Bu Eser 01.11.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir
Açıkçası otomobili ortaya koyan nesnel ilişki ve bağıntılar; halka dek olan keyfi öznellik oluştan, keyfi istek oluştan çıkarlar. Çünkü otomobil üretimi özel hayatın değil toplumsal oluşun konusudur. Dua ile değil özne nesnel dediğimiz bilgi ve teknoloji ile bunları giriştiren nesnel bağ ve bağıntıların ürünüdür.
Toplumsal üretim hayatın bir parçasıysa da, özel hayatın alanı değildir. İnsanın üreten hayatı olmadan tüketen ve öznel yaşatıla san keyfiliklerle yaşantılarsan hayatı da olamaz. Yurttaş böylesi bir bilincin zamana katılması ve bu bilinçli bağıntılarla zamanı akıtmasıdır.
Toplumsal yaşam içinde üretilen otomobil toplumsal yaşamın ve özel yaşamın tüketimine verilir. Özel yaşamın tüketimine verilen otomobil; kısmen kolektif bilinç olmaktan çıkabilir. Artık otomobil insan için bir nimettir! Sırf insanların kullanması için vardır! Elma insanların yemeleri için var olan bir nimettir.
Görülüyor ki kolektif güçten uzaklaşan anlama, ister istemez insanı kendisine; insanı toplumuna yabancılaştırır. Çünkü öznel insan, asıl referans noktalarından kopar. Öznel yaşam hayali referans noktaları ortaya koyar. Alanı bu tür anlamalar oluşturmaya uygundur. Oysa yurttaş, kolektif referanslarla bağ ve bağıntılarını ortaya koyar.
Ana referans noktalarından kayış, toplumsal bağlamda insanın insana ve insanın kendisine, insanın toplumuna yabancılaşmasının bir aşamasıdır. Yani toplumda üretilen otomobilin özel yaşam içine verilmesiyle farklı referans noktalarına kayabilen öznel insan anlayış ve düşünmeleri; güncel insanı erken dönem insanı gibi aynı benzerlikteki düşünceleri, aynı ortak referans noktasıyla aynılaştırır.
Erken dönem insanı ego özekle (merkezli) yaşantılıma nedeniyle her şeyi kendi için kendisine göre düşünmenin anlaması ve yaşantı laması içindeydi. Genel olarak nesneyi bilgileştirip kullanma yorumlama değil olup biteni kendisine göre yorumlamanın biçimlenmesiydi (formatlanmasıydı).
Böyle olunca da günümüz özel ve öznel yaşamı içindeki insan, artık ilkte olan öznel sanı kanı anlamalı düşünmeler içinde oluşla üretimden sonra olan tüketimi yaşarken tüketimin hazcı (hoşlanmalı) özel ve öznel düşündürtmesiyle erken dönemli düşüncesi bu kez sonda olur. Hazcılık ve gönençlime olan sondaki duygu mutluluktur.
Sondaki olan mutluluktu hazcı eğilimler, seri ve yayvan üretime dönüşüşle kapitalist sistemde kâr güdüsünün de iştiyakı katkısıyla, gönenci amaç gibi oluşlarıyla üretimin de başına inşa aşabilmektedir. Böyle olunca da otomobili üretmenin amacı insanı mutlu etmek için oluşla, Tanrı'nın insana verdiği bir lütuf ve nimetler kayrasına dönüşmektedir.
Böyle düşünülse bile, asla ilk olan bağ, bağıntı ve referans unutulmamalıdır. Yani yurttaşlık toplumsa gücü, toplumsa bağı, toplumsa referansı, toplumsa bilinci, toplumsa emekler bağıntısını, toplumsa egoizmi unutmamanın bilincidir. Yani yurttaşlık bilinci referansı üreten ilişkiler bağıntısının bilinciyle davranışlar ortaya koyabilmenin diyalektiğidir. Bunlarda şimdilik ulus devletleri eliyle ortaya konabilmektedirler.
Çünkü sistem kendi düzeltmesini, kendisini hatalardan ve kör dövüşünden arındırmasını; bu kabil toplumdaki ilk olana göre referans edilip, bağıtlanacaktırlar. Aksi halde sistemin gönenci erken dönemin ilki olunuşuyla ele aldığında, sistem kendisinin düzeltmesini yapamaz.
Görülmekte ki halk bir yanıyla uzmanlaşan süreç ilişkileriyle toplumsal süreci olgulaşışla üretimi yapıp ta, istirahat içinde olan yanıyla; ya da din adamları gibi hiç üretime katılmayan yanlarıyla; aynı zamanı iç içe, aynı anda ve bir arada yaşayan bağıntılar sürecidir. Buna süper durumlar (pozisyonlar) süreci denir. Yurttaş bir süper durumlar içinde olmanın durum bilincidir. Halk üst üste binen süper durumları kişiselde pek pek yaşantılaşamaz.
Tencerede kaynayan suyun tencere kapağını kaldırıp kaldırıp indirmesinin kezler kere, keslerce olan gözlemleri yapıldı. Ama bu tür milyarlarca gözlemler, bir noktada bir kaç kişiye buğu gücünü kullanmayı düşündürttü. Böylece şimdilerdeki insanlık, uzayda iyon devinimi yapmanın bambaşka süreç ve kullanımı içine girdiler. Bu muktedirlikti gönençle insan, yeni hayaller kurmanın yaşantı laması içine girdiler.
Böylesi halkı bağlamda söz gelimi başörtüsüne selam durmak gibi çocukça bir siyasi söylem vardır. Söz toplumsal olanı bilmeyenin ya da bilmezden gelmenin çocukluk hastalığı düzeyince hitap edişin aldatan yalancı görünümlü siyasettir. Bu söz sosyal olanı, toplumsa olanla karıştıran vasatlık düzlemine bir ithaftır. Ve at izi ile it izini karıştırır olmanın yanıltan yansımalı, kişisel siyasal kolaycılığı ve yararcılığıdır.
İşte böylesi seslenmeler bilmezi yurttaşlar olama bilincine seslenmenin sakatlığıdır. Ya da kendisine söylenenin ne anlama geldiğini bilmeden, “ben yurttaşsam her şeyi talep ederim; ben yurttaşım, bunu da isterim”, demenin sığ bilmezlik bağnazlığıdır. “Eğer toplum bende vergi alıyorsa, başörtüme de karışamaz” demenin bilmezi saflığıdır.
Bir kere vergi türbanlı olduğunuz için alınmıyor. İlk yanılma, yanıltma, yamulma bu söylemle başlar. Tabii ki saçma sapan oluşla devamı gelir. Sizde bu yamulmayı tartışan hem akıllı hem de bir aydın olursunuz. Türbanlı da olsanız, türbansız da olsanız; vergi alınır. Vergi üreten ilişkiler yaşamına denk düşen bir konudur. Türban kişisel anlamalara denk düşen bir konudur.
Vergi vermekle siz üreten toplumsal muktedirlikleri hak edip talep eden olursunuz. Toplumsal muktedirliğin içinde özel anlamalar, inançlar, ya da etnikti oluşlar yoktur. Özel, öznel etnikçiliğe denk düşen giyim yiyim gibi olan anlayışlar tüketim payınızı almakla başlar.
Sizlerin tüketim nesnelerini aldıktan sonra tüketimlerinizi bu tür alanlar içinde kullanıcı olmakla, kullanımlara denk gelmenin keyfilikti yaşantılaşması içinde sosyal özgürlükçü (özün gürlemesi, öznelliğin gürlemesi) oluşla var olursunuz.
Yani toplum özün gürletilmesi, öznelliğin gürlemesi olmanın alanı değildir. Toplum bağıtlan ilişkilerle özgürlüktü kullanımlarını yaratır. Siz toplumun yarattığı özgürlüğü kullanmakla özel hayatınız içinde sizlerin de özü gürler öznelliğiniz gürler. Yani vergi vererek toplumdan talep edeceğiniz şeyler özü gürleten şeyler değildirler.
Özü ve öznelliği gürletişi şeyler sizin tercihlerinizle özel hayatta ancak gerçekleşir ki sosyal özgürlük budur. Çünkü toplumlar bunları üretemez ve paylaşamaz. Dolaysıyla toplum üretemediklerini paylaştırıp, paylaştırır olamadığı şeylerle sizi talep kar kılamaz.
Dünyada; ‘ben yol istiyorum, ben sağlık istiyorum, ben dokunmuş pılı pırtı istiyorum vs.’ denmeleri, toplumsal ilişkili girişmelere bağlı oluşla hak etmenin, her bir talepleri vergiler karşılığındadır. Başımı açacağım, başımı örteceğim demenin öz gürleten, özü gürleten vergilendirilmesi yoktur.
Verginin bir üretim-tüketim ilişkili zorunlu yüküm seldi bağıntılarsan olduğunu, hem duydum hem de biliyorum! Üreten ve ürettiğini tüketebilen toplumların refahçı özel ve öznel tüketimleri sayesinde yurttaşın öznel oluşla toplumunun bu sağlanmaları ona tanımasıyla kişinin kullanımca özü gürler. Kullanım o kişiye ve kişiler yaşamına özgüdür. Kişilerin böylesi kullanımıyla topluma ait olmanın duygusuyla özlerini gürletirler. Sosyal özgür olurlar.
Reel sistem ilişkisi bu iken; başörtüsünün yani kumaşın kişisi örtünmeli kullanım şeklinin; ne üretim ilişkisiyle bağıntılı olduğunu; ne de toplumsal ilişkilerle bağıntılı tüketim yapar olmanın yükümlersen vergilenmesi olduğunu; ne duydum; ne biliyorum; ne de olup biteni sosyo-toplum gerçeğine göre hafızam alıyor. Demek ki: "toplum başörtülüde vergi alıyorsa, toplum başörtüme hayatın her alanında karışmamalı " demek, bilgiyi ve yurttaşlık bilincini daha baştan yamultan bir söylemdir.
Toplumsa bağıntılardan ötürü üretilen araba, kapitalist kâr hırsıyla yine araba rengini de ortaya koyar. Arabanın özne kullanım tercihi olurla ortaya çıkar. Değilse araba renginin arabaya dek üretsen olurla ve teknik olurla ve iç nedenli işleyişine etki ve katkısı olurla ne cevabı varsa; başörtüsünün de topluma o etkisi ve o cevabı vardır.
Genel siyaset, toplumu ilişkileyen işlerden ötürü vardır. Saygı topluma taalluk eden işlerde vardır. Bir şeyin saygın olabilmesi için toplumun istediği yükümlenmenin karşılıklı bağıntısı içinde olması gereklidir. Başın örtüsü, burnun hızması benim ne saygıma karşılık gelir. Ne de saygısızlığımdır. Umurum bile değildir. Çünkü bunlar toplumsa ilişkilersen bir bağıntı değil iken de, bunlar toplumsal hak da değildirler. Sosyal kullanımlıdırlar.
Sosyal hayat içinde benim giyinmeme, benim baş örtünmeme ne saygı duymalısınız, ne de saygısızlıkla olup nefret etmelisinizdir. Çünkü bu sosyal tavrım yansızlıkla (nötr-etkisiz) olunan bir bağıntısızlıktır. Başınız açık ya da örtük olduğu için değil de hoşlanırsam size yaklaşırım. Hoşlanmaz isen arkadaşlığımız yeğlenmez. Burada hiçbir zorunlu yükümse bağıtlanma yoktur.
Hâlbuki toplumsal olanların tümü zorunlu ve genel kabulle bir bağıntıdır. Toplumsa olanın hiç biri sizin hoşlanma ya da hoşlanmamanızın ölçütü değildir. Toplum sal alan; kişi sel inancınızı, özel hayatınızı yaşanıl asışla temsil etmeyi taşımanın ölçüsü ve ölçütü değildir. Pijama da sosyal ve özel hayatın bir örtünme ve tercihidir. Ama okulda veya toplumda pijamayla olamazsınız.
Söz gelimi toplumsal yaşanışta sizin bacaklarınız varsa, aman canım toplumsal ilişkiler içinde tekerlekli sandalye üretmeyi ben mi düşüneceğim diye, kişisel bencillikle ya da kişisi hoşlanmayla tercih etmenin içinde olamazsınız.
Oysa toplum bunu düşünür. Sizde bu düşünme için üreterek katkı verirsiniz ya da vergi vererek toplumsal mesainin katkısını yaparsınız. Bu özgeciliktir. Buna saygı duyulur. Daha doğrusu buna saygı duymak zorundasınızdır.
Çünkü kör olan sizlere de toplum, zorunlulukla Kiril alfabesini emrinize amade kılmayı tam da bu nedenle sunar. Yükümlensinler olucu tutumlu şeyler saygındırlar. Girişen ilişkiler saygındırlar. Gözünüze gözlük taktınız diye saygın olunmazsınız. Göze süs için, keyif için, öyle istediğiniz için takılan gözlük, toplumsal bir girişen ilişki değildir.
Başörtüsü ne özgecil olandır. Ne yükümleriler olan bir tavır olmamakla toplum içinde de ne de saygındır. Ne de saygısızlığın konusudurlar. Üretimin kullanım ve satış konusu olmadıkça, ne de kişisel tercihlerin toplum da talep edilmesi olası değildir. Yurttaşlık bilinci de bunu gerektirir.
Toplum başörtüsünü değil üreten ilişkileri ve hayatın temel sağlananlarını düzenlemeyi ister. Başörtüsü ne üreten ilişkidirler, ne hayatın temel sağlasan zorunluluğudurlar. Yani başörtüsü özel hayatın özel ve öznellik konusudur. Özün gürlemesi konusudur. Aynı şeyler her özü gürletmez. Zorunlu değildir. Toplumun konusu değildir.
Eğer siz başörtüsünün bir yurttaşlık bağ ve bağıntısı olmadığını biliyorsanız; eğer siz kişi sel başörtüsünün üreten bir ilişki olmadığını biliyorsanız; eğer siz imanı bağlamda başörtüsünün hiçbir eğitim öğretim ve üretim ilişkisinin genel geçer kural ve kaidesi olmadığını biliyorsanız; eğer siz özel hayatın toplum içinde yaşanan bir durum olmadığını, özel hayatın toplum içine taşınamadığını biliyorsanız; özel hayatın toplumda tercih edilmediğini biliyorsanız; yukarıda anılan söz sizlere toplum sal bir hak ve hakkaniyet oluşla asla söylenemez.
Çünkü bu türden “ başörtülü de vergi veriyorsa” sözünü söyleyen kişi böyle konuştuğu anda; karşımızda bir bilmezi konuşuyor durumuna düşer. Dinleyende de alkış değil bir kahkaha patlamalı. Patlamıyorsa bu da gariptir. Sizin bencilliğiniz ya da sizin hoşlanmanız toplumun ölçütü ve saygı duyulanı değildir. Toplumda saygı duymak için saygı duyulanın toplumsal bir nedeni olmalı.
Başörtülü, başörtülü olduğu için, inandığı için değil, vergi verdiği için Marmaray’ı talep eder, boğaz köprüsünü talep eder, yaşlılık güvencesini talep eder vs. Vergi bu taleplere harcandığı için ve başörtülü de bu talepleri zorunlu kullandığı için vergi verir. Başörtülü, başörtülü olduğu için değil kullanılabilir, değiştirilir emeği olduğu için mübadele içine girer. Vergi başörtülü olduğu için değil, değiştirilebilir donmuş emek oluşuyla toplumsal dolaşıma katılır. Yurttaşlık bilinci budur. Vergiyi toplumda; başörtüsünü özel ve öznel hayatta talep etmektir.
Başını açtı ya da başını örttü diye saygı duymanın ya da saygısız olmakla anlamsız olmanın âlemi var mıdır? Eğer siz sosyal hayatta, baş açmayı ya da baş örtmeyi benzer duyguyla ve benzer anlayışla benimsiyorsanız bu kabil tutumlara sosyal yöndeki bir bağıntılılık oluşla saygı duyabilirsiniz. Bu da, kimsenin umurunda değildir. Sosyal hayatta saygı, bir ilişki başlatmanın bağıntı ve selamlaşmasıdır. Oysa toplumda ‘zorunluluklar’ daha baskındır. Zorunluluklara zorunlu oluşla bir saygı vardır.
Sürecek