Eman Yüzüğü  ve Aman Dilemek

Eman veya aman kelimesi; himaye  etmek, emniyet vermek, yardım etmek, teslim almak manalarını karşılayan bir sözcüktür. Bu sözcük  devletlerarasında yapılan bir akdi, anlaşmayı, saldırmazlık  sözleşmesini de ifa etmiş, devletlerarasında sınırları emniyete almak anlamında kullanılmıştır.

Eski devirlerde  eman vermek veya eman yüzüğü vermek  devletler  arasında bir hukuku ifade etmek için kullanılmıştır.  Bu nedenle eman vermek  “ Devletler hukukunda' ise, düşmana emniyet altında olduğuna dair verilen söz veya yapılan işaret yerinde kullanılan bir tabirdir. Harb sırasında verilen "eman" de, harb hali uzadığında, eman verilen şahıs zimmî ise "cizye" öder. Eman verilmesine ya "imam" müsaade veya onun temsilcileri olan "müminler müsade eder". Halk dilinde' daha ziyade "aman" şeklinde kullanılır.” [1]

Eski şiirimizden ve eserlerden  anlaşıldığına göre bu anlaşmanın sağlandığına işaret etmek üzere anlaşmayı yapan tarafların bir birlerine yüzük gönderdikleri ve bu yüzüğe de eman yüzüğü veya halk arasında aman yüzüğü dendiği ortaya çıkmaktadır. 

Şu halde  devlet adamlarının   “birisine aman verildiğini bildirmek üzere verdikleri  yüzüğe eman yüzüğü dendiği ortaya çıkar.  Fakat  eman vermek tabirinin tanrının birliğini kabul etmek, Allah’a teslim olmak anlamlarında da kullanıldığı  dikkatlerden kaçmaz

Nitekim eman verme  hadisesinin  Dede Korkut’ta da sık sık bu anlamlarında kullanıldığı açıkça görülmektedir.   Nitekim eski Türklerde aman dileyen kâfirlerin öldürülemediği, dinen yasak olduğu bilinen bir konudur.

"Dirse Han bunu işitdi, aydur: Kırk yoldaşım aman, Tanrının birliğine yoktur güman (şüphe)".

"Delü Karçar aydur: Meded aman, el-aman, Tanrının birliğine yoktur güman". "Aman mere kâfir aman Tanrının birliğine yokdur güman. Kâfirler oğlana aman verdiler, elin çözdüler, gözün açtılar". "Mere Azrail aman Tanr’nın birliğine yokdur güman".

Eman dileyenlerin, boyunlarına beyaz kefen  sardıklarını veya söz ile aman diledikleri kılıcı, kefeni eman dilenen  hükümdarın veya şahsın önüne koyduklarını veya oklarının uçlarına Kuran yaprakları taktıkları, diz çökerek aman diledikleri vb eski kaynaklardan gelen bilgiler olmaktadır.  Aman dileyen  yenilgiyi kabul etmiş, rakibinin bendesi olduğunu ilan etmiş demektir. Eman vermek ise  savaş esirlerine yaşam hakkı tanımak demektir. 

Bir şehri teslim alan hükümdarın halkın canına veya malına kast etmeyeceğine dair verdiği sözlere Eman-name dendiği  fethettikleri şehir ve bölgelerin halkına ve müdafaa eden askerlerinin öldürülmeyeceği anlamına geldiği bilinmektedir. Nitekim Fatih Sultan Mehme’in 1453’te, Galata sakinlerine bu tarzda eman verdiği tarihlere geçmiştir.

Pek çok hükümdarın aman dileyenlere eman verdiği halde  sözlerinde durmadıkları da vakidir. Nitekim Sivas’ı kuşatan Timur Sivas  halkına amanname verdiği halde on beş bin muhafızı diri diri gömdürmüştür.

Eman vermek veya aman dilemek divan şiirimizde bahsi geçen konular arasındadır.

Eğerçi la’li  bize gösterir  eman yüzüğün

Gözü kıyar canıma  zerrece eman olası         Şeyhi

 

Meded öldük  ey saki-i nev- civan

Elinde değil mi o  mühr-i eman                Nevizade Atayi

 

Zinhâr emîn oturma ki âlemde kimse hiç.

Bulmadı çarh-ı zâlim elinden emân dahi.

 

El-emân ey sendedir mühr-i emânet el-emân            Niğari

 

Baş açık dergâha geldim Pîr-i Sâmî el-emân 

 

Menzilin bâlâ-yı rif'at olduğun bilmez miyem

Doğrulup bu râha geldim şâh-ı Sâmî el-emân 

Mahrem-i esrâr-ı Hazret olduğun bilmez miyem            Abdurrahim Reyhan

 

 KAYNAKÇA


[1] Prof. Dr. Aydın TANERi,” TÜRK TARİHİNDE "EMAN" KURUMU,” https://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/24/108.pdf