Fahriyye :

Osmanlıca yazılışı: فخریه – fahriye

Fahriyye kelimesi Arapça asıllıdır.  Fahr, kendini öven, yaptığını sayarak övünme, övülmeye sebep olacak kimse. Fazilet. Büyüklük. Şeref. Anlamlarındaki Arapça asıllı “fahr” kelimesinden türemiş bir edebiyat terimidir.  Sözlükteki anlamı : “Bir kimsenin kendini methetmek için söylediği söz veya şiir. Fahre mensub ve müteallik olan. “,  “eski şairlerin, kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler” [1]şeklindedir.

Kaside bizim edebiyatımıza Arap edebiyatından girmiştir. Arap edebiyatında sie İslamiyet’ten önce  var olan  bir türdür. İslamiyet öncesi ve sonrasındaki Arap edebiyatı kasideleri şairlerin daha çok sevgilinin yaşadığı yerleri, ailesini,  sevgilisini övmek için yazılan şiirler şeklindedir. Fakat kasideler bizim edebiyatımıza farklı bir hüviyet kazanarak girmiş, din ve devlet ulularını övmek için yazılan bir şiir türü olmuştur.

Fahriye,  bölümü kasidelerde şairlerin kendilerini övdükleri beyitlerin bulunduğu beşinci bölümdür. Ayrıca şairlerin kendilerini övmek amaçlı yazdıkları müstakil şiirlere de fahriye denmektedir.  Kasideler temel maksat olarak kudsi bir varlığı ( Allah, Peygamber, Dört halife ) veya bir devlet büyüğünü övmek bazen da över gibi yaparak hicvetmek ya da aşağılamak için yazılmış yazılardır. Şairin asıl amacı bir din veya devlet büyüğünü övmektir. Fakat şair kasidenin fahriye adı verilen bölümünde kendini de över Bu bölüme kaside de fahriye bölümü denir.  Kasidelerde şairlerin başkasını övdüğü ve kasidenin yazılma amacını oluşturan bölüme methiye bölümü denir.  Methiye bölümünde şair kasidesini sunduğu kişiyi yüceltip övmekte iken fahriye bölümünde ise kendisini över.

Fahriye, edebiyat terimi olarak genellikle kasidede, bazen de gazel ve mesnevi gibi türlerde şairin kendisini övdüğü, felekten yakındığı, durumunu kaside sunduğu kişiye- memduhuna- arz ettiği, ondan yardım dilediği, yardımının ne yönde olacağını ima ettiği, bazen da şairlik ve şiirin nasıl olması gerektiğini ifade ettiği bölümün adıdır. Bazı gazellerin makta beyitlerinde  ve mesneviler de de şairler kendilerini övebilmektedirler. Bunun dışında özel olarak şairlerin kendilerini övmek için yazdığı şiirler de vardır.  Bu tip müstakil şiirlere de fahriye denir.

Şairlerin kasideleri yazma amaçları bir devlet büyüğünü göklere çıkararak onlardan caize, tımar, mevki, mertebe,  makam ummuş olmalarıdır. Bu amaçla yazılan kasidelerde şair o devlet büyüğünü överek asıl maksadını da ima etmektir.  Şair fahriye bölümlerinde kendilerini överlerken umdukları şey ne ise ( mevki, makam, caize, tımar vb) onu da ima etmiş olurlar.  Övdükleri kişiye,   Tahir’ül Mevlevi’nin deyimi ile “ Kibar dilenci olduklarını ifade etmek, verilecek caizenin de ona göre büyük olması gerektiğini anlatmak için olsa gerek ”,  kendilerini de överler. Hicviye konulu kasideler ise methiyelerin tam tersidir. Ya biri ağır bir şekilde eleştirilir ya da övülüyormuş gibi alaya alınır.

Fahriye bölümlerinde şairler kendilerini överlerken abartılı benzetmelere, mübalağalı ifadelere, gerçeklikten uzak tasvirlere yer verseler de  zaman zaman bu bölümleri ideal bir şair  ve  ideal şiir nasıl olmalı sorusuna cevap vermek için de kullandıkları dikkat çeker. Yani bazı şairler fahriye bölümlerini sadece kendilerini övmek amacı ile değil; ideal şiir ve şairliği anlatmak amacıyla da kullanmışlardır. “Fahriye örnekleri, aynı zamanda tezkirelerde ve divan dibacelerinde yer alan şairlik ve şiir değerlendirmeleri ile de örtüşmektedir”[2]

Kasidelerdeki Fahriye  bölümü esasında birkaç beyti geçmemektedir. Fakat bazı kasidelerde  bu bölümün  31 beyte kadar ulaştığı görülür. “Örneğin Nefi’  Hz Peygamberi övmek için başladığı toplamı 45 beyit olan  bir kasidesinin 31. beytinde kendini övmüştür. “ [3]

Şiir dünyamızda kendini övmekten en çok hoşlanan şair Nefi’dir. Bazı şairlerimiz fahriye yazmaktan hoşlanmadıklarını da ifade etmişler ama bunun bir gelenek olduğundan dolayı yazmak zorunda olduklarını ifade etmişlerdir.

Eş’âr ile fahr eylemeyi istemem ammâ
Fahriyyece söz âdet-i erbâb-ı beyândır            Enderunlu Vâsıf
(Şiirde övünmeyi sevmem ama, fahriye söylemek şiirin töresidir.)

Bazı şairler fahriye bölümünü sırf kaside töresi olduğu için yazarlarken bazı şairler  bu bölümü kendilerini övmek için büyük bir fırsat olarak görmüşlerdir.  Şairler fahriye bölümlerinde  şiirlerini, meşalye, şuleye, yıldıza,  inciye ( Bkz Dürr – İnci – Divan Şiirinde İnci, Dürr-i Aden - Aden İncisi,) , Dürr-i Yekta - Dürr-i Yetim’e benzetmekten çok hoşlanmışlar, kendilerini bülbüle benzetmişler,  kendilerini söz mülkünün sultanı görmüşler, Fars şairlerinden üstün şiirler yazmakla övünmüşlerdir.

Ukde-i ser-rişte-i râz-ı nihânîdir sözüm
Silk-i tesbîh-i dür-i seb’a’l-mesânîdir sözüm  Nefi
             (Benim şiirim, gizli sırları tutan tesbihin imamesi; Fatihâ sûresinin incilerinin dizildiği iptir

Benüm şi’rüm bigi dürler düzilmiş gûşvâr olmış
Yaraşur şeh kulagında bu dürr-i şâhvâr olsun
             ( Benim şiirim gibi inciler dizilmiş, kulaklara küpe olmuş. Çünkü sultan kulağında şahlara yakışan bu inciler bulunmalıdır.)

Asuman himmet umar kevekebe-i tab’imden
Akl-i kül ders okur endişe-i idrakimden                   Nefi
           ( Gökyüzü himmet umar  yıldızlarımın ışığından  bütün akıllar idrak kuvvetimden medet bekler )

Şehâ vasfun gülistânında bir bülbül durur
Vasfî Ki tekrâr itdüği her lahza medhün dâstânıdur             Vasfî
           (Sultânım, Vasfî senin övgü bahçende bir bülbüldür, ki her an tekrar ettiği senin övgünle ilgili destandır.)[4]

Benem zamânede ser-leşker-i sipâh-ı suhan
Benem zamânede erbâb-ı nazma ser-defter          Nefi
          (Söz askerlerinin komutanı benim. Şairler defterinin en başında yer alan  şair benim.)

Kemâl-i reşk ile mümkin mi olmamak meftûn
Hayâl-i nâzüküme şa’ir-i Sıfâhânî                           Neşati
           (İnce  hayallerime İsfahan şairlerinin imrenmemeleri mümkün mü?)

Egerçi peyrev-i şem’-i kelâm-ı Enverî’yem
Sözüm çerâgı benüm şimdi gül gibi meşhûr         Nev’î
                (Enverî’nin söz mumunun izleyicisi olsam da, benim şiir meşâlem şimdi gül gibi meşhûrdur )

Nüsha-i şi’rüm irişdükde sevâd-ı Hinde
Sandılar Rûmdadur Feyzî-i Hindistânî          Cevrî
            (Şiirlerim  Hint ülkesine ulaştığında, Hindistanlı Feyzî Osmanlıdır. zannettiler.)

 

KAYNAKÇA

  • [1] https://www.osmanice.com/osmanlica-7720-nedir-ne-demek.html

  • [2] TÛBÂ IŞINSU İSEN, DİVAN ŞİİRİNDE FAHRİYE,Yüksek Lisans Tezi,  Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bilkent Üniversitesi, Ankara Haziran 2002, shf

  • [3] Tahir’ül Mevlevi, Edebiyat Lüğati, Enderun Kitabevi, 1973, shf 43

  • [4] TÛBÂ IŞINSU İSEN, DİVAN ŞİİRİNDE FAHRİYE,Yüksek Lisans Tezi,  Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bilkent Üniversitesi, Ankara Haziran 2002, shf