bu eser 23.08.2013 tarihinde günün yazısı seçilmiştir
ÜTOPYALARIMIZ ÜZERİNE
Başbakan
Başkanlık’ı koparmak istiyor. Bunun biraz zor olduğu ve tek çözümünün
de BDP desteği ile olacağı ortaya çıkmıştır. Tabii burası Türkiye, belli
olmaz diyelim. Bakarsınız CHP ya da MHP’den bile böyle bir destek
gelebilir. 2023, 2071, 3023, 3071 hesabını yapan bir AKP iktidarı var.
Böylesine bir yaşam diliminde iktidar olmayı hedeflemek sosyal bilimler,
psikoloji, tarihsel bakımdan ne anlama gelmektedir? Böylesine bir insan
davranışı, toplu davranmayı insan aklı nasıl kabul eder? Böylesi bir
öngörü ya da hedef, düşüncenin tam özgür olmasıyla olanaklı mıdır?
Kısacası özgür insan böyle bir esareti kabul eder mi?
Evet, ülkemiz için, Türkler ve Kürtler açısından, ulaşılması mümkün
sayıl(may)an, günümüzün ve çevremizin ahlak ve toplum anlayışına göre
inşa edilmek istenen bir “gelecek senaryosu” var. Bu senaryonun ne kadar
kötü ya da iyi olacağını nedense kimse konuşmuyor. Geleceğe yönelik bu
distopya (belki de ütopya demeliydim?), bu manifesto(?!) ne tür insanlar
ve yaşam biçimi planlıyor? Tüm bunları düşündüğümüzde fazla da iyi
niyet arama çabamız sonuç vermiyor. İnsanları kendi iktidarları uğruna
mutlu ve destekçi sayma, onları böyle bir algıyla formatlama insan
ruhuna aykırı olmalı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan arasındaki bilinmeyen
diyalog, tuhaftır ki böylesi bir geleceği gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öcalan’ın ve KCK’nin her fırsatta iktidar olmayı istememe açıklamalarına
karşın bizde Türkiye Kürdistan’ının PKK legalitesi tarafından
yüzyıllar, binyıllar yönetilmek istendiği düşüncesi bırakmaktadır. Çünkü
gün geçmiyor ki bir dernek, bir bileşen, bir yandaş kurulmasın,
kurdurulmasın? Yatak odamıza, yiyeceğimiz yemeğe, içeceğimiz suya,
dinleyeceğimiz şarkıya, okuyacağımız romana kadar mevcut Kürt
Hareketinin belirlemesini görmekteyiz. Oluşturulan meclisler, komiteler,
platformlar, komünler hep bu yönetme dünyası ile ilgilidir. Âşık
olacağımız kadını/erkeği bile onlar belirlemek istiyor? Kadın özgürlüğü,
ekoloji, demokrasi ve eşitlik anlayışı Kürt Hareketinin bileşenleri ve
delegeleri için planlanmıştır. Bu sevda bu sevgi asla gariban bir Kürt
kadının ya da maraba bir Kürt erkeğini kapsamamaktadır.
BDP misyonunun (ekolojik?) bir anlayışı ile ilgili bir örnek vermek
istiyorum. Diyarbakır ilinin Kayapınar İlçesindeki Diclekent Villaları
bir bir yıkılıp yerlerine yenileri yapılmaktadır. Konut olarak inşa
edilen bu villalar artık ticari anlamda kullanılmak isteniyor. Bu konuyu
defalarca gündeme getirmemem rağmen Diyarbakır Belediyesi beni dikkate
almamıştır. Belki de (kim bilir?) kentsel dönüşüm mevzuatı kullanılarak
da bu villa yapımları gerçekleşmektedir. Yapılan yeni villalarda mevcut
onlarca yaşındaki ağaçlar katledilmekte ve yerlerine beton bahçeler
yapılmaktadır. Çünkü yeni yapılan bu villalar dondurmacıdır, pastanedir,
kahvaltı evidir, lokantadır. Ve varsıl olan bu insanlara yeşili koruyun
denememektedir. Ne de olsa karşılarında işyeri sahipleri olarak
Madolar, Nadolar, Kafeler vesaire yerlerin iş sahipleri vardır.
Katledilmiş ağaçlar yerine saksıda ağaçlarla işi yürütenler de var.
Hatta komşu bahçelere kadar uzananlar. Kapitalist Modernitenin gözü
dönmüşlüğü tam da bu noktada işlevini göstermektedir. Karşılarında
sahipsiz, kimsesiz, avukatsız, baldırı çıplak bulunmamaktadır. Varlıklı
insanlar karşısında ekoloji deyimi şampiyonu BDP’li bir belediye
anlayışının ekolojisi ancak bu kadar olabiliyor. Yakın yıllarda yemyeşil
Diclekent Villaları yerine beton bahçeli işyerleri konumlanacaktır.
İşte Kürt Özgürlük Hareketinin “ekolojiye saygı” anlayışı böylesine bir
pratiğe uğramaktadır. Tuhaftır ki bu konulardaki söylemlerime Diyarbakır
Valiliği de kayıtsız kalmıştır. En azından bu konulara çevresel,
mühendislik ve sosyal bilimler açısından ya da hukuki bir olum(suz)lama
anlamında bir müdahillik olmamıştır.
Ve kadın özgürlüğü konusunda örnek vermek isterim: Sık sık kadın-erkek
eşitliğinden ve hatta Ana Tanrıça’dan bahsediliyor. Nedense bu analar
veya kadınlar yoksul ve topraksız gariban bir Kürt kadını değildir.
Kastedilen kadın eşitliği ve tanrısallığının “kurnaz adam”ın (burada
kurnaz kadını kastediyorum!) temsil ettiği olanlara olduğunu
söyleyebiliriz. Böylesine çok sayıda politik arenada iyi anne ve iyi
kadın rolünü oynayanların olduğunu görebiliyoruz. Zaten birer kırmızı
koltuğu olan milletvekilliği ve belediye başkanlığı bu tip tanrıçalara
ayrılmıştır. Dağda çatışmalarda cesetleri kuşa kurda yem olmuş gerilla
anneleri böylesi makamlarda olamazlar. Onlar sözde tanrıçalardır, onlar
sözde hep gönüllerdedir. Özde olanlar ise hep kırmızı koltuklarda
olanlardır.
Biz bu ülkede hepimiz zayıfı ve yoksulu kullanarak yükselmek istiyoruz.
Çünkü yoksul ve zayıf büyük bir çoğunluktur. Onların tek tek
düşüncelerini değiştirip ya da taraflaştırarak bu büyük çoğunluğun
demokratik ve insani tepkisini yok ediyoruz. Böylece yükselmemiz önünde
bir engel kalmıyor, üstelik çok sayıda taraftarımız oluyor. Ve böylece
bakın arkadaşlar, hep birlikte zenginleşiyoruz, güzelleşiyoruz! Daha ne
istiyorsunuz?