Bazen diyorum ki yazmaya ara versem mi? Kalemi mi, ismi mi eskitiyor muyum yoksa! Tıpkı sanatçıların cok medyatik olduklarında yüzlerini eskitmeleri gibi. Ama zor galiba yazmaya ara vermek.Yazmak kimileri icin nefes alıp vermek gibidir. Doğaldır ve elinizin kalemle veya klavyeyle buluşmasını engellemek imkânsız gibidir. Iste şu anda da parmaklarım klavyenin üstünde ve sözcükler birbirini kovalıyor. Galiba yazmak da bir tutku. Sanki bizi yazmaya teşvik eden, uyaran bir şeyler var. 'Ilham' dediğimiz büyülü, sihirli şey bu mu acaba? Bir kelime, bir bakış, bir yaşanmışlık, anlık olaylar ve daha birçok şey  onları yazmaktan sizi alıkoyamıyor. Gecenin bir vakti, bir kelime oltanıza takılıyor ve onun üzerine bir yazı ya da bir şiir kaleme alma isteği uyanıyor sizde. Bir kelime, küçük bir yaşanmışlık bir kıvılcım oluyor ve yazmaya yangın olan yüreğiniz, aklınız harekete geçiyor. Saati yoktur yazmanın. Hemen hemen bir engel de tanımaz. Üşürken, yorgunken, uykusuzken bile yazmaktan vazgeçemezsiniz. En üzüntülü anlarınizda bile yazarak hafifletebilirsiniz yasınızı; dindirebilirsiniz gözyaşınızı. Yazma tutkusuna dair çok şey yazılabilir. Şu anda telefondan yazmaya çalıştığım için bazı yazım yanlışları da olabilir. Ama yazma aşkı ferman dinlemiyor işte! Kalem tutan, tuşlarda gezinen eller dert görmesin. Yazma aşkı olanlara ve olmayanlara da selamlar...