ŞİBLİ

Ebubekir Muhammed Bin Halef

 

Tahminen Hicri , 247/861 yılında doğduğu[1] (ö. 334/946’da 87 yaşında  Bağdat’ta ölen, Cüneydi Bağdadi’nin halifelerinden ve Kadiriye, Mevleviye, Rifaiye, Şazeliye tarikat silsilelerindeki şeyhlerden birisidir.

Sâmerrâ’nın Şibliye köyünde doğduğu için için kısaca Şibli adı diye anılan Türk asıllı bir aileden gelen babası Abbâsî sarayında hâcibü’l-hüccâblık, dayısı ise İskenderiye’de emîrülümerâlık görevinde bulunan bir zattır. [2] Şibli, Horasan’a beş konak mesafede olan ve o vakitler ahalisi tamamen Türk olan bir yerleşim yeridir. [3]Bu bölgede yaşayan Türkler hâkimiyetlerini ve ırklarını koruma isteklerine bağlı bir tedbir olarak, Arapların kendileriyle birlikte yaşamasına izin vermiyorlardı.” [4] Ayrıca “  Halife Mu’tasım ( 218/833 – 227/842) ‘Türklerin diğer grupların tümünden ayrılmasını Fergana’dan başka bir yerde başka bir kavimle komşuluk yapmamalarını’ emretmişti. Ayrıca Mutasım, Türklere cariyeler satın aldı ve o cariyelerle evlendirdi. Türklerin bu cariyelerine gayrimenkul ve menkuller verdi, isimlerini divanlarda kaydettirdi; hiçbir kimse, bir kadını boşamaya veya bu kadınlardan ayrılmaya yol bulamadı. Mu’tasım’ın ordusu ve saray görevlileri, hepsini de çok sevdiği Türklerdendi. “[5]

Şibli’nin Abbasi sarayında bu kadar rağbet görmesinin bir nedeni de buydu. Şüphesiz ki Abbasi Hükümdarları kendilerine saltanat bahşeden Eba Müslim Horasani’nin hatırasına çok saygı duyuyorlar bu nedenle Horasanlı Türklere çok özel önem atfediyorlardı.   Kimi kaynaklar Şibli’nin asıl adının Ca‘fer b. Yûnus olduğu  mezar taşında da bu şekilde yazılı olduğunu belirtir.

Şibli,  iyi bir eğitim görmüş babasının görevi ve aldığı iyi eğitim sayesinde Abbâsî hükümdarlarından Muvaffak’ın veliahtlığı sırasında onun arkadaşlarından birisi olmayı başarmış ve unun hâcibliğini yapmıştır.  ( bkzHâcib Nedir.) Abbâsî sarayında yetişmiş, iyi eğitim almış, yöneticilik yapmış,  devrinin en müreffeh hayatına sahip olmasına, servet ve nimet içinde yaşamasına rağmen tüm bu görkemli hayatı terk edip zühd ehli olmayı seçen bir Türk mutasavvıfı olması çok özeldir. Hayatı ve yaptığı tercih bakımından Hâkim Senai’ye benzer. ( Bkz Hâkim Senâî Kimdir Senai ve Layhar Kıssaları  )

Ancak zamanla bu görevini bırakıp Cüneyd’i bağdadi’nin yanına gitmiş, ondan tasavvuf eğitimi almış bilahare Şeyh Cüneyd-i Bağdâdî’nin yetiştirdiği halifelerden biri olmayı başarmıştır. Cüneydi Bağdadi’nin “  Her kavmin bir tacı vardır. Bizim kavmimizin tacı da Şibli’dir.”[6] Sözüne mazhar olacak kadar tasavvufta üst bir mertebeye ulaşmış ve meşhur bir mutasavvıf olmuştur.  Onun aldığı eğitim ve bilgi seviyesini ideak etmek için Ebû Abdullah Muhammed er-Râzî’nin  “Sûfîler içinde Şiblî’den daha âlim bir kimseyi görmedim” [7]şeklindeki sözü yeterli olmalıdır.

Tasavvufun bütün konu ve kavramları üzerinde fikir beyan eden  tasavvufun bir bilim olmasında öncü rol alan mutasavvıflardan ve teorisyenlerinden biri olan Şibli, fıkıh ve hadis ilimlerini yetersiz görmüş, “Gerçek fıkıh Allah ile kul arasındaki halleri açıklayan fıkh-ı ilâhîdir” şeklinde düşünmüştür. “ Hadis ilmini ve hadisleri gerçeğe ulaştırabilecek bir yol olarak görmeyen Şibli,   Kur’an’ı âyetlerin manaları üzerinde yoğun biçimde düşünerek okumayı tavsiye etmiştir.  Şibli’nin bu usulle Kur’an’ın ancak dörtte birini kırk üç yılda okuyabildiği kaydedilmektedir.”[8]  Şibli’nin Layhar’ı ise Cüneydi Bağdadi olmuş olur. ( bkz Külhani-i Layhar Kıssaları Şiirlerde Layhar ve Senai )

Şibli’nin Hallac-ı Mansur ile tanıştığı, Hallac-ı Mansur’ın düşüncelerine yakın ve benzer fikirlerinin de olduğu hatta Hallac-ı Mansur’un idamını da izleyen kişiler arasında olduğuna dair işaretler de vardır.  ( bkz Enelhak Nedir Hallac-ı Mansur’un İdamı  )

Türk ve Divan şairlerinin Şibli’den söz etmelerinin nedenleri Türk kökenli olması,  Anadolu ya gelen Türklerin anavatanı olan Horasan’da Cüneyd Bağdadi’nin çok saygı görmesi, onun iltifatına mazhar olmasıdır.  Divan ve tasavvuf edebiyatında Şibli’nin “ Ya Rab, halk seni nimetlerin için sever. Ben ise seni belân için severim” [9]sözüne çok atıfta bulunulmuştur.

Şibli,  divan edebiyatında Bayezıd Bestami, Cüneyd-i Bağdadi, Halllac-ı Mansur, Hâkim Senai’den sonra en çok tanınan mutasavvıflardan biridir. Divan şairleri de Şibli’den saygı ile söz ederler ve onu büyük mutasavvıflar arasında kabul ederler.  

Deyr içre seyr edip ol büt-i işve kâfiri

Şiblî olursa etmeye zünnardan girîz    Naili

O - dünyalar güzel- işveli kâfir dilberini kilisenin içinde gören biri Şibli bile olsa zünnar bağlayıp papaz olmaktan çekinmez.

Eylemezdi tane-i hak nâ şinâsândan hicâb

Çehre-i Mansur’a Şibli’nin gülü hâr olmasa İzzet Molla

Mürid olmak gerek sen pîr-i aşka

Gerek Şibl’i gerek Bayezıd  ol     Hayreti

KAYNAKÇA 

[1] Rifat OKUDAN, “EBÛ BEKR ŞİBLÎ: HAYATI VE TASAVVUF TARİHİNDEKİ YERİ” İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 8 [2007], sayı: 19, ss. 211-234

[2] DİLAVER GÜRER, “Şibli Ebubekir “ https://islamansiklopedisi.org.tr/sibli-ebu-bekir

[3] Rifat OKUDAN, “EBÛ BEKR ŞİBLÎ: HAYATI VE TASAVVUF TARİHİNDEKİ YERİ” İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 8 [2007], sayı: 19, ss. 211-234

[4] Yakûbî, Ahmed b. Vâdıh el-Ba’lebekî, Buldân, Leiden 1892, s. 435

[5] Rifat OKUDAN, “EBÛ BEKR ŞİBLÎ: HAYATI VE TASAVVUF TARİHİNDEKİ YERİ” İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 8 [2007], sayı: 19, ss. 211-234/ Yakûbî, age, s. 257; Mes’ûdî, Ali b. Hüseyin, Murûcu’z-Zeheb, Mısır 1346, c. II, s. 349.

[6] A.T.Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ,  MEB, 1996, s. 463- 464

[7] DİLAVER GÜRER, “Şibli Ebubekir “ https://islamansiklopedisi.org.tr/sibli-ebu-bekir

[8] DİLAVER GÜRER, “Şibli Ebubekir “ https://islamansiklopedisi.org.tr/sibli-ebu-bekir

[9] A.T.Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ,  MEB, 1996, s. 463- 464