Halis munis bir esinti.

Yoksa hayta ve hoyrat bir rüzgar mı sandınız beni?

Ederi ruhun:

Ah, bir de şimdilerde moda olan, insanların atarı.

Atar damardan bahsetmiyoruz elbette ve şimdilerde yine pek bir revaçta olan: trip atan o şaşkaloz sevgili.

Aşkı da gömdük merhameti de özlemi de.

Özlem aslında günümüzde mevcut ama birilerine değil bir şeylere duyulan özlem.

Misal:

Borsanın nabzını tutanlar ya da altın piyasasını avuçlarının içi gibi takip edenler ve de mevduat faizlerindeki son durum:

Yetmezmiş gibi zenginin malı züğürdün çenesini yorabilirken…

Daha da beteri:

Birbirinin rızkına helal lokmasına göz dikenler.

Renkler de bir hoş bu aralar insanlar gibi.

Alı al moru mor duygular ve yüzü makyajdan estetikten geçilmeyen kadınlar hatta adamlar hatta ve hatta üçüncü cinsler.

Anlayacağınız cins cins insanlar.

Cismine, hacmine bir de ruhundaki karanlığa akıl sır erdiremediklerimiz.

Gelin görün ki, herkes pek bir hoş görü sahibi ve sevgi dolu.

Komşuculuk oynayan insanlar…

Kaldırımda ne ara birbirlerini görseler hal hatır soracaklarına, laf taşıyanlar ve illa ki üçüncü kişilerin dedikodusunu yapanlar.

Bir de cemiyette söylenenler hatta ve hatta uzmanların vurguladığı:

‘’Dedikodu tüm zehrinizi alır ve size rahatlama sunar ve tüm sorunlarınızı unutursunuz.’’

Cinsi latif.

İnsan denen hegemonya.

Elbet evrendeki diğer âlemi yok sayanlar ve gıybetin ne olduğuna hala ihtimal dahi vermeyenler.

Ölü eti…

Canım ne olacak ki?

Bizler zaten ölü hayvanların etini yerken ne olmuş ki; ölü eti yesek?

Demeyi bile şerh düşenler.

İnanç ve de.

İtibarlı olan elbet kâinatın dokunulmazlığında yoktan var eden yüce Allah.

İnanç ve de…

Sofrasını donatanlar ve bunu özellikle sosyal medyada ifşa edenler ya da arkadaşları ile paylaşıp caka satanlar.

Geçim şartlarında zor olan ne varsa, yok sayanlar ve garibi ve fukarayı ve aç insanları ve mazlumu ve mağduru yok sayanlar.

Gelelim aile içi ilişkilere ve akrabalıklara…

Sözüm meclisten hem içeri hem dışarı, sevgili dostlar!

Kolaysa ulaş bakalım yakınlarına hem de en dar zamanında…

Sözüm sözden de öte öze dönük ve ben-merkezcil de değil bilakis toplumun katmanlarında yaşanan…

Bir de öyle bir toplum ve nesiliz ki:

Komşum aç iken ben nasıl rahat ederim?

Ya da:

Komşumun tavuğu nasıl mı ki diğerine kaz gözükmekte…

Kısaca dostlar, latife yaptığım kadar da günümüzün gerçekleri bunlar:

Bir yanda bol sıfırlı maaş bordroları bir yanda ayın değil sonunu ortasını zor getirenler.

Devletin de yükü çok ağır ama insan olarak vicdan olarak toplumdaki her bireye görev biçilmiş bir kere en başta yüce dinimiz ve sosyal normlar bize bunu emretmekte.

Bayram yaklaşırken…

Ve şimdiden tatil ve uçak rezervasyonları yapılmışken…

Unutulmuş insanlar şu da bir gerçek ki:

İsteyen unutsun bir diğerini; ya o diğerin, unutanı unutmadığı ve hakkını helal ettiği ne malum?

Sonuçta yalnız geldik bu dünyaya ve göç ederken de yalnız gideceğiz.

Demem o ki:

Demediklerim o ki:

Ders filan da çıkarmayın hani yazdıklarımdan çünkü an itibari ile sadece içimden geçenleri ilham perim izin verdiği mühlet ve müddetçe yazdım nasıl ki yazmak bana âlemin bir armağanı ve sahibesi olduğum her şey ama her şey için şükrediyorum Rabbime beni Kendinden başkasına muhtaç etmediği ve etmesin diye.

Bir renk iken kılavuzum bir de aşk.

Sözcüklerse uçuşan duygu ve düşüncelerime eşlik ederken…

Seviyorum sizleri en az yazmayı sevdiğim kadar.

Şimdiden herkesin bayramını tüm yüreğimle kutlarım