Totemi Dil 24/C

30.06.2023

24/C

Oysa Âdem ve Hava anlatısındaki aldanma, aldatma işi hem köleci kültürün bir enstrümanıdırlar. Hem bu gibi anlatımlar totemi izolasyon “yasaklarını” köleci dildeki mülk sahibi olmanın, mülksüz olmanın yasaklarına çeviriyordular. Buradaki yasak totem yasalardaki gibi genel aidiyete uygun izolasyonlu yasaklar değildi. Mülk sahibi olanın sözlerini çiğnenmemesi bağlamında özelleştirmeci, cezalandırıcı, ödül vaatli yasaklar olarak kullanılıyordu.

 

Böylece Âdem ve Hava kolektif grup temsilcisi olma yerine özelleştirmeci mantık ürünü olan mülk sahibinin Hava’ya Baal olma, eş olma, koca olma türünden sahiplenişleri belirtmeyi temsil ediyordu.

 

Yine yasaklar mülk sahibi Adam’ın iradesini öne çıkarıyordu. Yani üretim gücünden ileri gelen “kolektif irade”, mülk sahibi olmanın, mülk sahipliği iradesine dönüşüyordu. Bu anlatımların kolektif özgeci zenginliği bencilliğe indirgeyici yaklaşımlar olması dışında hiçbir inşaca gerçeklikleri yoktu.

 

El ittifaklı mantık içine giren insanlar; ya da köleci imanı ahitle olan insanlar El söylemli ahit içinde El seslenmesiyle, iman almış oluyorlardı. Ve aldıkları imanları gereği de El ‘e ikrar veriyorlardı. Yani El mantığı güden inanıcı insanların kolektif alan içinde kovulma seremonisi, köleci dilde ceza seremonili bir cennetten kovulma anlatımına dönüşüyordu. Cennet neydi, cennet nereydi?

 

Hiç kuşkusuz ki cennet hiç kimsenin unutulmadığı ve herkese göre paydaşlığı olan yerdi. Cennet Babil uygarlığını ortaya koyacak olan kendi öncesi kolektif yaşam içindeki aktarımlardı. Bu aktarımlar köleci dehşet karşısında su yüzüne çıkıyordu. Eski kolektif hafıza kayıtları şimdiki kötülükler karşısında kendisini çağrışan hayallerle, kölelerin rüyalarını süsleyen imajlardı.

 

Köleler de bu süslü hayalleri kolektif alanın paydaşlığı üzerine yansıtıp birbirleri arasında anlatımlarla birbirini etkiliyorlardı (büyülüyorlardı). Kolektif paydaşlık ilkesi bu yansımalarla köle düşünce dünyası içinde cennet veya Aden bahçesi ya da İrem bahçesi diye anlatımlarla cennete çizilen imge ve imajların kontrolü, aklın denetiminde çıkıyorlardı. 

 

Babil saltanatı Babil’in ganimet zenginliğiyle Aden bahçesinde sefa sürüyordu. Dillere destan olan bu imrenme cennet algısıysa da saltanata göre olan herkese göre olmamakla tam bir cennet tasviri değildi. Osmanlının lale devri gibiydi.

 

Ademle Hava herkese göre olan kolektif alan dışında yani cennet dışında kolektif alanın (cennetin) olmadığı bir yeryüzü kısmına sürülüyordular. Yani kolektif huzurlu cennetten kovuluyorlardı. Hikâye anlatıcıları bu kez de bu hikâye içinde kendilerini köleci mantığa göre insan olarak anlatıyorlardı.

 

Cennette kovulma betimlemesinin anlatıcıları köleci cehennemi yaşamış olmalı ki mülk sahipli köleci cehennem içindekiler kolektif alanın paydaşlı oluşunu akıl düzeyi içine cennet tasviri olarak koydular. Cennet tasviri kolektif imgeden alınan imajlardı.

 

Cennet ve cehennemin imgeleri hep bu dünyadandı. Köleci cehennem kolektif alandan ayrılmayı köleci cehennem ile açıklayamıyordu. Kolektif düzlemle aynı zaman içinde olan köleci cehennem cennetten çıkışı aldatılma yüzünden oldu diye açıklıyordu.  

 

Aldatılma doğruydu da aldatan yılan değil El ‘di. EL ‘in kendisiydi. Mülk benim diye herkesi mülkten kovuyor iman ve yalvarma şartıyla kovulanlar tekrar El mülkü içine alıyordu. El mülkü içinde El için çalışma vardı. Hem de “artık alın terinle yiyeceksin” diyen serzenişle. Aldatılanlar da Âdemle Hava değil El ‘in iğfaline uymuş kolektif aitlerdi.

 

Köleci dönem içine gelindiğinde her şey karşılıklı transfer emeklerin payı olma ve paydaşlığı üzerine değil de hayali bir mal sahibi olup olmamaya göre anlatmanın söylemlerine dönüşüyordu. Bu nedenle köleci sistemin anlatım dili buğday ekicilerinin, elma yetiştiricilerin ve Yılan grubunun üreticiliğini tasvir eden eski hafıza envanterli kolektif geçmişlerinin unutturulmasına meyilliydiler.

Yorum Yapmak için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Yorumlar