesnel süreçli yaşamın
gölgelerinden oluşan motifler cirit atacaktılar.
Burada şu saptamayı vurgulamadan geçmeyeceğim. Siz ittifak
olarak böylesi süreç başlanışları içinde nasıl yürürseniz yürüyün. Hangi yollardan
giderseniz gidin. Hangi zaman zemin devinmesi içinde oluşla düşünürseniz,
düşününüzdü. Sonuçta tüm bunlar size;Yüce Tanrı’yı anlamak için Yüce Tanrı’ya dolaylı
bakmanızın nesnel düşüncelerdi olan yol ve yöntemlerinin birer aracı olacaktırlar
Yani ittifakı düzen; ister özel mülkiyetçi köleci yoldan
yürüsündü, ister ortaklaşımcı yoldan yürüsündü. İster önlerine çıkan diğer
başlangıç yollarında yürüsünlerdi. Tüm bunlar Yüce Tanrı’yı anlamanın Yüce
Tanrı’ya dolaylı yoldan bakmanın düşünce aracı olacaktılar. Sadece zemin
devinimlerine göre oluşla; hitap eden, düzenleyen, dini söylemler değişecekti.
Hangi aracıyı kullanarak Yüce Tanrı’ya bakarsanız bakınız.
Bakışınıza göre, sonuçta bir Yüce Tanrı algılama ve algılatılması görecektiniz.
Ne var ki siz, Yüce Tanrı’yı anlatırken,
zemin hareketlerinize göre seslendirmek zorunda olacaktınız. Yani sizin
seslendirme duyuşunuz olan dini kurallar, köleci zaman zemin içinde; köleciliğe
göre biçimlenecekti. Yani dışınızdaki ve
içinizdeki odak osilasyonun seslenmesi, köleciliği ve kölecilik ilişkilerine dek düzenleşilmeleri
yargılayacak ve ihdas edecekti.
Eğer siz ortaklaşa yaşanmalı üreten bir zaman zemin hareketi
içinde olsaydınız, Tanrı değil, ama dini anlamalarınız, köleci çelişmeleri hiç
bilmeyecekti. Ortaklaşa olanın odak salınım seslenmesi bambaşka bir dini öztü
seslendirecekti. Yani odak noktasının salınım periyodu, ortaklaşa olan yaşamın devinme
doğrultusu olacaktı. Siz de bu odak noktasının içindeki dini anlamalar ile
olgunlaşıp biçimlenecektiniz.
Ya da yol başlanışının zaman zemin devinmesi ne ise, dinsel
ruh, onunla biçimlenecekti. Ne ortaklaşa olanı, ne köleci hukuk olanı hiç
bilmeyecektiniz. Ama Yüce Tanrı ilke olarak bundan müstağni olacaktı. Yine Yüce
Tanrı köleci olan yaşantıyı ve köleci olmayan yaşantıyı da, bunlar dışında
bambaşka aracı bakışı kılınmakla elde edilen yol ve yöntemlerin her bir yaşanılaşmalarını da
Yüce tanrı hep bilecekti.
Ama diğer aracı alanlar, sizin alanınızla girişemez
olacağından, süzülmekle, seçme ayıklamalara tabi kılınışla; alanınız içinde
olamlılığın varoluşu içinde ya paraziter olmaya ya sukuti olmaya zorlanacaktır.
Zaten bizim Yüce Tanrı anlayışımız Yüce Tanrı tümelliğini
kavrayan bir anlama olmayacakla, yaşantısal kısmiliğimiz doğrultusunda insani tikel
anlamalar olacaktırlar. Ancak bilimsel anlamalarımızdır ki, bizi olabildiğince
tümeli bir anlamaya doğru yaklaştıracaktır.
Totemi dönem, böylesi yarılmalı faz
hareketli düşünme devinim çığlamalarına neden olamamıştı. Bu nedenle kendi öznel,
nesnel oluşması adeta uykuyla uyanıklık arası dönemler oluşla, karmaşık bağıntılarla
girişemezliklerden ötürü, içimizdeki sessizliğin sindirilmesi olan dönemlerdiler
de.
Sürecek
♡
1 beğeni · 0 yorum
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!