Darüşşifa - Şiirimizde  Hastane ve Hasta-

Osmanlıca yazılışı : dâr’üş şifâ  الشفا دار

Darüşşifa, Arapçadan dilimize girmiş olan bir kellimedir.  TDK Sözlükleri darüşşifa kelimesini Sağlık yurdu olarak tarif eder. Eski devrilerde ise günümüzdeki gibi hastane anlamında kullanılmıştır.

Dar’üş şifa sözcüğü ev yurt anlamına gelen dâr دار, sözcüğü ile tedavi,  deva bulmak  hastalıktan kurtulma, iyi olma, sağalma anlamındaki şifa şifâ'  شفاء sözcüğü ile kurulmuştur.

Darüşşifa Nedir:  Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, kendine özgü mimarisi olan  müstakil olarak yapılmış veya cami, medrese, han, hamam, bedestenle birlikte yapılmış olan  külliyeleri  bütünleyen, tedavi merkezi ve hekimlik okulu işlevini gören mimari eserlere verilen addır.

Darüşşifa şiirimizde  çok  sık mevzusu edilen bir kelimedir. Şifa evi, hastaların yattığı yer, doktorun şifa verdiği yer anlamında kullanılmıştır. Darüşşifa,  akıl hastanesi veya tımarhane olan  bimarhane ve  bimaristan yerine de kullanılmış, bimar- akıl hastası- kelimesi ile sık sık yana yana  gelmiştir. ( bkz Bahar Cinnet ve Cünunluk Alakaları )Eskiden  “kimseye zarar vermemeleri akıl hastalarının boyunlarına lale denilen zincirli bir halka takıp zincir ile bir yere bağlarlarmış. “ [1]

Lâle-âsâ dâg-ber-dâg oldı cism ü dil Fehîm
Geldi nevrûz-ı cünûn oldı gulû-yı nev-bahâr

(Fehîm s. 368, G.48/5) “Ey Fehîm! Delilik nevruzu gelip bahar coşkunluğu ortaya çıktı, beden ve gönül, lâle gibi yanık yarası üstüne yanık yarası oldu. Lale asa sözcüğü tevriyeli kullanılmış hem yara, hem lale,  hem de boyna takılan delilik  halkası anlamlarında kullanılmıştır.

Nev-bâhâr oldı yine geldi cünûn eyyâmı
Takdı zencîrlerin bâd-ı bahâr enhârun                Bâkî[[2]

“Bahar geldi, yine delilik günleri geldi. Bahar rüzgârı, nehirlerin zincirlerini taktı.” beytinde şâir, bahar mevsimi geldiği için deliliğin artmasını; bahar-cünûn ve zencîr-enhâr kelimelerini ilişkilendirerek anlatmıştır.

Ol görinen şa’şa’a sanma bahâr-ı hüsnünün
Mihr olup dîvânesi gerdûnda zencîrin sürür           Zâtî  

“O görüneni parlaklık sanma. Güneş senin güzelliğinin delisi olmuş boynunda zincirini sürümektedir.”

Tavk-ı zincir-i rıza ber gerdenim ey Naili
Bu kuhen darüşşifa madam meskendir bana        Naili

Madem dünya denilen bu köhne tımarhane benim yurdumdur. Ey Naili, kaza ve kadere rıza halkasını boynuna tak.

Şairlerimiz hasta veya deli olmayı Leyla uğruna deliren Mecununla ilişkili düşünmüşler, delilik, mecnunluk ve cünunluk arasında alaka kurmuşlardır.  Bahar vakti , cünunluk, delilik ve mecnunluk zamanı olarak düşünülmüş, bu yüzden bimar, mecnun, bahar, Nevruz, bimarhane, darüşşifa, şifahane, kelimleri sık sık tenasüplü kullanılmıştır.

Müjde ey dârü’ş-şifâ dîvâneyüz nevrûzdur
Âşinâ-yı ‘akldan bîgâneyüz nevrûzdur           Fehîm

“Ey tımarhane! Müjde, divâneyiz, aklın bildiğinden uzaklaşmışız, çünkü nevruz gelmiştir.”

Arz-ı dîdâr eylesen kûyun tolar ‘uşşâk ile
Kim olur hengâme-i dârü’ş-şifâ nevrûzda           Cinânî

Sen yüzünü göstersen bulunduğun yer, âşıklar ile dolar. Nitekim nevruzda tımarhanelerde karışıklık çok çıkar

Bimar, Bimarhane Nedir?  Bimar hasta, bimarhane ise tımarhane, deliler hastanesidir.  Bu bakımdan bimarhane şifahane ve darüşifa kelimesi ile eş anlamlı kullanılmıştır.

Bulur revnak tabîbün berg-i sümbül gibi destinde
Yapışsa fikr-i gül geşt-i çemen ile nabz-ı bîmâra        Arpaeminizâde Mustafa Sâmî [3]

“Gül, çimenlikte gezme düşüncesiyle hastanın nabzına yapışsa tabibin elinde sümbül yaprağı gibi letâfet bulur.

Cünun vadilerin hep devlet-i aşkında tayy ettim
Hemen bir rehgüzarım düşmedik  darüşşifa kaldı.     Nabi

Devlet aşkı ile delirme vadilerinin hepsini dolaştım  girmedeğim bir tek tımarhane kaldı.

Sille-i darüşşifadır sanmayın gök gürlüyor
Bu yağan yağmur değildir asuman ağlar bana      Nevres

Kamu bimarına cana deva-yı derd ider ihsan
Niçün kılmaz  bana derman beni bimar sanmaz mı      Fuzuli

Darüşşifa-yi vusleti etti güşade yâr.
Bimar-i hecre eyledi derman birer birer.     Nabi

Maristan:  Şifahanenin diğer bir adıdır. Selçuklular şifa haneye Maristan da demişlerdir. Mar aslında yılan anlamındadır. Selçukluların şifahanelerin üzerine birbirine sarılmış yılan motifleri işledikleri için   hastahanelere maristan demiş olmaları mümkündür. 

Hasta  ve Hastahane ve   halk ve çağdaş şiirimizde de elbette çok sık geçer. Halk ve çağdaş şiirimizde de aşk hastalığı, aşktan delirmek oldukça yoğun işlenen bir mevzudur.

Hastane önünde incir ağaçı
Baştabip geliyor zehirden acı

----

Hey gidi Cerrahpaşa içmem suyundan içmem
Bir dahaki seneye yolcuda gelip gitmem

--.

Ne hasta bekler sabahı, 
Ne taze ölüyü mezar. 
Ne de şeytan, bir günahı, 
Seni beklediğim kadar.      Necip Fazıl Kısakürek

---

Hasta oldum derdune
Oku bana yasini 
Gün boyunca ağlayup  
Gözyaşumi silesun 

--

KAYNAKÇA

[1] A. TALAT Onay , EdebiyatımızdaMazmunlar, 1996 , shf, 181

[2] Zehra GÖRE, DİVAN ŞİİRİNDE “CÜNÛN EYYÂMI” OLARAK BAHAR, https://turkishstudies.net/dergi/cilt1/sayi5/sayi5pdf/g

[3] Zehra GÖRE, DİVAN ŞİİRİNDE “CÜNÛN EYYÂMI” OLARAK BAHAR, https://turkishstudies.net/dergi/cilt1/sayi5/sayi5pdf/g