Rüyalarımızı bile seçemiyoruz. Her gün bir kabusla kaldırıyoruz başımızı ya da bir kabusa kaldırıyoruz belki. Bilmiyorum. Bilmeyişimin fevkalede şiddetli baş ağrısı yaptığı gerçeği ile tekrar bir kabusa yatıyorum. En azından aymış bir güne uyanmak niyetiyle. Ancak günün aydınlığı bulanık düşüncelerimi ayıklaştırmıyor daha da karmaşık bir hal alıyor fikirlerim.
Fikirler özgürleştirir insanı diyor biri. Ben fikirlerime esir oluyorum. Tüm bağnazlığımla kabuslarımın dönüşümüne ikna olmuyor ve belki de izin vermiyorum. Ben mümkün kılmıyorum rüyayı kendime. Bir gece yarısı uyurken yüzümde tebessüm olacağına inanmıyorum. Gerçeklerin acımasızlığı kendime olan merhametimi de alıyor elimden. Bomboş kalıyor ellerim.
Her şey merhametle başlar. Ben her şeyi başladığı yerde bitiriyorum. Peki bu bitiş hangi başlangıcı doğuruyor? Düşünüyorum. Pek bir şey gelmiyor aklıma. Hırsın gözleri kör eden tarafını, zulme dönüşen kalpsizliğimi ve tüm bunların benden alacağı adalet duygusunu görmezden geliyorum. Sanıyorum tamahım kalmamış insanlığa. Merhametsizliğin hatırlatıcıları insanlığın simgelerini unutturuyor zamanla.
Peki tüm bunlara; kabuslarıma, kalpsizliğime, adaletsizliğime ve en temelinde merhametsizliğime sebep olan ne? Madem merhametsizlik tüm güzelliklerin yokluğu. Bu kabullenişim niye? İçimdeki sese kulak vermiyorum yine. Ama içim içimdekiyle bir savaş halinde. İçimdeki yanıtlıyor içimi:
“Yaşama hırsın.” diyor.
Artık insanların hayvanları, insanların insanları, insanların canlıları yok edişine tanıklığım itti beni bu dehlize. Ya başkaldırıp, isyan edecektim ya da gözlerimi kapatık kalbimi de bu karanlığa mahkum edecektim. Ben ikincisini seçtim daha acısız olur diye. Oysa şimdi acısızlığımın büyüklüğü ruhumu acıtıyor, belki en derinde vicdanımı. Tüm insanları acıtıyor bu halim.
Her merhametsiz hareketim birini daha mahkum ediyor bu körlüğe. Bize dur diyen olmuyor. Büyüdükçe büyüyoruz yanlışlarımızla ve bu yanlışlar doğrulaşıyor zamanla.
Fikirler özgürleştirir insanı diyor biri. Ben fikirlerime esir oluyorum. Tüm bağnazlığımla kabuslarımın dönüşümüne ikna olmuyor ve belki de izin vermiyorum. Ben mümkün kılmıyorum rüyayı kendime. Bir gece yarısı uyurken yüzümde tebessüm olacağına inanmıyorum. Gerçeklerin acımasızlığı kendime olan merhametimi de alıyor elimden. Bomboş kalıyor ellerim.
Her şey merhametle başlar. Ben her şeyi başladığı yerde bitiriyorum. Peki bu bitiş hangi başlangıcı doğuruyor? Düşünüyorum. Pek bir şey gelmiyor aklıma. Hırsın gözleri kör eden tarafını, zulme dönüşen kalpsizliğimi ve tüm bunların benden alacağı adalet duygusunu görmezden geliyorum. Sanıyorum tamahım kalmamış insanlığa. Merhametsizliğin hatırlatıcıları insanlığın simgelerini unutturuyor zamanla.
Peki tüm bunlara; kabuslarıma, kalpsizliğime, adaletsizliğime ve en temelinde merhametsizliğime sebep olan ne? Madem merhametsizlik tüm güzelliklerin yokluğu. Bu kabullenişim niye? İçimdeki sese kulak vermiyorum yine. Ama içim içimdekiyle bir savaş halinde. İçimdeki yanıtlıyor içimi:
“Yaşama hırsın.” diyor.
Artık insanların hayvanları, insanların insanları, insanların canlıları yok edişine tanıklığım itti beni bu dehlize. Ya başkaldırıp, isyan edecektim ya da gözlerimi kapatık kalbimi de bu karanlığa mahkum edecektim. Ben ikincisini seçtim daha acısız olur diye. Oysa şimdi acısızlığımın büyüklüğü ruhumu acıtıyor, belki en derinde vicdanımı. Tüm insanları acıtıyor bu halim.
Her merhametsiz hareketim birini daha mahkum ediyor bu körlüğe. Bize dur diyen olmuyor. Büyüdükçe büyüyoruz yanlışlarımızla ve bu yanlışlar doğrulaşıyor zamanla.