Yazarlar
Karamanlı Gufrani
10 Eser
Aşık Gufrani
( d. Karaman Başkışla köyü- 1864- Ö. Karaman 1926) Karamanlı halk ozanı
Âşık Gufrani 1864 yılında Karaman'a bağlı Başkışla köyünde dünyaya gelmiştir. Gufrani'nin asıl adı Durmuş Ali'dir. Babası Ferhat oğullarından Mehmet Ali Ağa, annesinin adını ise D.Ali GÜLCAN’ın tespitine göre Fatma hanımdır. [1] Bir şirinin dörtlüğünde doğum yeri baba adı ve yaşadığı mahalle hakkında kendisi bilgi vermiştir.
Ferhat Mehemmedin oğluyum Ali
Senden öğrenelim erkânı yolu
Kaza dahilinde Koçakdedeli
Başkışladan geldik kurulduk şimdi
Asıl adı Durmuş Ali olan şair İlkokul tahsilini, köyündeki "Sübyan Mektebi'nde" yapmıştır. Daha sonra Karaman'a gelerek; bugünkü Kale İlkokulunun bulunduğu yerdeki Hacı İshak Medresesine devam eder. [2]Bir müddet bu medresede tahsil gördükten sonra, zoraki olarak gittiği medreseden ayrılır.[3] Onun medreseden ayrıldığına dair bir başka rivayet ise medresede iken uyuya kalıp bade içmiş olmasına bağlanmaktadır. [4]
Şiir mektebimde hayalât oldu
Gayb elinden bize hidayet oldu
Her nutuk bu yüzden tulûat oldu
Saz çalgı çalandan sır olduk şimdi
Dizlerinde dile getirmeye çalıştığın olay da bade içme olayıdır. Şu halde Gufrani, bade içtiğini iddia eden ve badeli olduğuna inanılan badeli halk şairlerimizden biri olmaktadır. ( bkz BADE İÇME RÜYADA AŞIK OLMA GELENEĞİ VE ÖZELLİKLERİ ) Âşık olmaya heves etmekte olduğu anla............
Karamanlı Nizami
10 Eser
Karamanlı Nizami
Konya'lı Nizamî, (Nezami Konavi), veya Karamanlı Nizamî (Nezami Karamani) (ö. 1469-73?) olarak da bilinen Farsça, Arapça ve Türkçe şiirler yazan bir şairdir.
Karamanlı Nizami hakkındaki bilgilerin yetersizliği karşısında şiirlerini tahlili ederek ulaştığımız bazı tahmini bilgiler vardır. Bunların ışığında Nizami'nin Konya Karaman doğumlu olduğu, Karaman'da yetiştiği babasının Karaman'da tanınmış bir vaiz olduğu şeklindedir. Elimizde hayatı ile ilgili çok az bir bilgi vardır. Nizami, Karaman oğulları Beyliği döneminde, muhtemelen 1435 ve 1440 arasında doğmuştur. Babası ise tanınmış bir vaiz ve Konya'da bir tarikat piri olan Molla Veliyüddin'dir. [1] Molla Veliyüddin'in Konya'nın tanınmış müderrislerinden birisi olduğu verilen bilgiler arasındadır.[2] Nizami'nin özellikle Farsçayı oldukça iyi düzeyde öğrendiği şiirlerinden anlaşılmaktadır.
Onun temel eğitim sonrasında, babası Molla Veliyüddin, Nizami'nin öğrenimini ilerletmesi için İran'a göndermiş olduğu bilinmektedir. [3]Orada, Farsça yanı sıra şiir ve edebiyat üzerine bilgisini geliştirmiş ve çalışmalarını tamamladıktan sonra Konya'ya geri dönmüştür. Temel eğitiminden sonra gittiği İran'da iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır.
Nizami 15 yy da Divan şiirinin yerine oturma döneminde Ahmet Paşa, Necati, Şeyhi ve Ahmedi gibi çağına damga vurmuş önemli şairlerinden birisi olmayı hak etmiş bir şairdir. Bu devride yetişen şairlerin birbirlerine nazire yazdıklarından dolayı da Nizami'nin nazir...............
Karaoğlan
2 Eser
16.yy ‘ın ilk yarısında yaşadığı bilinen Karaoğlan veya Karacaoğlan adlı bir şairin olduğu kesinlikle bilinmektedir. Vasfi Mahir “ Elimizde bulunan bazı eski mecmularda 16. yy eserleri arasında Karacoğlan mahlaslı birkaç şiir de görmekteyiz” diye yazmış ve Karacaoğlan mahlaslı iki şiiri eserine almıştır. Vasfi Mahir, sözünü ettiği bu şairi meşhur Karacaoğlan’dan ayırmak için Karaoğlan olarak yazmış, bazı şiirlerini de söz konusu eserine almıştır. Çünkü Vasfi Mahir, meşhur Karacaoğlan'ın 17 yy da yaşadığı, Bu Karacaoğlan’ın ise ondan bir asır önce yaşamış bir başka Karacaoğlan olduğunu düşünmektedir. [1]
Türk edebiyatında bir birinden farklı en az üç Karacaoğlan'ın varlığı kesinleşmiş durumdadır. Vasfi Mahir’in sözünü ettiği 16. yy. şairi Karacaoğlan ile 17' yy. da yaşadığı düşünülen Çukurovalı Karacaoğlan’ın aynı kişi olup olmadığı ise kesin değildir..............
Kâşgarlı Mahmud
5 Eser
Kâşgarlı Mahmud ve Divân-ı Lügati't-Türkî ile ilgili bilgiler ,eserden alıntılar, eserin içeriği, önemi hakkında yazılar, Divân-ı Lügati't-Türki’den alıntılar için aşağıdaki ilgili başlıklara tıklayınız
Kaşifi
1 Eser
Kâşifi Gaza-name-i Rum
Gazavatname veya diğer kullanımıyla gazaname, Türk edebiyatında ordunun akınlarını, savaşlarını, kahramanlıklarını ve zaferlerini, düz yazı ya da şiir biçiminde anlatan bir yazı türüdür. [1]Bu yazı türünün ilk örneklerine edebiyatımızda 15. Yy da başlanmıştır. Kâşifi’nin yazmış olduğu Gazaname’i Rtum adlı Gaza-name edebiyatımızda yazılmış ilk gaza-namelerdendir
Fatih Sultan Mehmet ‘in saray şehnamecisi olan Kâşifi’nin Gaza-name-i Rum adlı eseri Osmanlı devrinde yazılan ilk şehname örneği olmaktadır. Kâşifi’nin bu eseri Farsça olarak ve mesnevi tarzında kaleme alınmıştır. Kaşifi bu eserinde Fatih Sultan Mehmet’in hayatını ve zaferlerini, Firdevsî’nin Şâhnâme’si gibi destansı bir üslûpla anlatmıştır. Kâşifi tarafından yazılıp Fatih’e takdim edilen bu eser Firdevsi ve Şehname’si tarzında yazılan ilk tarih konulu eser olduğu gibi Osmanlı devrine ait en eski gazavat-name örneklerinden de biridir..........
Kâtibi
31 Eser
Kâtibi hayatı hakkında çok az şey bilinen Halk Ozanlarımızdan biridir.
Doğum ve ölümüne dair belli bir kanıtımızın olmadığı gibi nereli olduğuna dair de söylenebilecek pek bir bilgi yoktur. Halk Ozanlarımızın pek çoğunun hiç olmazsa nerede doğduğunu bilebilmemize rağmen maalesef Kâtibi’nin doğum yeri veya memleketi hakkında bir şey söylemek zordur. Bir şiirindeki "Halin nedir desen Kâtip Osman’a" dizesinden asıl adının "Osman" olduğu anlaşılır.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde Halk Ozanlarından ve çöğür şairlerin birisi olarak iki defa ve iki yerde adı geçer. Evliye Çelebi’nin bu eserinde Kayıkçı Kul Mustafa ve Kuloğlu adlı şairlerle birlikte çöğür şairi olarak adı anılmıştır. Bu nedenle V. Murat’ın Bağdat seferinde bulunan Kayıkçı Kul Mustafa ve Kuloğlu ile aynı asırda yaşamış olduğu belki de tanışmış oldukları tahmin edilebilir.
Bu ise hayatı hakkında hiçbir şey bilmesek de yaşadığı dönemde bir hayli ün kazandığını göstermektedir. Evliya Çelebi' onun hakkında” Celeb Kâtibî" diye söz etmiş bu yüzden onun canlı hayvan alım satımıyla uğraştığı zannedilmiştir. [1] Ancak, sonraları Kapıkulu sınıfına asker yetiştiren "Acemi Ocağı"nda yazıcı olduğu, mahlasını ve "Celeb" lakabının buradan aldığı ileri sürülmüştür. Kâtibi mahlasını takınmış olması Kâtibi’nin okuryazar bir saz şairi olduğunu düşünmemize neden olmaktadır..............
Kâtip Çelebi
4 Eser
Katip Çelebi
(1609-1657) Osmanlı ilim ve kültürünün en büyük bibliyograf ve coğrafyacısı, felsefe, tıp, tarih, biyografi, musiki, astronom ve matematikçisi, Cihannüma ve Keşfü'z-Zünun gibi meşhur eserlerin yazarı, en önemli Osmanlı bilginlerinden biridir.
Şubat 1609 İstanbul’da doğan [1] Kâtip Çelebi’nin babasının adı Abdullah’tır. Babası, Osmanlı devlet ve siyaset adamlarının yetiştirildiği Enderun’da eğitim görerek yetişmiş silahtarlığa kadar yükselmiş askerdir.[2]
Asıl adı Mustafa bin Abdullah olan Kâtip Çelebi’ye ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk onu Kâtip Çelebi diye tanımıştır. Ayrıca Hacca gittiği ve baş muhasebeci ikinci halifesi olduğu için Hacı Halife ismiyle de ….
Katip Çelebi ilgili bilgiler ,eserden alıntılar, eserin içeriği, önemi hakkında yazılar, eserlerinden alıntılar için aşağıdaki ilgili başlıklara tıklayınız
Kaya Bilgegil
0 Eser
Kaya Bilgegil (ö. 1921-1987)
Edebiyat tarihi araştırmacısı, yazar ve mensur şiir şairi.
1921 yılında Gürün'de doğdu. Mollavelioğlu sülalesinden gelen yazar üç yaşında babası Abdullah Bey’i, dört-beş yıl sonra ise [1] annesi Zeliha Hanım’ı kaybederek yetim kaldı. Dedesi ve dayılarının himayesinde İlköğrenimine 1928’de Gürün Cumhuriyet İlk Mektebinde başladı. Orta öğrenimine Sivas’ta başlayan Kaya Bilgegil Erzurum da tamamladı. [2] Küçük yaşta şiire merak sardı. İlk şiirlerini, 1934’ten itibaren çeşitli mahalli gazete ve dergilerde yayımlandı.
Bu yıllardaki şiirleri Yedigün, Değirmen, Türk yurdu gibi dergilerde yayımlandı. [3] Lise öğrenimini İstanbul Kabataş Lisesinde tamamladı.1942 [4] Liseden sonra Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne devam etti. Fakültede iken ilk şiir kitabı olan Cehennem meyvesi adlı eserini yayımladı. 1944 ve bu okul......................
Kaygusuz Abdal
4 Eser
Kaygusuz Abdal’ın asıl adı Alâeddin Gaybî'dir. Padişah II. Murat (1421–1451) döneminde ve 1341-1444 yılları arasında yasadığı, Dedesinin Alaeddin bin Yusuf, Babasının ise Alaiye Beyi Hüsameddin Mahmut olduğu söylenir. Doğduğu, öldüğü yer ve yıl kesin olarak bilinmemektedir. [1]
Kaygusuz Abdal'ın hayatı hakkında ki bilgilerin çoğu Bektaşi menkıbelerine dayanır. Menkıbeye göre yaşamı şöyledir: Gaybî, Alaiye (Alanya) Beyi'nin oğlu imiş. İyi bir öğrenim görmüş. Bir gün yaraladığı bir geyiği kovalarken Abdal Musa’nın Elmalı’daki dergâhına varmış. Dervişlerden geyiği sormuş. Abdal Musa, koltuğunun altına saplanan oku göstererek, "Oğul attığın ok bu mudur?" diye sormuş. Şaşırıp üzülen Gaybî, onun ayaklarına kapanmış, tekkesine kul olup Kaygusuz adını almıştır…
Alanya beyi oğlunu tekkeden kurtarmak ister ama Gaybi, Musa'dan ayrılmaz. Bey, Teke (Antalya) beyine başvurarak oğlunun kurtarılmasını ister. Teke beyinin gönderdiği ordu Musa'ya yenilir, Gaybi tekkede kalır.
Kırk yil orada hizmet etmiş, Bektaşiliğin uluları arasına girmiş, 1424–1430 yıllarında Rumeli'yi dolaşmış, Edirne, Yanbolu, Filibe ve Manastır’da bulunmuş, daha sonra Hacca gitmiş, Mısır’a gönderilerek kurduğu tekkeye şeyh olmuştur. [2]
“Şeyhi tarafından Mısır'a gönderilen Kaygusuz Abdal, orada bir tekke kurar. Bu tekke, İslam dünyasında büyük bir ün kazanır ve hastalarla başı dara düşenlerin sığınağı olur. Kaygusuz Mısır'da ölür. Türbesi, Kahire yakınlarında bulunan, bir mağarada olduğu söylenir. “.[3] Hatta bazı kaynaklar bu mağaranın Mukataam dağında bir mağara olduğunu ve oraya gömülmüş olduğunu belirtirler...........
Kayıkçı Kul Mustafa
26 Eser
Kayıkçı Kul Mustafa
Türk Halk Şiirinin 17. yüzyılda yaşayan, yeniçeri şairlerinin en tanınmışı olduğu halde, nerede doğduğu, nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen asker kökenli Bektaşi geleneğinden yetişmiş saz şairimizdir.
Doğumu ve ölümü hakkında verilen tarihlerin hiç birisi bir belgeye dayanmaz. Ancak ölüm tarihinin IV. Murat’ın Bağdat seferinden çok daha sonra olduğu Halep Valisi Abaza Hasan Paşa'nın isyanından sonra da bir şiir söylediği için onun ölümünün 1658 yılından sonra olduğuna dair görüşler en kayda değer görüştür.
Hayatı hakkında bilinenlere göre şairin gençliğinde Garb Ocaklarında olduğunu sonradan İstanbul'a giderek Yeniçeri ocağına kaydolmuş olduğudur. [1]Kayıkçı adını da Garp Ocaklarında almış olduğu diğer bir bilgidir. Garp ocakları ise Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika'da Trablusgarp, Tunus ve Cezayir eyaletlerine müşterek olarak verdiği isimdir ki Kayıkçı Kul Mustafa'nın bazı şiirlerinde denizcilikten söz etmesi, Küçük Murat Reis ile Cezayir'e gittiği ve denizci olduğu vakitleri şiirlerinde anlatmış olması ile de örtüş
Kaymakam Ahmet Şekür
1 Eser
Ahmet Şekür (d.1856 ?)
Ahmet Şekür, miladi 1856 (1291) İstanbul, Nuruosmaniye’de dünyaya gelmiştir. Babası, Emin Bey annesi ise Hüsnü Melek Hanım’dır. Türk havacılık tarihinin ünlü ismi Vecihi Hürkuş ise onun amcasıdır. [1]
İlköğretimini muhtemnelen Nuruosmaniye’de tamamlamış, daha sonra girdiği Mekteb-i Harbiye’de Hoca Ali Rıza’dan resim dersleri görmüş,[2] Hoca Ali Rıza ondaki resim kabiliyetini görmüş ve onu resim yapma hususunda yüreklendirmiştir. Ahmet şekür, nitekim bu okuldan mezun olacak, önce bu okula muallim olarak girecek, daha sonra kaymakam olarak atanacak ama Hoca Ali Rıza’nın bu telkinleri sayesinde Türk Resim Tarihine adını yazdıracak kadar da rersimle ilgilenmeye devam edecektir.
Ahmet Şekür 1875 yılında Mekteb-i Harbiye’den mezun olmuş, mezun olduğu yıl içinde de Mekteb-i Harbiye’ye okula tarama ve meç muallimi olarak atanmıştır.
1888 tarihli salnamede Şekür’ün binbaşı olarak ve 1894 tarihli Mirat-ı Harbiye’de Kaymakam olarak Harbiye’nin meç ve harita hocası olduğu belirtilir. “(Şekür Efendi Nur’u Osmaniye)[3] Bu bilgileri Sami Yetik şu satırlarla doğrular: “Resim müzemizde eserleri bulunan Kaymakam Şekür, Harbiye Mektebi meç ve iskrim muallimi olarak tanınmış, resimle de iştigal ettiği söylenir bir zattı.”[4]
Bu görevinde iken 1895 yılında altın ve gümü
Kazak Abda
0 Eser
Yaşamıyla ilgili hemen hiçbir bilgimiz olmayan Halk Ozanlarımızdan biri de Kazak Abdal'dır. Bir şiirinden asıl adının "Ahmet" olduğu ortaya çıkmakta bunun dışında hayatına dair pek bilgi bulunamamaktadır. Şiirlerinden çıkartılabilecek diğer bir sonuç onun Bektaşi tarikatından bir şair olduğu şeklindedir. Şiirlerinde taşlama, yergi gücünün ağır bastığı görülür. Sakalını tıraş ettiği için "kazak" mahlasını aldığına dair rivayetler vardır.
Hayatı ve Şiirleri
Kazak Abdal'ın, kim olduğu, ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmiyor. Sadettin Nüzhet,17 Yüzyıl da yaşamış Bektaşi şairlerinden olduğunu, şiirlerine rastlanan yazma dergilerin bu 17 Yüzyıl sonlarında yazılmış olmasına bağlıyor. Balım Sultan'a (ölm. 1516) övgü olan şiir onunsa daha önce yaşadığı da ileri sürülebilir. Gerçi Bektaşiliğin ikinci piri sayılan Balım Sultan'ın aynı tarikatın dervişlerinden birince övülmesi doğaldır. [1]
Yine de, ünlü pirin söylencelerde ayrıntılarıyla anlatılan kişiliğinin Âşığın hayaline yön verdiği düşünülebilir. Kazak Abdal'ın Romanya Türklerinden olduğu söylenmektedir. Hayali bir resmi de yapılmıştır. Bir şiirinden ise asıl adının Ahmet olduğu anlaşılıyor. Kendine özgü ve gerçekçi bir bakışı vardır. Ali sevgisi Ali'de Tanrının dile geldiği, görünüş alanına çıktığı, onun insan biçiminde tanrı olduğu inançla a...............
Kazak Abda
0 Eser
Yaşamıyla ilgili hemen hiçbir bilgimiz olmayan Halk Ozanlarımızdan biri de Kazak Abdal'dır. Bir şiirinden asıl adının "Ahmet" olduğu ortaya çıkmakta bunun dışında hayatına dair pek bilgi bulunamamaktadır. Şiirlerinden çıkartılabilecek diğer bir sonuç onun Bektaşi tarikatından bir şair olduğu şeklindedir. Şiirlerinde taşlama, yergi gücünün ağır bastığı görülür. Sakalını tıraş ettiği için "kazak" mahlasını aldığına dair rivayetler vardır.
Hayatı ve Şiirleri
Kazak Abdal'ın, kim olduğu, ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmiyor. Sadettin Nüzhet,17 Yüzyıl da yaşamış Bektaşi şairlerinden olduğunu, şiirlerine rastlanan yazma dergilerin bu 17 Yüzyıl sonlarında yazılmış olmasına bağlıyor. Balım Sultan'a (ölm. 1516) övgü olan şiir onunsa daha önce yaşadığı da ileri sürülebilir. Gerçi Bektaşiliğin ikinci piri sayılan Balım Sultan'ın aynı tarikatın dervişlerinden birince övülmesi doğaldır. [1]
Yine de, ünlü pirin söylencelerde ayrıntılarıyla anlatılan kişiliğinin Âşığın hayaline yön verdiği düşünülebilir. Kazak Abdal'ın Romanya Türklerinden olduğu söylenmektedir. Hayali bir resmi de yapılmıştır. Bir şiirinden ise asıl adının Ahmet olduğu anlaşılıyor. Kendine özgü ve gerçekçi bir bakışı vardır. Ali sevgisi Ali'de Tanrının dile geldiği, görünüş alanına çıktığı, onun insan biçiminde tanrı olduğu inançla a...............
Kazak Abdal
4 Eser
Yaşamıyla ilgili hemen hiçbir bilgimiz olmayan Halk Ozanlarımızdan biri de Kazak Abdal'dır. Bir şiirinden asıl adının "Ahmet" olduğu ortaya çıkmakta bunun dışında hayatına dair pek bilgi bulunamamaktadır. Şiirlerinden çıkartılabilecek diğer bir sonuç onun Bektaşi tarikatından bir şair olduğu şeklindedir. Şiirlerinde taşlama, yergi gücünün ağır bastığı görülür. Sakalını tıraş ettiği için "kazak" mahlasını aldığına dair rivayetler vardır.
Hayatı ve Şiirleri
Kazak Abdal'ın, kim olduğu, ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmiyor. Sadettin Nüzhet,17 Yüzyıl da yaşamış Bektaşi şairlerinden olduğunu, şiirlerine rastlanan yazma dergilerin bu 17 Yüzyıl sonlarında yazılmış olmasına bağlıyor. Balım Sultan'a (ölm. 1516) övgü olan şiir onunsa daha önce yaşadığı da ileri sürülebilir. Gerçi Bektaşiliğin ikinci piri sayılan Balım Sultan'ın aynı tarikatın dervişlerinden birince övülmesi doğaldır. [1]
Yine de, ünlü pirin söylencelerde ayrıntılarıyla anlatılan kişiliğinin Âşığın hayaline yön verdiği düşünülebilir. Kazak Abdal'ın Romanya Türklerinden olduğu söylenmektedir. Hayali bir resmi de yapılmıştır. Bir şiirinden ise asıl adının Ahmet olduğu anlaşılıyor. Kendine özgü ve gerçekçi bir bakışı vardır. Ali sevgisi Ali'de Tanrının dile geldiği, görünüş alanına çıktığı, onun insan biçiminde tanrı olduğu inançla a...............
Keçecizade İzzet Molla
11 Eser
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Aslen Konyalı bir aileden gelmiştir. Dedesi Mustafa Efendi eğitim amaçlı İstanbul'a gelmiş ve oğlu Pîrizâde Mehmet Salih Efendi kendisini yetiştirmiş bir kimsedir. Dedesi Mustafa Efendi Kudüs ve Bursa kadılıklarında da bulunmuş 40 yaşlarında Davut Paşa İmamı'nın kızıyla evlenmiştir. [1]Bu evlilikten Kececizade İzzet Molla’nın babası Salih Efendi dünyaya gelmiştir [2]
Keçeci zade lakabı Babasının dedesinin Konya’da keçecilik yapmış olmasından dolayı onlara miras kalmıştır. Babası Salih Efendi, küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim alarak 19 yaşındayken ilmiye sınıfından müderris olur. Müderrislikten fetvahaneye oradan da kethüdalık ve ordu kadılığına geçmiştir. [3]] Ordu kadılığı sırasında sözlerini esirgememsi nedeniyle Konya'ya sürülür. Cezası bittikten sonra Selanik kadılığına yollanır. Oradan da benzer sebeplerden dolayı Gelibolu’ya yollandığı anlaşılmaktadır. Babası Salih Efendi, vefat ettiği zaman İzzet Molla 14 yaşındadır. Miras olarak İzzet Molla ve kardeşlerine Avret Pazarı'ndaki harap bir konak ve kırık dökük birkaç parça eşyadan başka bir şey kalmamıştır. İzzet Molla babasının ölüm.....................
Kemal Bilbaşar
4 Eser
Kemal 1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, bir polis komiseri olan Çerkes asıllı Hüsnü Naim Efendi’nin oğluydu. Annesi ise Bulgaristan göçmenlerinden Nuriye Hanım’dı. Kemal Bilbaşar’ın babası olan Hüsnü Naim Efendi, Selânik'in Balkan devletlerince işgali sırasında, müttefik subaylarınca şehit edilmiş yazar daha küçük bir çocukken yetim kalmıştı.
Annesi Nuriye Hanım Eskişehir'de ikinci kez evlendi. Yazarın üvey babası Eskişehir’de iskân müdürü olarak çalışan Avni Bey adındaki küçük bir memurdu. Evlerinde g
Kemal Bilbaşar ,ilgili bilgiler, eserden alıntılar, eserin içeriği, önemi hakkında yazılar, eserlerinden alıntılar için aşağıdaki ilgili başlıklara tıklayınız
KEMAL ÖZER
1 Eser
KEMAL ÖZER
1935, İstanbul - 30 Haziran 2009, İstanbul) II. Yeni ve Sosyal Gerçekçi Türk şair, yazar yayıncı ve çevirmeni
1935, İstanbul - 30 Haziran 2009, İstanbul) II. Yeni ve Sosyal Gerçekçi Türk şair, yazar yayıncı ve çevirmeni
Kemal Özer 1935’te İstanbul’da doğdu. Ailesi ona Özer Özler adını koymuştu. Ancak şair, Kemal Özer adını kullanmayı tercih etmiş ve 1970’te mahkeme kararıyla ismini değiştirmişti.
Babası Devlet Demir Yollarında makinistti. Babası Mehmet Bey, Sivas kökenli; annesi Kevser Hanım ise Balkan göçmeni bir ailenin kızıdır. İlköğrenimini 1942-1947 yılları arasında Çerkezköy ve Aksaray’da tamamladı.
1950’de Kumkapı Ortaokulunu[1] ve 1954 yılında ise İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Edebiyata olan ilgisi Lise yıllarında ve edebiyat öğretmenleri sayesinde olmuştu. İlk şiirleri, Ankara'da bulunduğu 1951'li yıllarda, 'Harika' [2]]dergisinde çıktı.
Kemal Tahir
16 Eser
15 Nisan 1910’da İstanbul’da dünyaya gelen yazarın gerçek adı İsmail Kemalettin Demir'dir. Deniz subayı olan babası, II. Abdülhamit’in yaverliğine kadar yükselmiş ve Yıldız Sarayı özel marangozluğu yapmış olan Şebinkarahisarlı Yüzbaşı Tahir Bey’di. Annesi ise; Osmanlı sarayında Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde bulunan Saraydaki adı “Hubser “ olan Çerkez asıllı Nuriye Hanım’dı. [1]
Kemal Tahir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası savaş yıllarında seyyar hastaneler inzibat subayı görevini yapmış, yazar da babasının bu görevleri nedeniyle ilkokul öğrenimini Çanakkale, Aydın, Burdur gibi şehirlerde yapmak zorunda kalmıştı.
Kemal Tahir, ilgili bilgiler, eserden alıntılar, eserin içeriği, önemi hakkında yazılar, eserlerinden alıntılar için aşağıdaki ilgili başlıklara tıklayınız
Kemal Ümmi
13 Eser
KEMAL ÜMMİ
15.Yüzyılın birinci yarısında yaşayan Kemal Ümmî, asıl adı İsmail olan, kişiliği halk arasında efsaneleşen Anadolu sahası Halveti mürit, derviş ve halifelerinden, tasavvufi konularda şiir yazan, tahsil görmediği için Ümmi mahlasını alan 15. yy önemli şairlerindendir.
Kaynaklarda hayatı hakkında çok fazla bilgi olmayan Kemal Ümmi hakkındaki sınırlı kaynaklardan onun Karamanlı olduğu anlaşılmaktadır. Sınırlı sayıda bilgi veren aynı kaynaklara göre Erzincanlı Şeyh Bahaeddin'in dervişlerinden biri olduğu bu Şeyhin dergâhında bir müddet ona bağlı olarak yaşadığı, Niğde de doğduğu yolunda bazı bilgiler vardır. Divanındaki bir şiirinden Halvetî tarikatına mensubiyeti ve şeyhinin Ubeydullah Hâmid olduğu ortaya çıkmaktadır. [1]
Bazı kaynaklar onun Niğde de doğduğu ve asıl adının İsmail olduğu görüşünde birleşirler. Kimi kaynaklar ise Horasan’dan gelen bir ailenin çocuğu olarak Bolu Gerede'ye gelip yerleştikleri yazılmaktadır.[2] Buna rağmen kariyer sahibi araştırmacıların genel kanısı onun Karaman doğumlu olduğu yönündedir. Halk içinde evliya mertebesinde görülen Kemal Ümmi'nin adına menakıpnameler de yazılmıştır. Adına yazılan bir menakıpname’de; "Sâfî Sultan'dan el aldı dirler." şeklinde bir ifadeye göre o zattan da feyz aldığı anlaşılmaktadır. [3] Ünü Anadolu sınırlarına da taşan Kemal Ümmi’nin çok sevilmesi yüzünden Karaman, Manisa, Mudurnu ve Niğde Mevlevîhanelerinde makamları vardır. Ömrünün çoğunu Niğde'de geçiren Kemal Ümmî rivayete göre Bolu civarında da bulunmuştur. Kimi kaynaklara göre kabri Niğde'de Yenice Mahallesinde bulunmaktadır. Latîfî ve Gelibolulu Ali Mustafa onun Karaman’ın Lârende kasabasından olduğunu, müridlerinden menâkıbını yazan Âşık Ahmed ise Horasan’dan geldiğini söyler...............
Kemalettin Kamu
1 Eser
(d. 15 Eylül 1901, Bayburt - ö. 6 Mart 1948, Ankara) "Gurbet Şairi" olarak tanınan şair ve siyasetçi
Şairin tam adı Kemalettin Kâmi Kamu’dur. Babası Kılıçoğlu Osman Nuri Efendi adındaki bir devlet memurudur. 15 Eylül 1901’de babası Osman Nuri Efendi’nin memur olarak bulunduğu Bayburt'ta dünyaya geldi. Şairin babası Osman Nuri Efendi, Erzurum’un köklü sülalelerinden biri olan Kılcızâdelere mensuptur. Annesi Hayriye Hanım ise Erzurum’un eşraflarından birisi olan Mustafa Efendi’nin kızıdır.
Asıl adı Kemallettin Kami [1] olan şairin çocukluğu babasının memur olduğu Erzurum ve Bayburt dolaylarında geçmişti.[2] Esasında ailesi onun dedesi gibi hafız olmasını istiyordu bu nedenle eğitim hayatına Arapça ve Farsça dersleri alarak başladı. Fakat Kemalettin Kâmi, İstanbul’da okuyan ağabeyi Hüsnü’nün telkinleri ile hafız olmak isteğini kaybetmişti.
Başarılı bir öğrenciydi. 1910'da ilkokulu bitirmeden dışarıdan sınava girerek orta birinci sınıftan öğrenime başlama hakkını elde etmişti. [3]Erzurum'da başladığı ortaokulu babası Erzincan-Refahiye’ye mal müdürü olarak atandığı için bu ilçede tamamladı. Babası emekli olmuş ve h