Bu Eser 07.12.2012 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir

Padişah iradesinin kavramsal öznelliği, "padişahım çok yaşa" gibi söylem şekliyle halkın öznellik anlayışlı pakiştirme yansımasına dönüşmesinin de bir eytişimsel liğidirler.

Ulusal irade milli iradenin anlamdaşı mı, yoksa bir bilinç ayrımı mı? Mili irade nasıl doğdu ve ne gibi bir rol üsleniş kırılmasıyla, ulusal süreç hüviyetine büründü?

Kesikli ve sürekli olan olgu ve olaylar girişmeli zaman zemin süreci içinde mutlak olan yoktur. Her şey gibi halk iradesi kavramının da mutlaklığı yoktur. Kesikli sürekli olay ve olgular bağ ve bağıntılarının değişmesi nedeniyle kesikli ve süreklidirler.

Bir olayın, bir süreç güncelliği içinde diyalektik karşılığı varken hemen sonrasındaki devamı gibi olan süreçte, o diyalektik karşılığı, olmamakla; o süreç ve o sürecin imleyen ilişkisi de yoktur. Bu nedenle süreç yeni inşaları üzerine almak zorundadır.

Milli irade kavramı, mutlak doğru ve saltıkı kabul etmenin totem kutsallığı gibi bir ruhi ve akli tutum sorunu olarak belirir. "Mili irade" ya da "halk iradesi" kavramı tarihçesinin içinde mutlaktı iradelere karşı (monarklara karşı) yönetilenlerin de yönetime katılımlarını sağlamanın, karşı argümanı oluşla (diyalektiği oluşla) ortaya kondu.

Sürecin böylesi bir diyalektikle olduğunu bilirseniz sizlerin sürece bakışınız, sizlerin sürece olan hâkimiyetiniz ve sürece yön verişiniz bambaşka olur. Yok, eğer siz milli iradenin totemi anlamını sürekli kılmağa eğilim ederseniz; bir alandaki gayretle; süren durum olmaktan çıkardığınız köleliği; diğer alanda inşa etmeniz olacaktır.

Bu tıpkı mal edinmenin olduğu yerde, mal edinememe durumunun; hırsızlığın, gaspın ortaya çıkması gibidir. Mal edinme süreci ortadan kalkarsa; mal edinememenin de hiç bir anlamı kalmaz. Hırsızlık ve gasp kendilikten ortadan kalkar. Monarkı yapının ortadan kalkması milli iradeyi de kaldırır mı?

Mutlaktı iradenin olmadığı bir alanda milli irade kendi anlam sal etki bağıntılarını ortaya koyamayan bir duruma dönüşür. Bunu çok çok basitçe şöyle belirteyim.

Padişahlığın egemeni olduğu dönemde; "padişahım çok yaşa" demek, padişah egemenliğine paralel oluşturulmuş koşullandırılmanın ve padişahtı egemenlik andına, katılımcı oluşla padişahın egemenliğini olum lamanızla meşrulaşmanızın bir izinli bağıntı girişmesiydi.

"Padişahım çok yaşa" söyleminiz güncel padişahlıkla ve padişah yönetimiyle bağıntı kurup girişen bir entegrasyonun enformasyonudur. Ve sizi de davrandırır. Padişah yönetimini de davrandırır.  Padişah yönetimi de sizin bu söyleminize uygun oluşlarıyla padişahı size doğru hüccetle davrandırır.

Cuma selamlığına çıkan Padişah ve padişah muhafızlarının; "padişahım çok yaşa" diyenlere padişah ve heyetin tutumu başka olacaktır. Hatta padişah bu salavatçılara ara sıra çil çil dağıtılan altınla bu kabil ruh hali olan tutumları pekiştirecektirler.

Padişahım çok yaşa  sözünü söylemeyenlerse, sivri kargı ucuyla dürtülerek ilk aşamada bu sözü söylemeye zorlanacaktırlar. Bunu söylemeyenlerin bir adım sonrası da sorgusuz sualsiz mahkûmiyet olacaktır.

Görülmektedir ki; "padişahım çok yaşa" sözü bir zaman zemin hareketi oluşla bağıntılı girişme ve karşılığı olan bir iterasyonlarla enforme edilişin, devinme kültürü oluşla o günkü haldeki olup biteni doğrulamanın, onaylaşımlar şeklidir.

Padişah mutlaklığını değişip dönüşmek ve ona karşı yeni misyonun bilincini oluşturmak için padişah iradesine karşı "milli irade sloganı ve uygulama şekli ortaya kondu. Buraya kadar bu hareket çok doğru ve yerinde bir bilinçlendirme eylemidirler.

Oysa padişahın olmadığı bir yerde "padişahım çok yaşa" demenizin ne bir anlamı ne bir bağıntısı vardır. Bu söz padişahı olmayan yerde geçmez, işlevsiz bir pul oluşla boşa kürek çekmek olacaktır.

Padişahlığa karşı "milli irade" kavramı kesikli sürekli bir gerçeklik sürecine dönüşür. Böylece milli irade alt yapı dediğimiz kendine ilişkin süreç bağıntılarını hem oluşuşla hem aksayıp düzenleşmeye başlar. Yani milli irade, padişahın iradesi yeri halk iradeini koymak ve bunu ikameyi sürekli oluşma organikliğidir.

Böylece milli iradeye dek her aksama onu o bağıntısıyla kesikli yani sınırlı yapar. Aksamaya karşı oluşturulan yeni bağıntı da bu ikame süreci sürekli yapar, ileri akıtır.  Milli irade gibi bir süreç yeni oluşumlarıyla sürekli bağıntılanmıyor da eski oluşma süreçli anlamıyla; NASIL değil de; sadece kör bir egemeni oluşuyla olduğu yerde kalıp; monarkı duruma karşı oluşa argüman olmanın düzey ve düzlemi ile kalırsa işlevsizdir.

Milli iradenin, monarşik tutuma karşı olma anlayışı, devrimci bir bilinçken, sosyalce oluşun dini imani kültürüyle oluşması ve toplumsal bilinci taşımaması; sadaka kültürü üzerinde değişmezdi bir anlayışla sandığa pusula atıp demokrasi çıkacağını sanması; milli iradenin paradoksu ve kritiğidir.

Oysa ulusal irade sadece üreten ilişkili toplum bilinci ve toplum bağıntısını bilişle bunun bunu kullanım ve tüketimi değeri olan meyvesini sosyal hayatın üzerine yansıtmağa çalışan güncel bir dinamik diyalektik kültürdür.

Ulusal irade; her sandık ortaya konma eyleminin, demokrasi içinde gözetilemeyeceğini bildiği gibi sandıksız bir iradenin de cari olmayacağını bilir. Demokrasinin özel ve genel bağıntı olduğunu bilir. Ulusal irade, milli irade yerine kullanılmaz. Milli irade gibi halk iradesini, kutsayıp saltıklamaz.

Genel oydaşımı demokrasi görenlerin yerel ve kurumsal alanlardaki katılımcı olmasına dek sandık tercihini görmemesini, mücadele kılar. Genel oydaşım genel bağıntı iken bir iş kolundaki bir yerleşke içindeki katılımda, özel bağıntılı demokrasi gerçeklenmesidir. Ulusal irade bilinci diyalektik bilinçtir. Değilse sandık pusulasını padişah iradesine çevirmenin cehaleti değildir.

 

06.12.2013