Bu Eser 03.09.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir
ZİNCİRLERİ ELLERİMİZLE ÖRDÜK

Önce Hintli şair Rabindranath Tagore’nin (1861-1941) “ Anlat Bana Esir (ilahi)” adlı şiirini okumak istiyorum:
“Anlat bana, esir, seni bağlayan kimdi?”
Esir, “Efendimdi”, dedi. “Servet ve iktidarda dünya yüzünde herkese üstün
olabileceğimi sandım ve hükümdarıma ait olan paraları kendi hazine odamda
biriktirdim. Uyku bastırınca, efendime hazırlanan yatağa uzandım; uyanınca
kendimi kendi hazine odamda mahpus buldum.”
“Söyle bana esir, bu kırılmaz zinciri kim döğdü?”
Mahpus, “Bu zinciri ben kendi ellerimle döğdüm” dedi, “yenilmez kuvvetimin
bana rahat bir serbestlik vererek, âlemi tutsak edebileceğini sandım.
Böylece muazzam ateşler ve insafsız, sert vuruşlarla bu zincir üzerinde gece
gündüz çalıştım. Halkalar tamam ve kırılmaz olup nihayet iş bittiğinde,
kendimi ona sımsıkı bağlı buldum.”
İşte bizler de zincirler içinde öyle bulduk kendimizi. Osmanlının kalan toprakları üzerinde kurulan Cumhuriyet’te kendi zincirlerimizi kendimiz ördük. Asker-eşraf koalisyonunun oluşturduğu milli burjuvaziye kendimizi öylesine esir etti(rdi)k. Kürtleri de öylesine kendimize esir ettik ve kendileri öylesine ördüler zincirlerini. Bu zincirler kimsesizler, yoksullar, avukatsızlar, baldırı çıplaklar olarak “ayakların baş olma istemeleri” iddiasını sürdürenler tarafından da sürdürülüyor. Ama asıl olan çarıksızların bu zincirlerden kurtulmak istememesidir. Evet evet, asıl tuhaflık burada: Modern kölelerin yani büyük çoğunluğun iktidar koalisyonunun mutluluğu için demokrasicilik oyununu bilerek sürdürmeleri ve bundan da zevk almalarıdır.
AKP iktidarı 2023’leri, 2071’leri ve belki de bin yıl sonralarına kadar iktidar olmayı hedefliyor. İttihat ve Terakki zihniyetinin bu ülkenin sağ-sol (hoş sol parti kurulması bu ülkede olanaklı olmadı ya?) zihniyetlerinden silindiğini iddia etmek olanaklı değildir. Bugün kendisine dindarım diyenler de gerçekte Türk milliyetçiliğini esas almaktadır. Barış ve Çözüm sürecinde mutabakata varılan konuların iktidar olmayı paylaşmak anlamına geldiği noktasında görmek ayaktakımı adına pek de bir şeylerin değişmeyeceğini göstermektedir. Devletin bilgisi ve desteği dâhilinde yapılan çalışmaların, konferansların yeni tip Türk ve Kürt politikacılarını yaratma olduğu gerçeği ne yazık ki sır gibi saklanmaktadır. Kürtlerin Kürtler tarafından, Türklerin de Türkler tarafından yönetilme iddiaları asla ayak takımlarını kapsamamaktadır. Yönetenler eskisi olduğu gibi yine Türk ve Kürt burjuvazisi, aydınları, entelektüelleri ve politikacıları olacaktır. Yönetenin ekâbir, yönetilenin de modern köle (yurttaş?) olduğu yeni sistemlerde değişen tek şeyin politik kadroların olacağıdır.
İnsan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik, ekoloji, kadın söylemlerinin tamamen bu torpilli ve ayrıcalıklı sınıfların birey ve cinsiyetlerini kapsadığını, bunların içinde gariban ve kimsesiz annelerin, erkeklerin olmadığını söylemek istiyorum. Kurnaz Adam düzeni bu fırsattan da yararlanmak istiyor. Barış ve Çözüm sürecinde Türk politikacıların yardımıyla da on yılları kapsayacak, belki de yüz yılları, bin yılları hedefleyecek iktidar olma oyunları oynanmaktadır. Evet şehir, sınıf ve iktidar (devlet) oluşumuyla ortaya çıkmış olan kurnaz mevcut Kürt politikacının planı böyledir. Aynı şeyleri Türk politikacıları bunu zaten yıllardır yapıyor. Bizlere bu yeni(?!) durumda verilen görevse çok kolay: Yerel seçimlerde, genel seçimlerde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, referandumlarda demokrasicilik oyununun figüranları olarak oy kullanmak olacaktır. Bütün bunları bizlere kendi ellerimizle yaptırıyorlar, ne ilginç değil mi?